İktidarların gözünde sanat hobi

İktidarların gözünde sanat hobi
İktidarların gözünde sanat hobi
Şu sıralar Melis Birkan ve Özgür Çevik'le birlikte kamera karşısına geçeceği 'Saklı Kalan' dizisinin heyecanını yaşayan Esra Ruşan'la "Yeni bir soluk getirecek" dediği dizisinden girdik, Emek ve Gezi eylemlerinden çıktık...
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

Yeni bir diziye başlıyorsunuz; ‘Saklı Kalan’. Sizi bu diziye çeken ne oldu?
Dizinin yeni bir soluk getireceğine inanıyorum. Anlayış olarak çok farklı oldu. Herkes çok titizleniyor, uzun soluklu bir sinema filmi gibi hazırlanıyoruz. İlk çekimlerden sonra nasıl bir şey olacağıyla ilgili çok da bir fikrim yoktu. İlk teaser’ı izleyince ustalıktan ve incelikten çok etkilendim. İyi bir olacağını düşünüyorum.

Karakteri öğrenebilir miyim?
Başak diye bir kızı oynuyorum. Çoklu başrolü olan bir iş. Dizide bir ölüm üzerine köklü bir ailenin hayatının nasıl değiştiği anlatılıyor.

Amerikan dizileri tadında mı?
Dizinin özel bir dili var. Hazırlık süreci ve çekim açısından Amerika’daki diziler gibi profesyonel çalışılıyor.

Diğer dizilerin çalışma tarzını daha mı amatör buluyorsunuz?
Tam öyle söyleyemeyiz ama o kadar çok dizi yapılıyor ki yapım şirketleri tutmayan bir işin hemen akabinde yeni bir işe başlıyorlar. Bu yüzden çok fazla hazırlanmaya zamanları olmuyor. Bizim yapım şirketimizin ilk televizyon işi olduğu için çok önceden çalışmalara başlanıp, senaryosu en ince detayına kadar tartışıldı. Yönetmenimiz Mehmet Ada Öztekin de çok yetenekli biri.

İki yıl ‘Küçük Günahlar’da canlandırdığınız militan Şilan’dan sonra nedense sizi daha çok politik işlerde göreceğimi sanmıştım…
Ben oyuncuyum, sonuçta her rolde oynarım. Politik işlerde yer almaktan yana hiç korkum yok. İnandığım, görüşlerime ters düşmeyen bir film, proje olursa orada da olurum.


Siz aynı zamanda Bakırköy Belediye Tiyatrosu’ndasınız değil mi?
Beşinci yılım. Bu sene geçen yıldan süren ‘Sıkıyönetim’de oynuyorum. Tiyatroda beni heyecanlandıran başka bir iş var. Deniz Madanoğlu’nun yazdığı, Esra Dermancıoğlu ve Bülent Emin Yarar’la oynayacağımız ‘Küf’te yer alacağım. O iş keşke bir an önce başlasa diyorum.

Alternatif tiyatroları takip ediyor musunuz?
Oradaki genç oyuncuların ve yönetmenlerin oyunları beni heyecanlandırıyor. Yenilikçi ve cesur işlerini izlemek çok keyifli. Kurum tiyatrolarında genellikle alışılmış metinler üzerinden gidiyorlar. Alternatif tiyatrolarda yeni bir anlayış var. Ama kurum tiyatrolarında da bunu yakalayabilmek mümkün. Benim bir kurum tiyatrosunda olmam tamamen tesadüf. Sevdiğim bir oyun sahneleniyordu girdim ve çok memnunum.

Sınıf öğretmenliği okurken üçüncü sınıfta bırakıp Mimar Sinan’a girmişsiniz… “Okulu bitirseydin” diyen olmadı mı?Annem tabii ki “Okulu bitirseydin de öyle girseydin” diyor. Ben çok küçük yaşta girdim üniversiteye. Annem-babam öğretmen ve öğretmen çocuklarının okula küçük yaşta başlatılma gibi bir kaderi vardır. Üniversiteye girdiğimde 16 yaşındaydım ve henüz ne istediğime dair hiçbir fikrim yoktu. Zaten aileden gördüğüm tek meslek öğretmenlikti. Ama girdiğim anda oyunculukla ilgili içimde kıpırdayan bir şeyler oluştu.


Nasıl oldu o kıpırdama?
18 yaşına geldiğimde bir sıkıntı aldı yürüdü bende. “Hayatımın sonuna kadar öğretmenlik mi yapacağım” diye düşünmeye başladım. Öğrenme güçlüğü çeken ve ileri zekâlı öğrencilerle ilgili master yaparım diyordum. Diksiyon kursuna başladım. Yan tarafta da tiyatro dersleri veriliyordu. Müşfik Kenter geliyordu, sesini duyuyordum. Tiyatro derslerine de girmeye başladım. Minicik bir sahnesi vardı ve oraya geçip izlenilme duygusunu çok sevdim. Ardından konservatuvara hazırlanma süreci geldi.

Ailenizin haberi var mıydı?
Tiyatro kursuna gittiğimi biliyorlardı ama sınava gizli gizli hazırlanıyordum. “Hobi olarak yap” diyorlardı. Zaten tek okulun sınavına girdim. Çok kafama koymuştum, çok çalışmıştım. Kazandıktan sonra aileme söyledim. Önce kabul etmediler. Hatta annem okula gelip bölüm başkanıyla “Esra seneye gelse olur mu” diye konuştu. Ama Mimar Sinan’da öyle bir hak yok. Hayatım bir anda değişti.

Tiyatrocuların aç kalacağıyla ilgili klişe bir algı vardır, yanlış karar vermiş olabileceğinizden korkmadınız mı?
Korkmaz olur muyum, babam hâlâ “Aç tiyatrocu ne yapıyorsun?” diye takılır. Ben her şeyi bırakıp bu mesleği seçtim ama bu meslekte gerçekten acılı bir taraf var. Her açıdan hem psikolojik hem teknik olarak... Her zaman bir gelecek kaygısı yaşıyorsunuz. Şu an para kazanıyorum ama iki sene sonra ne olacak? Bu bütün oyuncular için geçerli bir korku.

Twitter’da da aktifsiniz, canınızı sıkan konuları yazıyorsunuz.
Yeni girdim sayılır, Gezi zamanı.

Doğru bilgiyi alabilmek için mi?
Elbette, Gezi zamanı Türkiye ’de dört milyon kişi Twitter’a katılmış. Ben çok köşe yazarı okurum, parlamentoda sevdiğim isimler de vardır. Twitter’dan da onların katıldığım fikirlerini paylaşmayı çok seviyorum.

Tiyatro konusunda sık sık yazıyorsunuz değil mi?
Evet, bu konu çok canımı sıkıyor. Tiyatrolara verilen ve verilmeyen ödenekler, AKM’nin hâlâ kapalı olması kafamı kurcalayan konular. Sinemalar kapatılıyor, tiyatrolar kapatılıyor… Tiyatro istiyoruz ya daha çok tiyatro! Bunun ne kadar büyük bir tehlike olduğunun kimse farkında değil. Zaten bu eğitim sisteminde çocuklar sanattan yoksun olarak büyüyorlar.

Peki, bunun iktidarda olan düşünceden kaynaklı olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Hayır, ben her iktidarda anlayışın aynı olduğunu düşünüyorum. Kim gelirse gelsin sanata hobi olarak bakıyorlar. Bizlerin daha ne istediğini bilen insanlar olmamız gerekiyor. İktidarla doğru iletişimi kuramıyoruz. Derdimizi anlatamıyoruz. Ben büyüklerim dururken sanatın ne kadar önemli, bir toplumun gelişmesi için en temel taşlardan biri olduğunu anlatmayacağım. Ama siz eğer bir toplumun sanatsal aktivitelerini baltalarsanız o toplumun sanatsal zekâsı da o kadar baltalanır. O baltalanan zekânın sonuçlarını da zamanla izleriz ve görürüz. Sanat insanları renkli, daha az ırkçı, daha az faşist yapar. Bu konu nasıl olur da bu kadar geri plana atılır gerçekten aklım almıyor.

Emek Sineması eylemleri tam da söylediğiniz sebeple başlamıştı…
Değil mi? O ne kadar güzel bir eylemdi. Yüzlerce güzel insan bir sinema yıkılmasın diye aylarca mücadele ettiler. Sinema üzerinden bir tarih savunuluyordu. Bu çok kıymetli bir şey. Yarın öbür gün aynı güzel insanları Ege’de bir zeytin fidanı için mücadele ederken de görebiliriz. O yüzden henüz Gezi’deki eylemlerden kimsenin haberi yokken aynı insanlar Gezi Parkı’nı savunuyorlardı.

Bu sene yaşadığımız eylem dalgasının sanata yansıması olacağını düşünüyor musunuz?
Kesinlikle olacak ama şimdi değil bence. Çünkü hâlâ olaylar çok taze. Henüz olayların içerisindeyiz ve uzaktan bakamıyoruz. Şimdi yapılan işler o yüzden tam olmuyor. Ama bundan beş sene sonra bununla ilgili yazılacak eserlerin çok daha çarpıcı olacağını düşünüyorum.

Gözlerinizi kapattığınızda on yıl sonra nerede olacağınızı hayal edebiliyor musunuz?
Bitkilerle uğraşmayı seviyorum, 10 yıl sonra kesinlikle büyük bir bahçem olacak. Çocuk yapmayı da çok istiyorum.