İkinize de kız vermem!

İkinize de kız vermem!
İkinize de kız vermem!
Hakkı Devrim, Aziz Kedi ve met üst'ü güzel bir bayram gününde evinde ağırladı. Eski bayramlardan girdi, kadın meselesinden çıktı. "Size kız vermem" çıkışından sonra Aziz ve met üst'e uslu uslu bayram çikolatası yemek düştü!

Salı günü met üst ve Aziz Kedi arasında şöyle bir telefon konuşması gerçekleşti:
- Alo Azizcim günaydın.
- Abi saygılar. Yok uyumuyordum. Sadece duvardan bir şeyler inmiş. Yok saçmalamıyorum abi uyanığım ben. Üç. Saat mi? Güzel!
- Olum, bak ne geldi aklıma. Bu bayram birini ziyaret edelim ikimiz. Hem âdet yerini bulsun, hem de küçük bir söyleşi yapalım. Ne dersin?
- Tamam abi! Kime gidelim? Ajda Pekkan?
- Yok boşver, o benden küçük. Ayıp olur şimdi.
- Peki daha şey birisi. Mmm. Cübbeli Ahmet Hoca??!
- Saçmalama lan! Ayrıca o da benimle yaşıt. Daha yaşlı birini düşün. Eski bayramlar...
- Abi duayen gazetecilik duayeni dersen Hakkı Devrim’i öneririm ben! Hem gazetenin en yaşlı insanı. Büyüğümüz. En tutucumuz. Beysboldaki top tutucu gibi. Geri planda.
- Tamam, olur. Sen şimdi iki saat daha uyu. Uyanınca ara beni. Eyvallah.
***
Kızıyla altlı üstlü oturduğu evinin kapısından girdikten ve bayram çikolatasını takdim ettikten sonra Hakkı Abi anlatmaya başladı. Yirmi dakika konuştuktan sonra sordu:
-Niye geldiniz siz?
- Sadece bayram ziyareti Hakkı Abi. Bir de azıcık sohbet edelim istedik mümkünse.
Hakkı Abi misafir seven, konuşmayı seven ancak bizden hiç hazzetmeyen ifadesiyle “Eh, pekala” dedi. En kadirşinas ve centilmen halimizle karşısına oturduk.
- Abi, birimiz oğlun, birimiz de torunun yaşındayız. Bize bakınca ne görüyorsun? Yani bu üç farklı jenerasyonun birb...
- İkinize de kız vermem!
Bu noktadan sonra soru sormaktan vazgeçtik. Çünkü Hakkı Abi zaten biz ne sorarsak soralım kendi istediği şeyi anlatma yanlısıydı. İkram ettiği bonbon, galeta ve çatalları yiyerek ve hemen hiç sözünü kesmeyerek dinledik. Aşağıdakiler, çok daha uzun bir konuşmanın satırbaşlarından ibarettir. 

80’lik 8’ler
Şu anda benim yaşımda kaç adam var basında... Aslında ben 80’lik 8’ler diye bir televizyon programı teklif etmek üzereydim, olmadı sonra. Yaşı benden büyük kimse yok herhalde. Bende isim listesi var. Oktay Akbal var, Çetin Altan var... İlhan gitti, malum. Varız, ama dağınığız. Fakat en azından Hürriyet binasında benden daha yaşlı kimse yok. 

Kadının huyu
Bizim ailede melek gibi kadınlar ve cadılar var. Hep olur değil mi bu... Gülseren Hanım melekti. Allah için, çok yumuşaktı. Çerkes kadınları öyledir. İki kötü huyum var; ışık hep açık çünkü okuyarak uyuyabiliyorum ve ikincisi, horluyorum. Bir zamanlar Levent’te yaşadığımız üç katlı evin her yerinden, herkes bunu duyuyor. Fakat Gülseren Hanım, yanımda uyuyan kadın bunu duymadığını söylüyor. İşte huydur bu. Çerkes kadını tabii, doğaldır. Kızım, annesine nazaran daha sert huylu. 

Şöhret
Ben çok sevimli bir adam değilim. Belki sevimsiz değilim ama böyle cici, şeker biri değilim yani. Konuşurken terslenirim filan. Lafı ağır da kaçırırım. Ölçüyü de kaçırırım. Bana kimse hayatım boyunca, “Ay ne sevimli adamsın” demedi. Dese de çok hoşuma gitmez açıkçası. CNN Türk yayına girdiğinden itibaren orada sohbetler yaptım. Vakta ki Okan’ın programına çıktım, o zaman çok tanındım. O stüdyodaki 500-600 çocuğun dikkatle ve sevgiyle bakan gözlerindeki ifadeyi size anlatamam. Niçin beni seviyorlar, bende ne buluyorlar? Önemli olan bu. Diğer taraftan geçen gün Binnaz Hanım’la Kapalıçarşı’yı gezdik, herkes “Hakkı Baba buyur, Hakkı Abi geç otur” diyor. Binnaz Hanım da “Sanki başbakanla gezdik” diye yazmış zaten.
Buna da alıştım yani. Flört değiştiren bir genç adam için, o kılıkta görünmek istemeyen bir şöhret için filan rahatsız edici olabilir. Bana iyi geliyor. Yani tanımazlarsa herhalde unuttu beni venkler diye canım sıkılacak (Gülüyor). 

Saç ve göz
Saçımla aram iyi değil. Hiç de iyi olmadı. Ne diyorlar, hani bir anafor noktası vardır ya saçın döndüğü, işte tam kafamın sağ tarafındaki anafor noktasına 82 senedir hükmedemiyorum. Güzelce tarıyorum, bu taraf hoop dikiliyor. Yün takkelerim var, onları takıyorum. Yine olmuyor. Herhalde hep sağ tarafa yatmaktan. Onun da adı var berberimde, kendi terminolojimden ekledim, şu hindi kıçını da düzelt biraz diyorum. Hindinin kıçında çıkar ya öyle münasebetsiz tüyler... Fakat en güvendiğim uzuvlarım gözlerimdir. Gözlüğü, numarasını filan boşver; baktığınız zaman, görebildiğiniz zaman neyi net gördüğünüzdür önemli olan... 

İştah
iştahsız bir adam değildim. Babam da öyle değildi. Ota biz manca deriz. Manca, yani ıspanak mancadır, fasulye de mancadır. Pırasa da mancadır. İştahlı bir adamım ben. Yani yemeğini yiyen bir adamım. Üst üste iki kere ameliyat oldum. Bağırsak ameliyatı. Kızım, eksik olmasın beni durup dururken 3 bin kilometre, 5 bin kilometre bakımı yaptırır gibi doktora götürdü. Onlar da hazır gitmişken oramı buramı kestiler. Karbüratörü alır gibi onu bunu çıkarttılar. Bu meyanda iki kere ameliyat oldum ben bağırsaktan. Üçte bir kalın bağırsağım var benim. Katiyen kimseye kabul ettiremiyorum ki bu benim iştahıma tesir etti. Hayır, bu vesileyle ben öğrendim ki, kalın bağırsağın bilinen vazifeler dışında bir vazifesi daha var. Depo. Depo çok küçülmüştür artık, bitti. 

Çapkınlık
Bakın 60 sene evli kalmış bir insanım ben. Marilyn Monroe’yla da evli değildim. 60 sene iki insan birbirine katlanır. 60 sene. Hiç kaçamak olmadı mı? Böyle bir suale kimsenin hakkı yok. Bir anlamı kalmaz o zaman yani. İtoğluitin biri bir kaçamak yapmış olabilir ama ben mutaassıbım yapı itibarıyla. Benim için aile Türkiye ’nin temel taşıdır. Türkiye’nin aile kurumu üzerinde durduğuna inanıyorum. Siyasetle, demokrasi anlayışıyla, Merkez Bankası ’yla, ekonomi bilgisiyle filan değilTürkiye’nin temeli ailedir. 

Eski bayramlar
Eskiyi eski diye anlatırken bir işi en iyi yapanları örnek alarak anlatıyorlar. “Ah nerede o eski bayramlar” meselesinde şu var, evet, bana eski bayramlar filan daha iyi geliyor. Sebebi de şu, arkadaşlık etme fırsatı bulduğum insanlara bir bakar mısın: Reşat Ekrem Koçu’lar, Faruk Nafiz’ler, Sabri Esat Siyavuşgil, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Ekrem Reşit ve babası Ahmet Reşit... Benim hoşsohbet olduğumu söyler kimileri, eksik olmasınlar. O zaman gülüyorum, siz hoşsohbeti bir de bu adamlardan duysaydınız keşke. Bayramlar evet, ama asıl o insanlar bir başkaydı hakikaten.
***
Bir yerde kestik. “Hakkı Abi, haydi bir de fotoğraf çektirelim” dedik.
“Neden??” diye sordu.
“Yani şey olsun diye. Gazeteye koyma amacıyla...” dedik.
“Ne fotoğrafı? Eskiden bayramda şeker meker verilirdi, şimdi fotoğraf mı çıktı şipşak!?” diye kızdı. Yine de resim verirken gösterdiği performans şaşılacak kadar yüksekti.
Ellerini öpüp teşekkür ettikten sonra ayrıldık.

Dil yaresi
* Aziz Kedi ayrılırken bir an telaşa kapılıp “Allhmsgüle güle” gibi bir şey mırıldandı. Sonra daha net bir şekilde “Güle Güle” dedi. Fakat ayrılan taraf olduğu için elbette “Allahaısmarladık” demesi gerekiyordu.
* Hakkı Devrim’in evdeki yardımcısı Tina “İvit”, “Yapabiliyoğ” gibi sözcükler kullanıyor. Bunlar külliyen yanlış. Dil yaresi. Fakat kız Türk asıllı değil, adı üstünde.
Böyle hatalar normaldir. Nerelidir? Sormadık. İşte iyi gazeteci olup soracaksın. Flörtöz tavırlarla kızın ağzından laf alacaksın. Heyhat.
* met üst, tam üç kere “Pekala” derken inceltme işareti kullanmadı. Kendisini uyarınca “Olum konuşurken olmuyo onlar, ayrıca TDK şapkayı kaldırdı” dedi. Biraz bozulan Aziz Kedi renk vermedi. Hakkı Devrim onaylar gözlerle Met Üst’ü süzüyordu...