İnançtan bahsedip eşi dostu eziyoruz

İnançtan bahsedip eşi dostu eziyoruz
İnançtan bahsedip eşi dostu eziyoruz
Cef Tiyatro ve AYSA Prodüksiyon, bu sezon Shakespeare'in ünlü eseri 'Hamlet'i sahneliyor. Prens Hamlet'i canlandıran Arda Aydın ve Ophelia rolünde izlediğimiz Beste Bereket ile sohbete oturduk...
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Dostlukları, 14 yıl önce konservatuvarda başlayan Beste Bereket ve Arda Aydın, bu kez Cef Tiyatro ve AYSA Prodüksiyon ortaklığında sahnelenen ‘Hamlet’ oyunu için bir arada. Danimarka Prensi Hamlet’in, intikam, ihtiras, ihanet, aşk, dostluk, cesaret ve adalet(sizlik) etrafında dönen öyküsünü anlatan ‘Hamlet’i Kemal Başar yönetiyor. Hakkı Ergök, Lale Başar, İsmail İncekara gibi isimlerin de yer aldığı oyunu, Bereket ve Aydın’dan dinledik...

Oyuncu için ayrı bir sorumluluğu, zorluğu var mıdır Shakespeare oynamanın?

Beste Bereket: Okul zamanlarımda ‘Hamlet’ benim gözümde biraz fazla büyüttüğüm bir oyundu ve hâlâ da aynı fikirdeyim. ‘Ay ne kadar da kolaymış’ gibi bir şeyden bahsetmiyorum ama... Belki kendi hayatımdaki gelişimle de ilgili bir şeydir bu, şöyle güzel bir şey keşfettim; ben her oyunda başka bir cümle duyuyor oluyorum özellikle Hamlet’in repliklerinde. Tekstin bir kısmını anlamaya başladıktan sonra kalpten bir bağ kurdum ben ‘Hamlet’le. Ama tabii ki çok katmanlı yazılar onlar ve anlamını çözdük bitirdik diye bir şey yok; her seferinde yeni bir şey çıkıyor, bence tek zorluğu da buradan kaynaklanıyor. 

Arda Aydın: Herhangi bir oyuna başlamakla aynı şey oldu benim için. Bu tabii benim Şehir Tiyatrosu (ŞT) oyuncusu olmamdan da kaynaklanıyordur. ŞT’de ortalamanın üstünde bir oyuncuysanız sezonda minimum 80 oyun oynarsınız. E benim ‘Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi’ diye bir oyunum var, ikinci sezonundayım, 100. oyunu oynadım. Öteki oyunlarımı da ekleyince, bu noktada benim için oyun oynamak sıradan bir olmaya başladı. ‘Hamlet’e de bu şekilde mi bakıyorum? Başlarken evet. Evet, ‘Hamlet’ güzel ama iş nihayetinde bu benim için. 

Yönetmen Kemal Başar, “Bu, 16’ncı yüzyılın değil, günümüzün Hamlet’i” diyor…

Arda A:
Kemal Başar, çağdaşlığı çok önemseyen bir adam. Çağdaş da, çağında yarattığı şeyin 300 sene sonra da güncelliğini korumasıdır. ‘Hamlet’in çağdaş olmasının -moderlikten bahsetmiyorum- en büyün sebebi de yazıldığı dönemdeki etkisiyle şu dönemdeki etkisinin aynı olması. O zaman bir iktidar meselesi var ortada, bugün de... Mesela oyunda Guildenstern bir laf eder; “İnsandan hoşlanmadığınıza göre gelen oyunculara da yüz vermeyeceksiniz.” Hamlet sorar, “Hangi oyuncular bunlar?” “Sizin en beğendikleriniz, Şehir Tiyatrocu oyuncuları.” Hamlet bu sefer der ki: “Niye yerlerinden ayrıldılar? Yerlerinde kalmaları ünleri için de daha iyi, kazançları için de ama ne diyorum ben? Amcamın Danimarka kralı olduğu günlerdeyiz.” Bu çok önemli bir laf bence çünkü bugünü anlatıyor. O yüzden çağdaş... Kemal Başar’ın çağdaşlık meselesinin altını çizmesinin nedeni aslında tekstin çağdaş olması.

Oyun için çalışırken Hamlet’e dair hangi replik aklınıza takıldı?

Beste B.: Tam söyleyemeyeceğim şu an ama “Madem ki insan gerçekten sahip olmadığı bir şeyi erken kaybetmiş, ne çıkar?” gibi bir laf vardır. Hayatta ruh ve beden ne kadar kalıcı, ne kadar gidici? Bir iktidar ve anti-erdemli davranışlar yüzünden zarar görmüş bir Hamlet’in ve onun da buna karşı duruş olarak kendi içinde başlattığı bir savaşla ilgili hikâye… Ve Hamlet yalnız çünkü kimse onu desteklemiyor. Şu anki en büyük problem hepimizin bir şekilde inançtan, imandan bahsedip; dünyada var olan maddesel şeylere deliler gibi tutunmamız ve bu yüzden eşimizi dostumuzu para, kariyer ya da saçma sapan şeylerle eziyor olmamız. O cümle, tamamen bunu anlatıyor bence. O dönemde de varmış, bu dönemde de var... Ve insanoğlu var olduğu sürece de olacak…

Arda A.: Bu sorunun birebir bir karşılığı yok bende. Beste’nin dediği lafı ele alalım, “Madem ki hiçbir insan gerçekten sahip olmamış bırakıp gideceği şeyi erken bırakmış, ne çıkar?” Bu laf bütün bir insanlık tarihini anlatıyor. Oyunda çok güzel öğretiler var, evet ve fakat bunu insanın kendi içinde sorgulaması gerektiğini düşünürüm ben. Sohbet konusu olabilir ama insanın içinde sorguladığı şey bambaşka. Ben bu bardağın sahibi olsam ne, olmasam ne; bu bardak kırılacak veya benden uzun yaşayacak, ben öleceğim nihayetinde. Oyunun finalinde ‘Üst tarafı sessiz bir dünya’ dediğimiz de o işte, nereye gittiğimizi bilmiyoruz ki... Mesele bu... Olmak ya da olmamanın karşılığı herkeste bambaşka.

Beste B: Çok güzel bir repliği daha var Hamlet’in, “Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor yürekten gelenin doğal rengini” diye... İnsan olarak kalbimizden gelen şey bizi yönlendirebilir, sadece düşünceye saplanmazsak eğer...

Ophelia’nın sahneleri daha az...

Ophelia’nın sahneleri daha önce izlediğim Hamlet’lere göre kısaydı. Kompakt bir oyun izlediğimiz için delirme sahnesi daha yumuşak geçişliydi ve karikatürize değildi...

Beste Bereket: Oyunun kısaltılmış halinde, Ophelia’nın sahneleri az, evet. Normalde delirmeye gelene kadar olan zamana sahiptir onu oynayan oyuncu ama burada çok kısa zamanı var o noktaya gelmek için hatta biz bir kısmını görmüyoruz bile. O yüzden çok dengeli, stabil bir karakter olarak başlamasını istemedim ki ben o delirme noktasına rahat gelebileyim.