'İndirim'in sonu geldi mi?

'İndirim'in sonu geldi mi?
'İndirim'in sonu geldi mi?

Alman sanatçı Ulrike Brückner in Suçlu adlı poster çalışmaları, telif yasalarının bazen adaletsiz olabileceğini gösteriyor.

Telif haklarıyla ilgili yasalar gün geçtikçe sıkılaşıyor. Myspace, Last FM, Fizy bir kapanıp bir açılıyor. Sanatçı 'hani telifim' diyor, kullanıcı özgürlük istiyor. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun radikal bir dönüşümle yenilenmesinin eli kulağındayken, Türkiye Fransa'ya döner mi, üç şarkı indirdi diye bir insan hapse girer mi, soruşturduk..
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ - elifturkolmez@gmail.com / Arşivi

Jean-Luc Godard, rutini olduğu üzere 11 Ağustos sabahı da kahvesi ve Libération gazetesiyle köşesine çekildi. Oscar kazandığını muştulayacak telefonlara çıkmayan Fransız yönetmen, bu hareketiyle kendisine olan saygımızın üzerinden sağlam dikiş geçmişti ki, gazetede okuduğu bir haberle yılın ikinci ‘kıyak hareketini’ çakıverdi!
Fransa’da 2009’dan bu yana uygulanan internet içeriğine dair telif yasası HADOPI’den (Haute autorité pour la diffusion des oeuvres et la protection des droits sur internet-İnternette eserlerin dolaşımı ve fikir haklarının korunması için yüksek konsey) mustarip James Climent adlı bir gencin, internetten yüklü miktarda telif hakkı olan ürünü yasal olmayan yollardan indirdiği için hapse girmesine bozulan ve kefaleti için kendisine 1000 avro yardım yapmak isteyen Godard, daha sonra Les Inrocks dergisine, “Tabii ki HADOPI’ye karşıyım. Entelektüel hak diye bir şey yoktur. Çalışmaların miras olarak devredilmesine karşıyım. Bir sanatçının çocuğu anne-babasının yaptığı çalışmaların telif haklarından yararlanabilmeli diyorlar. Ravel’in çocuklarının ‘Bolero’dan gelir elde etmeleri bana pek mantıklı gelmiyor” deyiverdi.
Bu arada yasanın işe yaramayacağını göstermek için çok sayıda bireysel girişim de ortaya çıktı. Birçok internet kullanıcısı yasağı delmek için yazılımlar önerirken, HADOPI yasasının gözden kaçırdığı çözümlerin listesini oluşturanlar da oldu.
Türkiye ’de de Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda önemli değişiklikler yapılması gündemde. Taslağın içeriğine bakarsak mevzuat uygulanmaya başlanınca Fransa’dan aşağı kalır yanımız ve maalesef bizi hapisten kurtaracak, arkamızda duracak bir Godard’ımız olmayacak.

‘Çeviri’ hukuk tartışması
Bilgi Üniversitesi’nden Dr. Özgür Uçkan da Bilişimhukuk.com’da yayımlanan makalesinde “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na eklenmek istenen yeni maddeler bize fena halde HADOPI’yi hatırlatıyor. Fikir hakları ihlallerini önlemek bahanesiyle izleme ve dinleme sistemlerine meşruiyet kazandırılması, ceza olarak internet erişiminin kesilmesi, Fransız hukukuna düşkün sistemimiz tarafından afiyetle sindirilmiş görünüyor” diyor. Uçkan’a göre ‘HADOPI ve varyasyonları temel hak ve özgürlüklere bir saldırı niteliği taşıyor. Üstelik bu saldırı, giderek şu ya da bu şekilde önemsizleşecek ticari çıkarlar adına yapılıyor.’
İnternetin CD, DVD gibi fiziksel veri depolama ortamlarının dağıtımı işini zaten öldüreceğini söyleyen Uçkan, “Müzik, sinema ve yayıncılık sektörü ayakta kalmak için bu baskıcı, olumsuz düzenlemelerden çok daha akıllı adımlara ihtiyaç duyuyor. Bütün bir sektör dijital ortamla yaşamak ve belki de daha çok kazanmak için aklını kullanmalı ve bu tür sonuçsuz ve ümitsiz düzenlemelerden medet ummayı bırakmalı” diyor.
Uçkan’ın ‘Fransız hukukuna düşkün sistemimiz’le başlayan cümlesi önemli zira Türkiye’de internet için de, telif hakları konusunda da özgün yasalar yok. Yasaları, konunun tartışıldığı sayfadaki Friendfeed kullanıcısı Selva Kaynak’ın dediği gibi, ‘Hukukçular değil çevirmenler yapıyormuş gibi görünüyor’. Çünkü çoğu adaptasyon!
846 sayılı kanunda yapılması öngörülen değişiklikler onaylanırsa evinize ‘Şu filmi indirdiniz borcunuz şu kadar’ ya da ‘Paylaştığınız albüm yüzünden sanatçının ve şirketinin zararı olan şu kadar ücreti ödemeniz gerekiyor’ yazılı faturalar gelecek, internet bağlantınız hizmeti aldığınız kurum tarafından uyarı verilmeden kesilecek, hatta hapis cezasına çarptırılabileceksiniz.
Telif hakkı yasaları, patentle ilgili değişiklik ve bu konularda reform hareketleri için çabalamak üzere ilk tohumu 2006’da İsveç'te atılan Korsan Partisi'nden esinlenerek başlayan Türkiye Korsan Partisi hareketinden İsmail H. Polat’sa Trscope.com’daki makalesinde, “İnsanların yaratıcılığı ödüllendirmeli ancak bunu 100 yıl boyunca koruma altına almak, insanlığın gelişimini engeller” diyor. Ona göre ‘Telif haklarının 100 yıl olması, yaratıcı bir topluma götürmez. Tam tersi ilerlemenin, üç-dört kuşak telif mirasyedisi ve onlar etrafında oluşan asalak sektörlerin keyfiyle biçimlendiği tembel bir ortam yaratır’.
Polat görüşlerini “Kültür, sanat ve bilim insanları bu bağlamda bireyci düşünmekten vazgeçip telif haklarının yeniden (ama hakkaniyetle) düzenlenmesine insanlığın ilerlemesi adına destek vermeliler. Paylaşmanın en büyük erdem ve zenginlik olduğunu hiçbir zaman akıllarından çıkarmadan!” diyerek bitiriyor.

Telif süresi beş yıl olsun
Adli bilişim uzmanı avukat M. Gökhan Ahi de taslak metnin HADOPI 2 yasasından etkilendiği fikrinde. Elindeki bir eseri arkadaşıyla paylaşan bir kullanıcının da internete bağlantısının kesilmesi cezasının birçok açıdan hukuka aykırı olduğunu söylüyor Ahi: “Anayasa’da iletişim özgürlüğü teminat altına alınmıştır, keza düşünce ve ifade özgürlüğü de devlet tarafından garanti edilmiştir. Bir kişinin internet bağlantısının kesilmesi, bu özgürlüklerin kullanımını engellemekten başka bir şey değildir. Hukuk devletinde bu tür bir yaptırım kesinlikle kabul edilemez. Bu paylaşımı yapan 18 yaşından küçükse ne olacak? Ayrıca aynı evde internetten yararlanan diğer bireyler ne olacak gibi sorular da hukukçuların kafasını karıştırıyor.”
Peki en başa, bizi mevzunun derinlerine iten o habere dönecek olursak?.. Ahi’ye göre, Godard kısmen haklı: “İnternet bilgiye erişimi kolaylaştırdı. Eser dediğimiz fikri üretimler, artık çok daha çabuk tüketiliyor ve yeni yaratımların önünü açıyor. Kitlelerin dinlediği müziklerin, izlediği filmlerin ve okuduğu romanların bir bedeli olması gerekir, bu içerikleri üretenlerin eserlerinden gelir elde etmesi de normal kabul edilebilir. Ancak insanlığın ortak mirası sayılabilecek bu eserlerin koruma sürelerinin gerçekten çok uzun olduğunu söylemem gerekiyor.”
Ahi, “Bu eserlerin maksimum koruma süresi ticari olarak kullanılmadıkça beş yılı geçmemeli” diyor. Avrupa’da ciddi bir seçmen kitlesine ulaşan ‘Korsan Parti’ler de bu görüşte. Şimdilik komisyonlar harıl harıl çalışıyor, kullanıcılara ‘sorunun giderilmesi’ için beklemek düşüyor.

 

 

'Kullanıcı tarafını düşünen yok'

Muhteviyat.com ve Nerdworking’den Erdem Dilbaz, 6 Ekim 2010 Çarşamba akşamı İstanbul Bilgi Üniversitesi Fikri Mülkiyet Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen Fikri Mülkiyet Hukuku Atölyesine katıldı, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yapılması öngörülen değişikliklerin tartışıldığı toplantıyı anlattı:

Ben hayatımda bu kadar meslek birliğini bir arada görmemiştim. Hepsi oradaydı ve anladığımız üzere bu taslak sadece onlara ve onlar için - hatta onlara rağmen - yasalaşacak. Kullanıcı tarafını düşünen, elbette, yok. Ek 4 ile ilgili, kısaca, şikâyete bağlı olarak hattı kesilmesi konusundaki tavır çok net: O orada kalacak. Bakanlık nezdinden toplantıya katılan Mesut Cem Erkul bu maddenin kullanılması zaten birçok şarta bağlı dese de maddede yer alması işin doğasını ele veriyor. Bir de her ne olursa olsun AB muktesebatına istinaden, gene kısaca, seve seve siyasi iradenin istediği şekilde geçecek bu yasa, onu anladım. Mesut Bey topu siyasi iradeye atsa da kendisi de o iradeyi destekler nitelikte konuşmasını sürdürdü. Oysa p2p gibi konularda dosya paylaşımının önünü kesme kolay değil gibi çıkışları da vardı. Toplantıda birisi açıkladı: Biz burada dekor muyuz?
Bu arada, Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nden (sinemaya böyle bir imtiyaz da var) Mesut Cem Erkul'a sivil toplumun desteğini almayı düşünüp düşünmediklerini sordum. kullanıcılarla iletişim için bir Facebook aplikasyonu geliştirdiklerini söyledi!


Copyleft’çi müzik grubu Bandista: Anonimden aldığımızı anonime bırakıyoruz
Giderek sıkılaşan telif hakkı yasalarına toptan karşı çıkan ‘Copyleft’ akımı ‘Bir programı veya başka bir çalışmayı, tüm değiştirilmiş ve genişletilmiş sürümleri ile birlikte özgür bırakmak’ anlamına geliyor. Tanımı da sembolü de İngilizcede ‘telif hakkı’ anlamına gelen ‘copyright’ın tam tersi. Copyright’çıların sayısı gün geçtikçe artarken copyleft’çiler de örgütleniyor, dünyanın bir ucundaki copyleft’çiyle müzik, program, metin paylaşıyor.
Copyleft’çiler arasında ünlü isimler de var. Che Guevera’nın ‘Dünyanın en çok kopyalanan fotoğrafı’ unvanına sahip ünlü karesini çeken Kübalı fotoğrafçı Alberto Corda, mecburen copyleft’çi mesela. Çünkü Küba’da telif hakkı diye bir şey, Corda’daysa dünyanın bir ucunda kopyalanan fotoğraftan telif isteyecek hal yok. Corda şimdiye kadar sadece, politik olarak doğru bulmadığı için Che’nin fotoğrafını şişelerin üstüne basan Smirnoff’tan 50 bin dolarlık bir tazminat almış. Türkiye’de de var copyleft’çi sanatçılar. Bandista bunlardan biri. Ekip işlerini neden ücretsiz paylaştığını anlattı:
“Bandista üretimlerini sadece internet değil çeşitli medyalarla yaymak ve çoğaltmak derdi taşıyan bir tayfa. Bunun iki ayağı var ve haliyle birbiriyle de bağlantılı: İlki, sözümüz ve tarafımız bizim için önemli ve âlemimizin sesi, sözü ne kadar yayılır, yaygınlaşırsa o kadar güçlü ve görünür olacağımıza inanıyoruz. İkinci olaraksa mülkiyete dair pozisyonumuz işin içine giriyor. Biz üretimlerimizin bize ait ve bizden menkul olduğunu düşünmüyoruz. Yan yana koyduğumuz her ses ve sözün anonim, kamuya ait, avam bir havuzdan kaynaklı olduğunu düşünüyoruz. Bu, kısacası deha, özyaratı yahut bireyselliğin ötesinde toplumsal bir varoluşa yapılan bir vurgu. Yan yana koyduğumuz her nota, ses ya da söz, birilerinden öğrendiğimiz ya da birlikte yarattığımız ve yine birlikte başkalarını da bu sürece katarak yeniden üretip değiştirebileceğimiz şeyler. Dolayısıyla anonimden aldığımızı anonime bırakıyor ve malzememizi copyleft olarak ilan ediyoruz. Bunun tek istisnası, ticari alandan bu üretimlere yönelik ilgi geliştiğinde ortaya çıkıyor ve o zaman hayır diyoruz. Bu malzemeyi kendi kârınız için kullanacaksanız, emekçilerine haklarını ödemek zorundasınız. Ticari alanla temasımız da bu anlamda çok dar olduğu için -müzik marketlerde albüm satmıyor yahut cep telefonu melodisi olarak reklam alt bantlarında dönmüyoruz- herhangi bir telif hakları polisi organizasyonla da temasımız yok.”