İki süper kahramanın çözemediği mesele

İki süper kahramanın çözemediği mesele
İki süper kahramanın çözemediği mesele

İsrailli Oreet Ashery nin politik sanatın kudretine dair de ironik bir yaklaşımı var. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

İsrailli Oreet Ashery ve Filistinli Larissa Sansour'un üç yıllık sanatsal birliktelikleri, Filistin meselesine deneysel bir yöntemle bakan bir çizgi roman ortaya çıkardı. Ashery'yle 'işgale son' demenin bu fantastik dilini ve sergileri 'Falafel Yolu'nu konuştuk
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinar.ogunc@radikal.com.tr / Arşivi

İsrailli Oreet Ashery ve Filistinli Larissa Sansour işgal altındaki Filistin’e dair sözü olan ve bunu kendi meşreplerince hayata geçiren iki sanatçı. Pek alışıldık bir yöntem kullanmıyorlar, kendi kişiliklerinden yola çıkarak şekillendirdikleri Nonel ve Vovel isimli süper kahramanlarla fantastik bir çizgi roman yaratmışlar.
İngiltere ’de yaşayan iki sanatçıya bir sergi açılışında virüs bulaşır. Bu, istediklerini yapmalarına olanak veren süper kahramanlık virüsüdür. Fantastiğin acıklı yanı, böylesine kurgusal bir metinde dahi Filistin’in acılarına son vermenin yolunu bulamazlar. Ta ki 50 Filistinli kadın Ninja onlara destek çıkana kadar…
İstanbul Tophane’deki DEPO’da açılan ‘Falafel Yolu’ adlı sergi, bu grafik romanın kare kare sergilenmesinin dışında, ikilinin üç yıllık işbirliklerinin mahsulü olan üçlemeyi ve falafelin İsrail tarafından işgali üzerine kafa yoran 20 kısa videoyu içeriyor. Hepsini içeren İngilizce kitapta, oryantalizm, dil, tarih, sömürgecilik gibi başlıklara dair deneysel yaklaşımları söz konusu.
Açılış için İstanbul’da bulunan Oreet Ashery’le konuştuk. 

Hayatta ulusal kimlik denen bir şeyin varlığını kaç yaşında keşfetmişsinizdir?
İyi soruymuş. Ben de süper güçlerimi kaç yaşında keşfettiğimi soracaksınız sandım. (Gülüyor) 

Ona ayrıca geleceğiz. Önce İsrailli olduğunuzu nasıl fark ettiğinizi merak ediyorum.
Sanırım 13 yaşındaydım. Kudüs’te bir lokantada çalışıyordum. Mutfakta bulaşıkları yıkıyorduk. Bir de çocuk vardı; İsrail pasaportlu bir Arap Filistinli genç… Biraz çocukça, biraz flörtleşen, biraz didişen, garip bir ilişkimiz vardı. Ailemle oturduğumuz yere çok yakın bir yerde yaşıyordu. Çok gururlu bir gençti ve öfkeliydi. Ama bir bölünmüş durum olduğunu o gün bulaşıkları yıkarken çok net anladım. 

Daha öncesinde çok mu uzaktınız bu fikirden?
Aslında bu Filistin kimliğiyle tanışmamın hikâyesi… Yoksa altı yaşında okula başladığınızda daimi bir beyin yıkama başlıyor. Mesela anma günleri vardı. Bir gün Nazi Soykırımı’nın anması, ertesi gün İsrail’in kurulduğu gün… Beyazlar giyerdik. Çok sıcak günler olurdu, ayakta saatlerce beklerdik. Öğrencilerden bayılanlar olurdu. İşte o günlerde İsrailli olduğunu anlardın. Arkadaşların bayılırken bir şey kutlama mecburiyeti… Sınıfta babası soykırımdan kurtulan bir çocuk vardı. Bizi sıraların üzerine çıkarır, sonra sallamaya başlardı. Soykırımdan kaçanların İsrail yolunda, teknelerinin işte öyle sallandığını söylerdi. 

Peki madem varmış, süper güçleriniz olduğunu aynı yıllarda mı keşfettiniz?
10 yaşındayken gerçekten bir tür cadı olduğuma inanıyordum. Mesela dersleri çok iyi gitmeyen yakın bir arkadaşım vardı. Eğer onun için tebeşirden bir iksir hazırlarsam, içtiğinde zihninin açılacağını ve tahtaya kalktığında her şeyi çok güzel yapacağına inanıyordum. Çikolatalı süte tebeşir tozu ve başka şeyler katarak gerçekten iksirimi hazırladım da… Tabii ki kız hastanelik oldu. Tebeşir dediğiniz zehirli bir şey. Onun dışında arkadaşlarımı hipnotize etmeye çalışırdım falan… Daha ileriki yaşlarda da acayiplikler yaptım. İsrail, buralar gibi çok erkek bir toplumdur. Yolda yürürken erkeklerin dönüp memelerime bakmasına çok sinir oluyordum. Bir gün Kudüs’te çok işlek bir caddede yine bunu hissettiğim bir anda tişörtümü çıkardım. Bakan adamların kaza yapmasını istiyordum çünkü. 

Bu süper güçten ziyade doğal güçlerin kullanılması olmuş…
(Gülüyor) İşte o dönem kendimi süper kahraman gibi hissetmiştim. 

19 yaşında İngiltere’ye taşınma nedeniniz neydi?
Ordudan ayrılabilmek… Ordudan ve İsrail’den ayrılabilmek için bir İngiliz’le evlendim. Gerçi zaten birlikte olduğum bir insandı ama imza atmam sadece bu nedenledir. 

Kadınların askerlik görevi ne kadar sürüyor İsrail’de?
İki yıl. Ben bir yıl dayanabildim. Silah eğitmeniydim orduda. Kadınlara ya ofis işleri ya da üslerde böyle eğitmenlik işleri verilir. Ben hep barış gösterilerine katılan, politik olarak kafası çok net bir insandım. Ama mecburi olarak askere gittiğimde, ilk başta sanırım biraz heyecanına kapıldım. Gece yolunu nasıl bulursun, nasıl sürünürsün, yıldızlara nasıl bakarsın; bunlarla uğraşmak film gibiydi. Zamanla silahları öğreniyorsun. Önce tabanca, sonra makineli tüfek, sonra tank… Elimdeki silahla karşıdaki tepenin yarısını uçurabileceğimi gördüğümde beynimde anlık bir kırılma oldu. Bunun bir film olmadığını anladım; insanlar ölüyordu. O yüzden ordudan da, İsrail’den de ayrılmalıydım. 

İngiltere’ye geldiğinizde kendinizi sanatçı olarak mı tarif ediyordunuz?
İçimde her daim bir sanatçı yan vardı. Sonra olaylar gelişti. Genelde kimlik meselesi üzerine çalıştım; ulusal kimlik, etnik kimlik, din, toplumsal cinsiyet… 

Bu sergide birlikte çalıştığınız Larissa Sansaour’la üç yıldır birlikte iş yapıyorsunuz. Nasıl kesişti yollarınız?
Bir karma sergide… Çok ortak bir dilimiz olduğuna karar verdik. İkimizin de kişiselliğe, popüler olana bakışı benziyordu. 

Kişiliklerinizden Nonel ve Vovel süper kahramanlarını yaratmak, bir süre bu macerayla yaşamak size ne öğretti?
Süper kahramanlar olarak Filistin’i kurtarmak, işgali sonlandırmak için bir çözüm ararken, çok tıkandığımızı fark etmek önemliydi. Bu kadar kurgusal, fantastik bir metinde bile bir çözüm yaratmak zordu yani. Mesele bu noktaya gelmiş. Sonunda bunu galaksiler arası bir probleme bağladık. Yine de Filistinli 50 kadın Ninja olmasa çözemezdik. O kadar da süper değiliz kahraman olarak. 

Mizah güçlü bir alet olduğu kadar, özellikle hassas konularda risklidir de. Neticede böyle ‘hafif’ bir yöntem kullandığınız, komik bir malzeme ortaya çıkardığınız için özellikle Filistin’den gelecek tepkilerden çekindiniz mi?
Evet, haklısın böyle bir risk vardı fakat aldığımız tepkiler hiç bu yönde olmadı. Daha çok bir Filistinli ve bir İsrailli sanatçının iş yapmasına dair eleştiri aldık. Biz iki perspektif sunmuyoruz; ‘Bir o tarafı, bir bu tarafı dinleyin’ demiyoruz. Tek perspektifimiz var: Filistin’deki işgal sona ermelidir! Falafelle ilgili videolarda da işgal altındaki topraklar kadar, sömürgeleşmiş, işgal edilmiş lezzetlerle bir başka boyuta dokunuyoruz. 

Diğer yandan uluslararası çağdaş sanat dünyasında bir Filistinli ve bir İsrailli sanatçının işbirliği çok havalı, çok moda bir şey değil mi? Arada meramınızın kaynadığını düşünüyor musunuz?
Kesinlikle… Bununla mücadele etmeye çalışıyoruz. Sadece ikimizin birlikte çalışmasının bir önemi olmadığını, işin muhteviyatına bakılması gerektiğini söylüyoruz. Özellikle küratörlerle yazışmalarımızda bir sürü şeyi düzeltmemiz gerekiyor. 

İsrail’de sergilendi mi hiç işleriniz?
Hayır, boykotu desteklediğimiz için biz istemiyoruz. İsrail devletinin vereceği parayla sergiye karşıyız.


Nonel ve Vovel’ın sözlüğünden
Oreet Ashery ve Larissa Sansour, Filistin’in işgaline dair güncel kavramları iki süper kahraman olarak yeniden tarif etmişler. Mesela… 

Hayvan Çiftliği
İsrail okullarında çocuklar, küresel ve bölgesel düzeyde kendilerine yönelik bir antisemitizm olduğu ve kaslı bir ordunun düşman komşuların yakın tehditlerine karşı gerekli ve tamamen meşru bir tepki olduğu fikirleri ile yetiştirilirler. Endoktrinasyon yıllar süren zorunlu askerlik boyunca devam eder. Ve sonuç, Orwell’in tasvir ettiklerine benzer ve totaliter rejimlerden pek farkı olmayan bir zihin kontrolüdür. 

Roket Falafel
1948’de Yahudi devletinin kurulmasından çok önceden beri başlıca bölgesel yemeklerden biri olan falafel, İsrail’in milli mutfağının bir parçası kabul edilmektedir. Bu nedenle falafel orijinal olarak Filistin’e ait olup da İsrail’in kendisinin gibi gösterdiği tüm şeylerin simgesidir. Bölgesel aidiyeti gözler önüne sermeyi amaçlayan kampanyalarda bir simge olarak kullanılan ve eski masumiyetini kaybeden nohut, çoktan İsrail’in tartışmalı silahlarından biri haline gelmiştir. 

Plaj Bombaları
Yakın bir akrabalarının vahşice öldürülmesine tanık olan çocuklara dair sayısız hikâyeden biri şöyledir: Ailesiyle piknik yapan Gazzeli bir kız çocuğu dondurmacıdan sahile döndüğünde babasının bedeninin parçalara ayrılmasına tanık olur. Gazze ve Batı Şeria’da binlerce çocuk aynı deneyimi yaşamıştır. 

Fotojenik İşgal
İsrail Duvarı ile birlikte işgal, iyi bir fotoğraf konusudur. Batı Şeria’daki taksi şoförleri işgalle ilgili mekânları ve sokak sanatçısı Banksy’nin Bethlehem’de yaptığı işler gibi sanat eserlerini gösterdikleri turlar yapmaya hazırdır. Kontrol noktaları ve askerî ekipman gibi politik açıdan hassas yapıların fotoğrafını çekerken fotoğraf makinesine el konması riski vardır. Fakat İsrail yanlısı turistler için ağır silahlarla donatılmış İsrail askeri hâlâ popüler bir fotoğraf konusudur.