İlla evlenmemiz mi gerekiyor?

İlla evlenmemiz mi gerekiyor?
İlla evlenmemiz mi gerekiyor?

Yiğit ve Büşra kızlı erkekli yaşayan üniversitelilerden.

Üniversite öğrencileri Maral ve erkek arkadaşı Mizgin Ankara'da aynı evi paylaşıyor, Yiğit ve kız arkadaşı Büşra da İstanbul'da... Emrah ise Eskişehir'de Romanya'dan gelen Erasmus'lu iki kız öğrenciyle oturuyor. Hülya, sevgilisi Burak ve arkadaşları Kemal de İstanbul'un 'kızlı-erkekli' ev ahalisinden. Başbakan'ı 'sinirlendirmek' pahasına 'kızlı-erkekli' yaşamlarını anlattılar...
Haber: ECE ÇELİK - ece.celik@radikal.com.tr / Arşivi

Başbakan Tayyip Erdoğan ’ın salı günü yaptığı ‘kızlı-erkekli’ açıklama öğrenci evlerinin gündeminde bomba etkisi yarattı. Biz de kimisi sevgilisiyle kimisi arkadaşıyla yaşayan ‘kızlı-erkekli’ öğrenci evlerine girdik. Bazıları ev tutabilmek için akraba taklidi yapmış bazılarıysa ev sahibinden gizli birlikte yaşıyor. Böyle bir ortamda kendilerini deşifre etmeleri cesaret istiyordu, bu yüzden kimisi fotoğrafını paylaşmak istemedi. ‘Kızlı- erkekli’ yaşayanlardan Türkiye ’de birlikte yaşamanın bedelini ve Başbakan’ın çıkışına verdikleri tepkiyi dinledik.

Ev arkadaşın erkek olunca....


Maral Çopuryan&Mizgin Epözdemir/ Ankara
Kadının namus olarak görüldüğü bir toplumda yaşıyoruz. Aslında kadını değil, kızı namus olarak görüyorlar… O yüzden Başbakan’ın bu lafları eminim ki Türkiye toplumundan destek alacaktır. Başbakan’ın açıklamaları o kadar garip ki neresinden ele alacağımı bilmiyorum. Öncelikle şunu söylemeliyim; kadınlar erkeklerle ev arkadaşı olduklarında orospuluk (seks işçiliği de ayıp bir şey değil ama onların kafalarında yarattıkları anlamda) yapmış olmuyor. Sonuçta birbirlerini hiç tanımayan insanlar aynı eve çıkmıyor ki kadın tehlike altında olsun, birlikte eve çıkan çift ya sevgili ya arkadaş… Benim ailem de ilk duyduğunda toplumsal yargılar sebebiyle biraz mırın kırın etmişti ancak Mizgin’i tanıyınca güvende olduğuma ikna oldular.
Ev bulma aşamamız çok komik hikâyelerle dolu. Kiralık ev bulabilmek için emlakçılara ve ev sahiplerine “Akrabayız” demek zorunda kaldık. Mizgin ev sahibine “Ben burada çalışıyorum, halamın kızı ÖSS’ye çalışmak için yanıma taşınıyor” dedi. Adamı ancak öyle ikna edebildik. Zaten bekâra ve öğrenciye ev vermek istemiyorlar. Başbakan kendi ağzıyla “Gündemi ben belirlerim” demişti. Bence yine seçim öncesi gündem belirlemek için attı bu lafları ortaya. Yasal düzenleme yapar mı denetlemeler başlar mı bilmiyorum ama sürekli bu konuyu gündeme getirmesi aklıma ensest ilişkileri getiriyor. Kızlarla erkeklerin aynı evde kalması ahlak dışıysa akrabalarla ya da kardeşle de aynı evde kalmak aynı oranda sorunlu. Bugün akrabasının tecavüzüne uğrayan yüzlerce kadın var. Neyse belki bu açıklamalarla LGBTI’ler rahat eder. Onlar kızlı-kızlı ya da erkekli erkekli daha rahat yaşarlar.

Ahlaksız değiliz


Büşra&Yiğit/İstanbul
Biz lise ve üniversite arkadaşı olarak şu an kızlı-erkekli yaşadığımız ikinci evimizde oturuyoruz. Ev arama sürecinde ailelerimizle beraber gezmemize rağmen “Bunlar akraba tabii, değil mi?” diye soruldu. Reşit olmamıza rağmen ailelerimiz bize kefil oldu. Ama yine de ‘apartman ahlakı’na uymadığı için yaşamamızın mümkün olmadığı yerler vardı. Telefonla ev aramaya başladık ancak defalarca reddedildik. Birçok emlakçı ev sahibine yalan söylememizi önerdi. Şişli’de doğduğum büyüdüğüm mahallede küçük, giriş altı, rutubetli bir ev vardı. Öğrenciye uygundu, bize evi gösteren emlakçının kızı da beraber yaşamamızın sorun olmadığını söyledi. Fakat babasının ofisine gittiğimizde ahlaksızlıkla suçlandık. Kendi değerlerini, ev sahibinin ve mahallenin değerleriymiş gibi genelleyen emlakçı tarafından kovulduk. Pek tabii bunda hiç sorun görmeyen emlakçılarla da tanıştık. Şu an ev sahibimizin de komşumuzun da gerçeği bildiği bir dairede kalıyoruz. Kimse sırf aynı evi paylaşıyoruz diye bize “Yüzükleriniz nerede sizin?” demedi, sevişip sevişmediğimizi sorgulamadı. Aynı televizyonda film seyredebilmek, aynı mutfakta yemek yapabilmek için evlenmemiz mi gerekiyor? Kimseyi ilgilendirmeyen özel eylemlere girişeceğimiz varsa da muhafazakâr ‘demokrat’ iktidardan ve onu seçen ‘yüzde 50’den önce zaten kendimize saygımızdan ötürü perdelerimizi kapalı tutarız. Ama bu duvarların içinde yaşananlar kimseyi ilgilendiremez, en azından bu duvarlar insan olarak bizim hakkımızdır.

Devlet salonuma giremez!


Kemal/İstanbul
Ben, Başbakan Erdoğan’ın çıkışını kişisel özgürlüğüme bir müdahale olarak görüyorum. Devletin herhangi bir katkıda bulunmadığı, ailemin sağladığı imkânlar ve kendi çabalarımla kazandığım paralarla üniversite hayatımı sürdürürken sadece bazı hizmetleri topluma sağlamakla sorumlu olması gereken devletin evimin salonuna kurulmasına sonuna kadar karşıyım. Ben daha önce kız arkadaşımla yaşıyordum. Şimdi ise bir erkek arkadaşım ve onun sevgilisiyle yaşıyorum. Ev tutma aşamasında sıkıntı çektiğimiz zamanlar oldu. Ev aramaya kız arkadaşınızla giderseniz özellikle İstanbul’un bazı semtlerinde ev bulmak imkânsız. Ancak yine İstanbul’da pek çok ev sahibinin bu konuda anlayışlı olduğunu da söyleyebilirim. ‘Kızlı-erkekli’ yaşarken toplumsal baskıyı hissettiğimiz noktalar tabii ki oldu. Ama en azından benim ailem ve akrabalarımdan bana yansıtılan herhangi olumsuz bir tepki olmadı. Bana göre bizim jenerasyon çocukluktan beri aileden bağımsız bir şekilde yaşamayı aklına koydu. Bunu sadece ekonomik bağımsızlığını kazanarak yapmaya çalışmadı, aynı zamanda önceden gelen ve ailelerin sürdürdüğü kuralları da yıktı. Çeşitlilik ve fikir özgürlüğünün önem kazandığı bir dönemde bütün devletler gençlerin yaratıcılıklarına yeni alanlar açmaya çalışırken Türkiye’nin baskıcı yöntemlerle öğrencilerin özgürlüklerine saldırmasını anlamsız buluyorum.

Ev sahibinden saklıyoruz


Emrah, Eskişehir
Kız arkadaşım ve ben bir buçuk senedir birlikte yaşıyoruz. Şimdi evimizde Erasmus’la gelen iki Romen kız ev arkadaşımız var. Ev sahibi birlikte yaşadığımızı bilmiyor. Adam biraz muhafazakâr, dükkânı da aşağıda, bilse kesin sıkıntı çıkartır. Beni gördüğü zaman “Kızların arkadaşıyım” diyorum. Buna rağmen Eskişehir’de ‘kızlı-erkekli’ yaşama durumunun daha rahat olduğunu düşünüyorum. Ev sahiplerinin bilgisi dahilinde birlikte yaşayan arkadaşım var. Zaten devletin evin içine müdahale etme isteğini anlayamıyorum. Devletin çok daha önemli sorunları olmalı. Örneğin ben fizik okuyorum ve öğretmenlik dışında mesleğimi yapabileceğim hiçbir yer yok. Kimin nasıl kaldığı devleti hiç ilgilendirmez. Erasmus’lu arkadaşlara tartışmaları anlattığımda bana “Evde bir erkeğin olması bize göre daha güvenli” dediler. İlla sevgili olması gerekmiyor, kadın ve erkeğin birlikte yaşamalarını daha doğru buluyorum. Bir kere iş paylaşımı yapıyoruz. Karşı cinsten biriyle birlikte kalmak, farkında olmadan bir sorumluluk yüklüyor. Daha dikkatli ve düzenli yaşamaya başlıyorsunuz. Öyle erkek evlerinde kaldım ki maskeyle gezilmesi gerekiyordu. O kadar pisti. Ailem kız arkadaşımla yaşadığımı biliyor. Hiçbir zaman bana Başbakan’ınki gibi bir gözle bakmadılar.

Bu, hanemize tecavüz demek...


Hülya/İstanbul
Sevgilimle yaklaşık iki buçuk senedir beraber yaşıyoruz. Bu aralar bir de erkek arkadaşımız var yani üç kişiyiz. Zaten toplum baskısını yeterince üzerimizde hissediyoruz. İnsanların bakışları bile bunu anlamak için yeterli. Türkiye’de öğrenci olmak zor. Ulaşımın, eğitimin ücretsiz olması gerekirken gitgide daha da pahalılaştığı bir ülkede ay sonunu nasıl getireceğiz diye kafa patlatırken Erdoğan’ın çıkıp ‘kızlı-erkekli’ diye yorum yapması çok komik. “Seni ne ilgilendirir” derler adama. Sanki tek derdimiz bu kaldı... Erdoğan hükümetinin kadın hakları konusunda ihmalkâr aynı zamanda homofobik olduğunun yakın tanığıydık. Son açıklamasıyla hanemize de tecavüz etmiş bulunuyor. İnsanların inançlarının, etnik kökenlerinin, yaşam tarzlarının evrilip çevrilip gündeme sokulması Erdoğan’ın anahtarı olmuş durumda.