Indie pop'un 'hal ve gidiş'i: Pekiyi

Indie pop'un 'hal ve gidiş'i: Pekiyi
Indie pop'un 'hal ve gidiş'i: Pekiyi
Indie pop'un öncü gruplarından İskoç ekip Belle & Sebastian, esaslı kadrosuyla İstanbul'da. 24 Ağustos'taki konser öncesi klavyeci Chris Geddes sorularımızı yanıtladı.
Haber: ELİF EKİNCİ / Arşivi

‘Neşeli miyim, hüzünlü müyüm, neyim, anlayamıyorum’ hissini en iyi şekilde notaya döken gruplardan Belle & Sebastian, nihayet, öyle temsili DJ set ile falan değil, dolu dolu bir kadroyla İstanbul ’a doğru yola çıktı. (Tam kadro diyemiyorum çünkü Mick Cooke, bir süredir ailevi sebeplerden ötürü grupla turneye çıkmıyor.) Stuart Murdoch, Stevie Jackson, Chris Geddes, Richard Colburn, Sarah Martin ve Bobby Kildea’dan oluşan çekirdek kadro ve ekstra yedi müzisyen ile (sahnede toplam 13 kişi olacak) 24 Ağustos akşamı Maçka Küçükçiftlik Park’ta sahne alacak. ‘İstanbul’a gelmesini beklemekten ciğerimizin solduğu isimler’ listemizde Belle & Sebastian’ın üstünü çizebiliriz artık...
1996 yılının Ocak ayında Glasgow’da iki üniversite öğrencisi Stuart Murdoch ve Stuart David’in bir araya gelerek kurduğu grup, günümüzü kasıp kavuran indie pop’un atası sayılır aslında. Bir okul projesi olarak kaydettikleri demolardan oluşan ve 96 Haziranı’nda yayımladıkları ilk albümleri ‘Tigermilk’in yakaladığı başarının hızıyla Jeepster Records ile anlaşan grup aynı yıl içinde kasım ayında ikinci albümleri ‘If You’re Feeling Sinister’ı yayımlamıştı. O günden bu yana iki müzisyenle yollarını ayıran (Stuart David ve Isobel Campbell), Norah Jones gibi isimlerle yollarını kesiştiren, dizi ve filmlerde sık sık kullanılan ve garip bir biçimde, mutluyken de hüzünlüyken de iyi giden şarkılar üreten ekip uzun müzik macerasına devam ediyor.
Ekibin müzikal macerasına başından beri ortak olan klavyeci Chris Geddes, “Belle & Sebastian’dan ne zaman ‘yeni sesler’ duyacağız?” sorumuzu şöyle yanıtlıyor: “Ağustos sonunda erişilebilir olacak son projemiz ‘The Third Eye Centre’, Rough Trade Records ile anlaşma imzaladığımız zamandan bu yana, yani son üç albümde bulunmayan tüm parçalarımızı içeriyor. EP parçaları, remix’ler, b-yüzü şarkılar vs. Ancak sorduğunuz yepyeni bir şeylerse eğer; 2011 turnesinin ardından yeni bir şeyler üretmeye başladığımızı söyleyebilirim. Bu yaz sonu, festivallerin ardından, ciddi ciddi oturup kayıt yapmayı planlıyoruz.” (Müjdemizi isteriz!)
Mevzubahis grup İskoçya’dan olunca, konu ister istemez ‘müzik üretiminde Glasgow’un yeri ve önemi’ne de geliyor. “Glasgow’a öğrenci olarak ilk geldiğimde, burası benim için okuldan daha çok Teenage Fanclub, The Pastels ve The Vaselines’in doğduğu yer olması açısından önemliydi” diyor Chris Geddes. Günümüzde, müziğin iTunes ve Youtube aracılığıyla son derece kolay ulaşılabilir hale gelmesi bir yana, grubun ilk yıllarında Glasgow kulüplerinde, başka hiçbir yerde duyamayacağını düşündüğü müzikler duyduğu, dinlediği günleri özlediğini söylüyor. “Kuzey soul’u, 60’lar saykedelik müziği vs. Big Star and Love gibi ya da Dan Penn gibi isimler buraya gelip konserler verirdi ve bu bizi gerçekten heyecanlandırırdı.” Glasgow’dan çıkan yumuşak sound’lu grup sayısının ne denli fazla olduğunun altını çizdiğimizde ise, aslında bu sound’un Glasgow’a özgü bir şey olduğundan çok emin olmadığını söylüyor Geddes: “İsveç’ten, Avustralya’dan ya da ABD ’den de bizimkine benzer, soft sesler yükseliyor. Aslında bu sound’un orijinali 60’lar Amerikası’na dayanıyor; Hal David ve Burt Bacharach, Dionne Warwick, The Association ve The Beach Boys ve belki biraz 60’lar Fransız pop sosu, biraz İtalyan film müzikleri ve Brezilya bossa novası, epey karışık yani...”
Indie pop’un öncü gruplarından Belle & Sebastian’a elbette janrın bugün geldiği noktayı da sorduk. Chris Geddes gidişattan son derece memnun. “Son zamanlarda gerçekten çok iyi müzikler duyuyorum” diyor. Beach House, Goat, Filed Music, Dirty Projectors, First Aid Kit, Melody’s Echo Chamber, Washed Out, Tame Impala, Toro Y Moi, The Soundcarriers ilk etapta aklına gelen isimler. Çoğunu da BBC 6 Music’ten takip ettiğini söylüyor. “İşin ‘business’ kısmı gerçekten zorlu, çünkü çok fazla grup var artık, ancak kalite açısından bu inanılmaz iyi bir gelişmeye sebep oluyor” diyor Geddes. Yeni isimler keşfetmek isteyenlere önerisi ise; Finders Keepers, Light In The Attic, Numero and Soundway gibi müzik şirketlerini takip etmek. Bu şirketlerin kıyıda köşede kalmış müzikleri keşfetmekte ve hak ettiği değeri görmelerini sağlamakta gerçekten iyi olduklarını düşünüyor. Ve takibe değer buluyor.
Bunca yıl sonra, turne yapmayı hâlâ seviyor musunuz diye lafa girip konuyu son olarak İstanbul’a bağlayacağız. “Turnelere bayılıyoruz” diyor Geddes, “biraz da yaşınızı başınızı aldıysanız elbette çok yorucu olabiliyor ama kesinlikle çok eğlenceli!” Geddes’in, grup ve dinleyici arasındaki ilişkinin ne denli özel olduğunu görmek, daha önce gittiği yerlerde eski dostlarla hoşbeş edebilme, ilk kez gittiği yerlerde ise yeni keşifler yapabilme fırsatını yakalamak açısından son derece önemli bulduğunu söylediği turnelerin en sevdiği kısmı ise plak dükkânlarında garip kayıtlar bulmakmış. Grup elemanları İstanbul indie camiasının yanı sıra plakçıları da şenlendirecek gibi görünüyor.