İlk 'dogmatik' kadın

Lone Scherfig ismi belki ülkemizde henüz çok fazla bir anlam ifade etmiyor ama bunun böyle gitmeyeceği de bir gerçek.
Haber: TUNÇ ŞAHİN / Arşivi

Lone Scherfig ismi belki ülkemizde henüz çok fazla bir anlam ifade etmiyor ama bunun böyle gitmeyeceği de bir gerçek. Danimarka film okulundan mezun olduktan sonra, hem televizyon hem de sinema alanında, gerek yazar, gerekse yönetmen olarak geçirdiği 10 senenin sonunda çektiği ilk Dogma filmi Yeni Başlayanlar için İtalyanca, Scherfig'in dünya çapında saygın bir isim olmasını sağladı. Miramax tarafından 2001 Berlin Film Festivali'nin sürprizi olarak nitelenip satın alınan ve ardından başta Amerika olmak üzere dünyanın dört bir tarafında gösterime giren film, İskandinav sinemasının tarihindeki, hem gişe hem ödül anlamında en başarılı yapıtlarından birisi oldu. Dogma filmi çeken ilk kadın yönetmen ünvanına sahip olan Lone Scherfig'in, Yeni Başlayanlar için İtalyanca'nın ardından çektiği Wilbur Wants to Kill Himself / Wilbur Kendini Öldürmek
İstiyor, geçen hafta Danimarka'da gösterime girdi. Screendaily.com sitesinin haberine göre, Avrupa'nın en önemli film pazarlarından biri olan ve Milano'da düzenlenen Mifed'e katılan birçok şirket yöneticisi, oradaki işlerini yarıda kesip Scherfig'in son filminin galasına katılmak üzere Danimarka'ya geçmişlerdi.
Yeni Başlayanlar için İtalyanca'daki tüm karakterlerin yaşamında pek çok acı var. Ama film yine de iyimser bir tonda. Film, Danimarka gençleri için yeni bir umudun mu peşinde?
Evet. Yeni Başlayanlar için İtalyanca, hayatlarının gidişatını kendi başlarına veya birbirlerine yardım ederek değiştirmeyi başaran insanların öyküsü. Film aslında sıradan, utangaç ve yalnız olmakla başa çıkıp, yine de gerçek mutluluğu yakalamakla ilgili. Görünüşe göre sadece gençler değil, her yaştan insan filmi sevdi. Elbette İtalyanca öğrenmenin hayattaki tüm ciddi sorunları çözeceğini iddia etmiyorum. Ancak film, bu sayede çözülebilen sorunlar üzerine.
Film romantik-komedi olarak nitelendirilmesine rağmen, bu türün odaklanmadığı yaşlanma, ölüm gibi sorunlara yaklaşıyor. Seyirciyi ağlatma şansınız varken, gülümsetmeyi tercih etmişsiniz. Bunu bir risk olarak gördünüz mü?
Yeni Başlayanlar için İtalyanca'yı birden fazla gören insanlar genellikle ilk seyredişlerinden ya daha komik ya da daha hüzünlü bulduklarını söylediler. Film, benim diğer filmlerim ve birçok Dogma filmi gibi iki katmanlı bir yapıya sahip. Hüzünlü bir sahneye beklenmedik bir espri eklemek de, neşeli bir sahnenin derinliğini göstermeye çalışmak da aslında birer risk. Ama ben bu riski almaktan hoşlanıyorum. Mizahı çoğu zaman filmdeki ciddiyeti dengelemek için yararlı bir araç olarak görüyorum. Elbette aklıma gelen her espriyi de kullanıyor değilim, sahneye zarar verip vermediklerine bakıyorum.
Son yıllardaki festivallerde Danimarka filmleri büyük ilgi gördü. Danimarka sinemasındaki yükselişi neye bağlıyorsunuz?
Danimarka'da çok başarılı film okulları ve prodüksiyon tasarımı hariç film endüstrisinin her alanında çok iyi yetişmiş insan gücü var. Danimarka'da film dünyasının içindeki kişiler birbirlerini tanır ve yardımcı olmaya çalışırlar, rekabet söz konusu değildir. Devletin de sinemaya önemli katkıları var. Dünyada sadece 5 milyon kişinin dilini konuştuğu bir ülkenin sinemasının devlet desteği olmadan ayakta durması imkansız. Ama bence şu andaki başarının esas sahibi bireysel anlamdaki yetenekli insanlar. Son olarak, elbette Lars von Trier'in Danimarka Film Endüstrisi için inanılmaz bir esin kaynağı olduğunu da eklemem gerek.