İnandığın şeyin arkasında duracaksın

İnandığın şeyin arkasında duracaksın
İnandığın şeyin arkasında duracaksın
Kerem Görsev 14. albümünü "Evlilik kararımı bile onu dinleyerek verdim" dediği Bill Evans'a adadı. Görsev ile albümü, müziği ve 'Türkiye cazı'nın hallerini konuştuk.
Haber: UMUT EROĞLU / Arşivi

Caz piyanosunun Türkiye ’deki en yaratıcı isimlerinden Kerem Görsev, 14’üncü kişisel albümünü, hayatının en kişisel teması üzerine besteledi: Bill Evans. Cazın büyük efsanelerinden biri olan Bill Evans, Görsev’in sanatına şekil vermiş, hayatına dokunmuş bir müzisyen. Albüm, City of Prague Philharmonic Orchestra eşliğinde, Prag’da 7 saat gibi rekor sayılabilecek kısa bir sürede kaydedilmiş. Hazırlığı ise 1.5 sene sürmüş. ‘To Bill Evans’, Alan Broabent’in görkemli orkestra düzenlemeleri ve Görsev’in kendine has dokunuşlarıyla dinleyeni hemen tesiri altına alan, muazzam akıcılıkta bir tınıya sahip.
Kerem Görsev’le Emirgân’daki evinde buluştuk. Görünümünden kelli sert bir karakter beklerken beni karşılayan son derece samimi ve esprili bir adamdı. Etkileyici yanı ise alabildiğine doğallığı. Görsev’le albümü, Türkiye’nin ve dünyanın cazı ve tabii ki Gezi Parkı üzerine uzunca bir sohbete koyulduk...
Bill Evans sizin için büyük bir ilham kaynağı...
Akıl hocam desek, yol gösterici desek, bir ışık desek. Müzikal ruhuma işlemiş bir insan desek... Bu günlere kadar onunla geldim, hayatta beni götürecek yolun haritasını verir. Bilemediğim bir konunun kilidini verir, açar. Evlilik kararımı ben Bill Evans dinleyerek verdim. Onu böyle bir anmak istedim. Alan Broabent albüm öncesi toplam 16 gün kaldı bende. Oku çekersin, bıraksa da gideyim diye elin titrer hani, öyleydik. Prag’a gittik 70 kişiyle 7 saatte albümün kaydını bitirdik. Müzik beyinde biter, ben bir buçuk sene çalıştım ona. Albüm yapmak için yapmıyorum. Albüm bana ben hazırım, beni kaydet diyor. Kimseye bir şey ispat etme beklentim de yok hayatta. Kendi prodüksiyonlarımı da kendim yapıyorum. Ben Kızılderili atı gibiyimdir, kimsenin sırtıma eğer vurmasından hoşlanmam.
Sahnede mi kendinizi daha iyi ifade ediyorsunuz, stüdyoda mı?
Sahne bir masal anlatma yeri, dinleyenleri konserden sonra huzur içinde, kafalarında birkaç melodiyle gönderirsen, evlerine mutlu giderler. Müzik etki altına alma sanatıdır. Caz özellikle müzikal bir pandomimdir. Onun için yaptığın şeyin arkasında durunca o sahnede de belli olur. Müziğine inanamadığın popüler insanlarla daha çok satış elde edebilirsin ama o bir rüzgâr gibi geçer gider. Her zaman inandığın şeyin arkasında duracaksın, benim hayat felsefem böyle.
Türkiye’de cazı bir adım ileri taşıyabilecek kimler var?
Piyanistlerden Uraz Kıvaner, Burak Bedikyan, Kürşat Deniz ki benim için çok özel bir piyanisttir. Tenor saksofonlardan Engin Recepoğulları, harika bir müzisyen. Kontrbastan Kaan Yıldız, Ozan Musluoğlu var. Son iki senede kendini çok ilerletmiş Volkan Topakoğlu var. Davulculardan Türkiye’nin üstünde davul çalan Ferit Odman var. Hayatları müzik, inanarak dokunuyorlar enstrümanlarına. Vokalistlerden Elif Çağlar Muslu, Ece Göksu. Türkiye’de R&B söyleyen, Selen Beytekin var. Çok başarılı hepsi, kendi hikâyelerini anlatmaya, kendi müzikleriyle bir yere varmaya çalışıyorlar, önemli bir şey bu.
Türk cazcıları kalıpları zorlamak yerine standartlara bağlı kalmayı seçiyor. Bu bir yol ayrımı mı?
Buna kendi kokusunu bulmak deniyor. Korkmadan o çizgiyi kırmak, geçmek lazım. Cesaret ve yaptığın şeyin dünya platformlarında gidecek bir şey olacağına inanmak lazım. Ben o ayrımı geçtim biraz, on sene evvel. Standartlar çalıyordum hep. Sonra kendi müziklerimle bir yerlere gelmeye çalıştım. Hâlâ da çalışıyorum. Dünyada bir yere gelmek çok zor. Dünyada renk yok artık. Peki neyi keşfedeceğiz biz? Kendi rengimizi. Onun üstüne gidip, bir sihir bulmaya çalışacağız. Hepimizin yapmak istediği bu esasında.
Ustaların çevresinde kalabilmek adına hata yapmaktan çekinenlerin de çok olduğunu düşünüyorum. Katılıyor musunuz?
Katılıyorum çünkü ilk albümümü 94 yılında kaydettiğim zaman beni de çok yargılamışlardı. “Ya sen kimsin ki kendi bestelerini çalıp albüm yapıyorsun, niye parçalarının ismini İngilizce koyuyorsun?” diye. İlk albümümde bile hedeflerim vardı. 6-7 ay sonra Almanya’ya ilk konserime davet ettiler, çok mutlu olmuştum. Dünyanın çok önemli caz festivallerine gittik kendi projelerimizle...
Sosyal medyayı, Twitter’ı aktif kullanıyorsunuz.
Kullanıyorum ben geyik yapmam twitter’da. Sabahları kalkarım günaydın diye bir tweet atarım. Gün arası, öğlen atarım, çay saati diye bir parça atarım. Konser anonsları atarım. İnandığım şeyleri retweet ederim. Benim işim müzikle.
Ülkemizde “Biz anlamıyoruz, bu müziği sevmiyoruz” diyen pek çok insan var, “Caz yapma” diye bir laf var...
Bu müzik tabii Türkiye’de çok çalınan bir müzik değil. Yüz binleri peşinden sürükleyecek bir hacmi yok. Arabesk dinleyen çocuklar doğduğunda klasik ya da caz dinletseniz büyüyünce de onu dinleyecek. Anadolu’da verdiğimiz konserlerle yapmak istediğimiz olay, caz müziğinin gayet nitelikli, dingin, eğitici, öğretici, beyni açan, hayat felsefesi olan bir müzik olduğunu anlatmak. Bu müziği dinleyen insanların birbirleriyle, toplumla iletişimi, liderlik, kıvrak zekâ, fikir bulma, sorun çözme, arkadaş ilişkilerinin ve toplumdaki yerinin farklı olduğunu anlatmak istiyoruz. Caz müzik dinleyen insanların hakikaten de hepsi böyle. Bu özellikleri geliştirdiğini yüzde yüz düşünüyorum.
Çocuklara caz müziği mi dinletmeliyiz?
Hayır, klasik müzik dinleterek bu işlere başlayacağız. Vivaldi, Schubert, Mendelssohn dinleyecek. Hayal kuracak. Enstrümanları tanıyacak. Sonra kendi yolunu kendi buluyor. Müzik eğitimi olan bir birey yetiştirmek, bu ülkenin kültürü, geleceği için de çok iyi bir şey. Her şey klasik müzikten başlıyor dünyada. Baktığın zaman hepsinin melodileri nasıl, şiir gibi, iyi bir su gibi çok soğuk değil, oda sıcaklığında da değil. Müzik de öyledir, güzel gelecek, oh diyeceksin. Bu iyi müziği dinlediğin için şükredeceksin. O da bir nimettir. İnanç güzel bir şeydir, ben inanırım Allah’a. Dünyadaki en güzel Müslümanlık da namus, şeref, haysiyetli bir insan olmaktır. Yalan konuşmayacaksın, hak yemeyecek, hakkını yedirmeyeceksin. Hiddetli olmayacağız, saldırgan olmayacağız, dürüst olacağız. Hepsi bu.

Baskıyla demokrasi olmaz

Gezi Parkı direnişi size ne düşündürdü?
Türkiye’deki pırıl pırıl beyinlerin istediklerini, arzu ettiklerini söyleme hakkı olduğunu düşündürdü. Diğer ikincisi Türkiye’deki genç jenerasyonun çok zeki, kıvrak ve inanılmaz bir espri anlayışı olduğu ortaya çıktı. Baskıyla hiddetle şiddetle hiçbir şeyin çözülmeyeceği bir kez daha ortaya çıktı. En büyük olay da artık gençlere kulak vereceğimizi öğrendik. Benim kızım da olsun benimle çalan gençler de olsun, daha evvelden pek dinlemezdim ama şimdi onların da kendi hakları ve haklı olduklarını, benden daha değişik düşünseler bile onlara da pas atma gereğini de ben bu olaylardan öğrendim. Ben de kendimi en baştan sorguladım, bu olaylar bana da büyük bir ders oldu. Ama insanlar öldü, o çok kötü oldu. Olaylar masumiyetten çıktı ve provokasyonla başka taraflara gitti, o da hiç tasvip etmediğim kısmı.
Ne değişti sizce?
Artık insanlar istediklerini özgürce söylüyor, baskıyla, tek fikirle demokrasinin olmayacağı ortaya çıktı. Demokrasi azınlığı korumak, daha az kendini ifade etmeye çalışan insanların haklarını savunmak, onların yanında olmaktır demokrasi. Ben iki taraf diye bir şey olduğuna katılmıyorum, düşünce ayrılıkları olabilir insanlarda ama onları da uzlaşarak, kırmadan, dökmeden
çözmek lazım.
Piyano geldiğinde siz de gidip çalmayı düşündünüz mü?
Ben açıkçası gitmek istemedim. Çok üzüldüm bu olaylara ama gidip oraya çalsaydım bazı çevreler “Albümü yeni çıktı gündeme gelmek istiyor” diyeceklerdi. Bu rant sağlama olaylarından ben hep çekinirim. Fakat orada bir konser olsa, herkesin gelip coşku içinde katılabileceği, onda yer alırım. Taksim Platformu’ndan menajerimi aramışlar, konser olursa gelir mi diye sormuşlar, ona gelirim dedim. Çünkü müzik terapidir, uzlaştırıcı bir yanı vardır. Oraya gidenlerin çalmaları da hoş bir şey tabii.

Sentez müzikle ilgilenmem

Türkiye’de caz okulu olur mu?
Vardı, Bilkent’te de Bilgi’de de vardı kapandı. Hangi müzisyen, hangisinin ailesi 15 bin dolar verir? O parayı da vermedikten sonra dışarıdan adam getiremezsin, buradaki adamlarla da olmaz o iş.
Türkiye’de hiç mi kimse yok eğitim verecek?
Var, davulcu Cengiz Baysal, Ferit Odman, Can Kozlu, Selen Gülün, vokalistlerden Rendy Esen, Elif Çağlar, Sibel Köse. Workshop’lar yapıyorlar. Ama müzik eğitimi lise gibi değil, her sene hocaların değişmesi lazım, değişik stillerin, tavırların öğretilmesi lazım.
Bizim makamlarımızla caz yapılabilir mi?
Türk musikisinden uşşak, muhayyerkürdi, saba tonlarında ter bemoller var onlar cazın işine olmuyor. Bu işin uzmanı değilim ben, haddimi bilerek konuşurum. Ama bildiğim kadarıyla, rast, hicaz bunları cazın içine koyabiliyorsun. Beni ilgilendirmeyen bir konu ben sentez müzikle ilgilenmem. Caz cazdır, vuruştur swingtir. Belli bir kokusu, ruhu ve formu vardır. Belli enstrümanlarla çalınır ve yüzyıllardır böyle devam ediyordur.

CAZ FESTİVALİ ÖNERİLERİ

1. DeeDee Bridge Water&RamseyLewis
2. David Sanborn Bob James Feat. Steve Gadd James Genus
3. E.S.T. Symphony
4. DeutschePhilharmonie MerckFeat. Kerem Görsev
5. MelodyGarlot