İlham veren büyük sanatçılar yok artık

İlham veren büyük sanatçılar yok artık
İlham veren büyük sanatçılar yok artık
Türk çağdaş sanatının aykırı ismi Taner Ceylan'ın 11. sergisi 'Kayıp Resimler Serisi', New York Paul Kasmin Galeri'de açıldı. Ceylan'ı New York'ta yakaladık.
Haber: SİNEM KESKİNEL / Arşivi

Uluslararası arenada Türk çağdaş sanatı denince akla gelen ilk isimlerden biri olan hiperrealist ressam Taner Ceylan’ın 4 yıllık aradan sonra 11. kişisel sergisi “Kayıp Resimler Serisi” nihayet 18 Eylül Çarşamba akşamı New York Paul Kasmin Galeri’de açıldı. Sanatçının 2010 yılından itibaren ürettiği 10 eserin dünyanın farklı coğrafyalarındaki koleksiyonlardan toplanıp biraraya getirildiği sergiyi 8000 km. uzaktan ilgiyle takip ediyoruz. Ceylan “Kayıp Resimler Serisi”, Paul Kasminle biraraya gelişi ve gelecek planları ile ilgili sorularımızı memlekete dönmeyi beklemeden cevapladı.

New York Paul Kasmin Gallery’de bir kaç hafta önce son kişisel serginiz Kayıp Resimler Serisi nihayet açıldı. Kişisel sergi heyecanını özlemiş misiniz?

Bu serginin hazırlığı o kadar uzun sürdü ki tüm bu süreç serginin kendisine dönüştü. Sergi açıldı ama süreç devam ediyor. Söyleşiler, toplantılar... Bu serinin ilk resmi 1881’i yapmaya başladığım andan itibaren çok heyecanlı bir süreç başlamıştı. Londra Sotheby’s ile başlayan ve New York’ta beni yepyeni bir kapının önüne getiren bir süreç.

4 sene boyunca neyi beklediniz? Üretim sürecinizin tamamlanmasının yanısıra doğru zaman ve doğru mekan mıydı beklediğiniz?


Bu süreç beni farklı seçimler yapmak zorunda bırakan bir süreç oldu. İstanbul ’daki galerimden ayrılmaya karar vermemle başlayan ve akabinde dünyadan gelen diğer teklifler, onları değerlendirme sürecim ve bunun üzerine de serimi tamamlamam gerekiyordu. Hepsi birbirini destekledi aslında. Tabi bu arada kişisel sergi dışında karma sergilere de katılıyorum ve bu da ciddi bir emek ve zaman alan bir şey.

Dünya çapında tanınan bir sanatçı olarak sizi temsil eden galeriden beklentileriniz ne? Bir galeri tarafından temsil edilmeye ihtiyacınız olduğunu düşünüyor musunuz?


Uzun süredir resmi hobi olarak yapmadığım aşikar. Sanatına inanan bir ressam olarak resmimin en iyi müzelerde ve en iyi kurumlarda yer almasını ve kitlelerle buluşmasını doğal olarak arzuluyorum. Ne yazık ki Istanbul’da yaşayarak dünyanın önemli müzelerine resimlerinizi yerleştirmeniz çok düşük bir ihtimal. Bu yüzden resmimin geldiği nokta kendisi ile birlikte beni de merkeze taşıdı. Bu türden beklentilerimi yine merkezde olan bir galeri yerine getirebilirdi. Paul Kasmin ile çalışmaya başlamamın en başlıca nedenleri bunlar. Söyledikleri ve vaadettikleri her şeyi yerine getiriyorlar ve neler olacağını zamanla hep beraber göreceğiz.

2010’dan itibaren ürettiğiniz 10 eser sergileniyor sergide. Eserlerin 9’unda Oryantalizm ana başlığı altında Osmanlı Hanedanı ve kültürünü işliyorsunuz. Bu noktada kanlı bir ele konmuş beyaz bir tavuskuşunun resmedildiği “Birth of Hope” sergideki diğer eserlerin yarattığı konu bütünlüğünden biraz ayrışıyor gibi.. Yanılıyorsam düzeltin lütfen. 


Öncelikle amacım sanat tarihindeki Oryantalist resim ile kendi hesaplaşmamı gerçekleştirmek. Baştan beri ben dahil olmak üzere birçok sanatçı ve sanat severi Oryantalizm’den hep etkilemiştir. Gerome, Ingres, Delocroix gibi büyük ustaların yaptıkları resimler karşısında kayıtsız kalmanız çok zor. Ancak ne var ki tasvir edilen bu sahnelerin gerçekle çok da ilgisi olmadığını biliyoruz. Benim bütün derdim resmedilmeyen sahneleri resmetmek, o sahnelere işaret etmek. Birth of Hope ise temadan kopuk değil tam tersine bütün serimin özetlenmiş hali gibi: Yani savaşı, şiddeti, kanı Osmanlı tarihinden ayıramadığınız gibi güzelliği, ihtişamı, zenginliği de ayıramazsınız. İkisi birbirinin parçası, ikisi biribirini tamamlar.

1991’deki ilk kişisel sergisini açan Taner Ceylanla, 2013’te 11. kişisel sergisini açan Taner Ceylan’ın kişisel kariyerini değerlendirme anlayışındaki farklılıklar neler?


Çevremde bana ilham veren büyük sanatçılar yok artık. 80ler 90lı yıllar çok başka bir dönemdi. O dönemlerde sanatın her dalında çok büyük ikonlar vardı. Her birinin ürettiği büyük bir heyecan kaynağı idi. Bugün artık o ikonlar yok.değişmeyen şey ise sanatla kurduğum dünyanın ateşi. Ve içimdeki ateş hala devam ediyor. üretiyor ve yaratıyor olmanın heyecanı hep aynı kaldı. Özünde hala yeni bir dünya yaratıp kendimi heyecanlandırmak en büyük amacım olarak kaldı.

Bir röportajınızda New York’a ilk gidişiniz kış mevsimine geldiğinden şehirden hiç hoşlanmadığınızı, bir sonraki seyahatiniz bahar ayına denk geldiğinden fikrinizin tamamen değiştiğini söylemişsiniz. İleride New York’a taşınmayı düşünür müsünüz? Her ne kadar İstanbul canlanmakta olan bir sanat merkezi haline geliyor olsa da çağdaş sanatın kalbinin attığı yerde yaşamak size cazip geliyor mu?


Biliyorsunuz, Istanbul’da herşey, Istanbul’daki iklim her anlamıyla sertleşmeye başladı. Hem sanatsal olarak iki üç yıl önceki parlak dönemler yok hem de benim 10 yıl önce Istanbul’da sergimi açtığım ortam yok... Bu nedenle New York ruhuma ve aklıma çok iyi geliyor. Aslında uzun süre New York’tan hoşlanmadım. Ama yaşamın içine girince artık vazgeçilmez oldu. Burada zihnim bütün prangalarından kurtuluyor, tek amacım olan sanatıma dönüşüyor. Dünya kaygılarını bir tarafa itip sadece sanat kaygısıyla yaşamak sanırım dünyadaki tüm sanatçıların rüyası. Paul Kasmin bana burada resim yapabilmem için bütün konforu sağladı. Atölye, daire... Bundan sonraki hayatım Istanbul-New York arasında geçeceği kesinleşti. Yepyeni bir dönem, yepyeni kararlar, biraz bilinmeyenin tedirginliği... Ama hiç şikayetçi değilim.

Sanatçı olarak sizin için son nokta neresi? Son noktadan kastım şu an için maksimum hedefiniz ne?


Benim için her zaman tek bir hedef oldu ve bu hep sabit: Resim yapma sürecinden kopmamak. Biliyorsunuz sadece resim yapan bir ressam olarak Türkiye ’de bir sanatçının başına gelmemesi gereken ne varsa yaşadım. tüm bu olaylara çok da dahil olmadım aslında. Bir şekilde hep seyrettim. Çünkü hep resmimle meşguldüm. Düşünsenize, işinizden atılıyorsunuz, tehditler alıyorsunuz, ertesi gün ülkenin yaşayan en pahalı ressamı ilan ediliyorsunuz. Bu duşun bozulması gibi; bir sıcak bir soğuk. sonra pat diye kendinizi New York’ta buluyorsunuz. İnsanın dengelerini çok hassaslaştıran durumlar bunlar. Ama ipin kopmaya yakın olduğu zamanlarda hep resmime sığındım. Ruhani resmi, Nirvana, Beyaz Merkez, 1881 gibi resimler hep o anlarda çıkan resimler.

Eserlerinizin müzayedeler aracılığıyla el değiştiriyor oluşu sizi nasıl etkiliyor?


Hiç etkilemiyor. Bunun önüne bir şekilde geçmeye çalışıyorum ama sonuçta müzayedelerin en çok kaymağını yiyen de ceremesini çeken de benim. Hala müzayede evlerinde davalarım sürmekte. Yurtdışındaki müzayedelerde sanatçı ile müzayede evi arasındaki ilişki çok sağlıklı ilerlerken Türkiye’de ne yazık ki bu ilişki çok sağlıksız.Şunu da belirtmek gerek ki son 5 yılda gerçekleşen Türk Çağdaş Sanatı patlaması sanatı yatırım aracı olarak gören bir tür prematüre koleksiyoner doğurdu. Koleksiyoner olarak gelişimini tamamlayamamış bu kişiler şu anda Türk sanatına en büyük zararı veriyorlar.