İki ileri bir geri!

İki ileri bir geri!
İki ileri bir geri!
Meksikalı yönetmen Alfonso Cuarón'un Sandra Bullock ve George Clooney'i bir araya getirdiği 'Yerçekimi', görsel olarak etkileyici olsa da senaryosuyla Hollywood hamasetinden kendini kurtaramıyor.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Alfonso Cuarón; ‘Büyük Umutlar’da sevdiğimiz, ‘Y Tu Mamá También’ ile hayranlığımızı kazanan, serinin en iyilerinden ‘Harry Potter ve Azkaban Tutsağı’ ile popüler işlere de imzasını koyabileceğini kanıtlayan ve ‘Son Umut’ ile yükselip, ‘Paris, Seni Seviyorum’la biraz düşen bir yönetmen olarak kayıtlara geçmişti hafızalarımızda.
Hal böyle olunca son filmi ‘Gravity/Yerçekimi’ne yönelik merak da o kadar büyük oldu. Filmin yurtdışında aldığı iyi eleştiriler bu merakı daha da katladı hiç kuşku yok ki. Açık söylemek gerekirse film, merak etmeye değecek kadar önemli buluşlarıyla heyecanlandırırken, geleneksel Hollywood hamasetine yaslanmayı tercih eden senaryosuyla hayal kırıklığına neden oluyor. Yani sinema adına iki adım ileri atarken, bir adım geri atıyor.
Yetenekli tıp mühendisi Dr. Ryan, son seferine çıkan deneyimli astronot Matt Kowalsky ile birlikte bir uzay boşluğunda salınırken açılıyor perde. Uzaktan gördüğümüz bir üçüncü astronotun da yer aldığı ekibimiz uzay mekiğindeki bir teknik arızayı gidermek için uzay yürüyüşündeler. Ancak beklenmedik bir gelişme bu görkemli anları kâbusa çeviriyor. Rusya’nın kendi uydusunu roketle vurması sonucu atmosferde dolanan uydular arasında birbiri ardı sıra reaksiyonlar oluyor ve binlerce ‘uzay çöpü’ serbest salınımla atmosfer çevresinde hızla dönmeye başlıyor. Zamanında uzay mekiğini çalıştıramayan kahramanlarımız bu çöp yağmuruna tutuluyorlar. Yüzünü hiç görmediğimiz üçüncü kişi ölüyor, mekik parçalanıyor ve kelimenin gerçek anlamıyla ‘Houston bir problemimiz var’ durumu yaşanıyor. Matt ile birlikte uzay boşluğunda kalan Ryan bir süre sonra yola yalnız devam etmek zorunda kalıyor.
‘Yerçekimi’, ‘uzay filmleri’ kategorisine birçok yenilik getirecek bir yapım. Öncelikle Alfonso Cuarón etkili bir görsellik yakalıyor. Özellikle gelişmeleri uzay elbisesi içindeki karakterlerin gözünden takip ettiğimiz anlar çok etkileyici. Aynı şekilde, sonsuzluk ve ‘ferah’ çağrıştıran büyük bir boşluğun aslında nasıl da ‘daracık’ bir alan haline gelebileceğini hem gösteriyor hem de hissettirmeyi başarıyor. Ryan’ın büyük boşluk içerisindeki sıkışıp kalmışlığını yarattığı atmosferle müthiş anlatıyor. Ve tabii son dönemde uzay bilimcilerin sıkça dile getirdiği ‘uzayda oluşan çöp yığınları’ meselesinin yaratacağı sorunlara da dikkat çekiyor. 

Bullock filmi sürüküyor

Bunlar filmin ileriye doğru attığı iki adım. Ama aile , çocuk vb. gibi Amerikan sinemasının çokça sevdiği motivasyonların hikâyenin içine dahil olmaya başlaması bu görsel tasarımı oldukça zedeliyor. Ryan’ın hayatta kalmak için bu tür klişe gerekçelere ihtiyaç duyması belki dünya gerçeğiyle örtüşebilir ama ‘uzay’da ne kadar geçerli bunu tahmin etmek zor.
Filmin uzunca bir bölümünü tek başına sürükleyen Sandra Bullock’un (nedense çok sevilmez) performansının hakkını verelim. George Clooney ise filme neşe katıyor. Toparlarsak, ‘Yerçekimi’ sinema tarihinde ‘uzay filmleri’ denildiğinde anılacak filmlerden birisi olarak kayıtlardaki yerine alacak hiç kuşku yok ki ama bu listenin tepelerinde kendine yer bulur mu? Bunu söylemek biraz zor görünüyor.