İndim maden ocağına...

İndim maden ocağına...
İndim maden ocağına...
Madencilerin bir günü nasıl geçiyor. Fotoğrafçı Selahattin Sönmez, bir gününü 'kara elmas diyarı'nda geçirdi ve fotoğrafladı.
Haber: SELAHATTİN SÖNMEZ / Arşivi

“Bismillahirrahmanirrahim”... Rahman ve rahim olan Allahın adı, geri getirir mi göçük altında kalanları...
Onlar ‘Kara Elmas’ diyarında yerin 500 metre altında çalışan esmer tenli maden işçileri. Onlar gündüzü gece gibi yaşayan, alın teri ile ölüme meydan okuyan kömür işçileri.
Her yıl 4 Aralık’ta kutladığımız(!) Dünya Madenciler Günü’nden bir gün sonra Zonguldak’ta bir maden ocağına inmeye karar verdim, tüm izinler aldıktan sonra hazırlık yapmaya başladım ama yanıma ne alacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu. Neye ihtiyacım olabilir ki; yanımda makinem olsa yeterli diye düşündüm ve Zonguldak’a gitmek için yola çıktım. 5 saat sonra kara elmas diyarı Zonguldak sabah ayazı ile beni karşıladı.
TTK Üzülmez Taş Kömürü İşletme Müdürlüğü kapısından içeriye doğru girerken Zonguldak’ta saatler 07.30’u gösteriyordu. Üzerlerinde beyaz kıyafetler, başlarında sarı baretleri ile maden ocağının girişinde sabah mahmurluğunu üzerinden atmaya çalışan, ellerinde plastik bardak içinde çay ve bir parça simit, poğaça ya da ekmekle kahvaltısını yapmaya çalışan işçiler ile karşılaştım. Selam verdikten sonra meraklı bakışlar sırtımdaki çantaya yöneldi, “Hayırdır abi” sorularına maruz kaldıktan sonra kendimi tanıttım. Etrafımda bir anda onlarca baretli madenci toplandı; güzel ve sıcak bir sohbet başladı.
“Abi bizim galeriye gel, orada daha güzel fotoğraf çekersin, hem ben güzel poz veririm” diyenler, ona laf atmaya çalışan “Yok abi onun suratı simsiyah sen bizim galeriye gel, orada daha güzel fotoğraf çekersin” diyen başka bir işçi ve ocağının önünde kahkahalar...
İlk vardiya sabah 08.00’de ocağa inmek için içeriye girerken, ben de hazırlıklarımı yapmak için içeriye girdim. İçimdeki korku yavaş yavaş beni esir almaya başladığı anda sabahki sohbet ve kahkahalar geldi aklama. Korkunun yerini ilk kez madene inmenin heyecanı sardı. Beyaz tulumları ve botlarımı giydim, sıra bareti takmaya geldiğinde uzaktan beni izleyen bir işçi yanıma gelip “Abi korkma biz her gün inip çıkıyoruz“ deyince heyecanım daha da arttı. Saat 10.00’da kendimi madene inecek asansörün içinde buldum. Yanımda iki makinem ve bana eşlik edecek iki maden çalışanı. Asansör aşağıya inmeye başlayınca, sabah güneş ışıklarının vurduğu Madenci Anıtı’nın üzerinde isimler gözlerimin önüne geldi bir an. Damağımın kuruduğunu hissettim, oysa yanıma heyecandan su bile almamıştım, aşağıya indiğimde heyecan ve korku yavaş yavaş beni terk etmeye başladı.
Artık fotoğraf çekmek, bu insanları çektiğim fotoğraflarla tarihe not düşmek istiyordum, açılan koridorda yaklaşık 1 kilometre yürüdükten sonra çalışan işçilerle karşılaştım. Ama o kadar kolay değil ve olmadı da. Çünkü yeraltında fotoğraf çekmek, yerüstünde fotoğraf çekmek kadar kolay değil. Işık yok, hareket edebileceğin alan çok kısıtlı. Havanın etkisi ile makine ve objektifler buğulandı. Korkunun ve heyecanın yerini artık “Çekemeyeceğim“ endişesi almaya başladı, derken yanımdaki işçilerden biri alın terini sildiği mendilini uzatarak, “Abi bununla sil istersen“ dedi. Burada; kim olursan ol, nereden gelirsen gel, yapılan iş, acı, öfke, sevinç ve korku ortak. Denklanşöre basmaya başladım. Ama ışık o kadar kötü, yer o kadar dar ki; fotoğraf çekmek neredeyse imkansız, artık ne çekersem diye de kendimi teselli etmeye çalıştım.
5 saat ocakta geçirdikten sonra tekrar geriye dönüş başladı. Yukarı çıkıp aynaya baktığımda kendimi tanımadım açıkçası; üstelik diğer işçiler gibi çalışmamış, sadece elimde makine ile fotoğraf çekmiştim. Sabah madene inen işçiler saat 16.00 gibi çıkmaya başladı ve onları kapıda karşılamaya ve sonrasını çekmeye başladım. Bir gün daha ailerine, sevdiklerine kavuşmanın rahatlığı ve sevinci ile ‘kömür karası’ndan kurtulmak için banyoya gittiler. Banyo yaptıkları yeri görmek ve onları burada çekmek istedim, işçilerle birlikte ben de banyoya doğru yürüdüm. Aşağıda gördüğüm elleri yüzleri kömür tozundan simsiyah olanlar, mendilini veren, suyunu ikram eden madencilerin hiçbirini banyo sonrası tanıyamadım...
Maden ocağında 3 vardiya var. Gündüz vardiyasında çalışanlar, akşam ve gece vardiyası için güvenli alan oluşturmak için çalışıyor. Akşam ve gece vardiyası ise evlerimizde yakarak ısınmaya çalıştığımız ve sanayi üretiminde kullanılan kömürü bu güvenli alanlardan alın terlerini de katarak çıkarıyorlar. Eşleri, nişanlıları, sevgilileri yas tutmasın, çocukları babasız kalmasın diye inadına yaşamaya çalışıyorlar yerin 500 metre altında.