İnşaatçılıktan Oscar'a...

İnşaatçılıktan Oscar'a...
İnşaatçılıktan Oscar'a...
Belgesel Oscar'ı kazanan 'Searching For Sugar Man'in kahramanı Sixto Rodriguez, vaktiyle değeri bilinmemiş Amerikalı bir folk müzisyeni.
Haber: DERYA BENGİ / Arşivi

2000’ler, rock müzikte geçmişin kıymete bindiği, eski tüfeklerin albümlerinin allanıp pullanıp yeniden dolaşıma sokulduğu yıllar olarak tarihe geçti. Bu eğilim bir yönüyle bizimki gibi uzak toprakları, yani ‘rock taşrası’nı ilgilendiriyordu: Selda ve Erkin Koray, coğrafya engelini aşıp otuz yıllık rötarla Batılı dinleyiciyle ilk kez bu dönemde buluştu. Hadi onların biraz ‘etnik kontenjan’dan ekmek yediğini varsayalım. Ama bir de Bill Fay, Vashti Bunyan, Sixto Rodriguez gibi Amerikalı veya İngiliz oldukları halde şeytanın bacağını kıramayanlar vardı: 70’lerin başında yayımladıkları birkaç plak hiç satmayınca köşelerine çekilip derin uykulara daldılar, ta ki 2000’lere kadar…

Sixto Rodriguez’in akıllara ziyan macerasının anlatıldığı ‘Searching For Sugar Man’in, Sundance’de ve BAFTA’da ödüller kazandıktan sonra, geçenlerde açıklanan Oscar’larda En İyi Belgesel seçilmesi tam isabetti.
Belgesellere has soğukkanlılığın uzağında duran ‘Searching For Sugar Man’, konuyu ana hatlarıyla bilenleri dahi şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükleyen, canlı, heyecanlı, sıcak bir film. Hem masal, hem gerçek. Zaten Rodriguez’in filme yansıyan gerçek yaşamöyküsü, diğer rock sanatçılarının yaşamöyküleriyle değil, Külkedisi Cinderella masalıyla karşılaştırılıyor. Cezayir asıllı İsveçli yönetmen Malik Bendjelloul şaka yollu şöyle söylüyor: “Rodriguez’in öyküsü Cinderella’nınkinden çok daha iyi, çünkü taş gibi bir soundtrack’i var”.
Rodriguez, Meksika göçmeni bir ailenin evladı. ABD ’nin hızla sanayileşen, ama 60’lı yıllarla birlikte enkaza dönüşmeye yüz tutan şehirlerinden Detroit’te, namı diğer Motor Şehri’nde yaşıyor. Burası, yoksullaşmaya paralel olarak toplumsal gerçekçi sanatın yükseldiği bir yer. Motown (Motor Town) plak şirketi sayesinde siyahi müziğin nabzı burada atıyor. MC5 (Motor City Five) ile birlikte Marksist beatnik punk burada doğuyor. İlerleyen yıllarda Detroit, tekno müziğinin de ana rahmi olacak.
Bu şehrin otomobil fabrikalarında, inşaatlarında, karayollarında gündüzleri eşek gibi çalışan Rodriguez, geceleri batakhanelerde kendi bestelerini söylüyor. Derken keşfediliyor ve 1970 ve 71 yıllarında ‘Cold Fact’ ve ‘Coming From Reality’ plaklarını dolduruyor. Bob Dylan, Tim Buckley, Paul Simon, Nick Drake’i anımsatan folk-rock albümleri bunlar. ‘Sugar Man’, ‘Crucify Your Mind’, ‘Cause’, ‘I Wonder’ gibi olağanüstü güzel şarkılarını maalesef kimse iplemiyor. O da ısrar etmiyor, gerisingeri inşaatçılığa dönüyor. Sanki kulağında bir yankı, “işçisin sen işçi kal, giy dedi tulumları”.
Fabrikalardan, sokaklardan ses veren, küçük insanlara kol kanat geren, hayata sınıf perspektifinden bakan bu muhalif şarkılar birdenbire Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki beyaz gençler nezdinde karşılık buluyor. Hakkında hiçbir şey bilmedikleri, hatta intihar ettiğini sandıkları bu adamı baş tacı ediyorlar. Amerika’da üç-beşten fazla satmayan plakların oralara kadar nasıl ulaştığı meçhul. Herhalde leylekler getirmiş. Sonuçta korsan kopyalar her eve giriyor, şarkıları ezbere söyleniyor. Mesela 90’larda ABD’ye gidip rock starlık mertebesine yükselen Dave Matthews, Güney Afrika’da onun şarkılarıyla büyüyor.
Kısacası Rodriguez, Cape Town’da, Johannesburg’da, en az Dylan ve Hendrix kadar seviliyor. Kesinlikle Rolling Stones’dan daha ünlü ! İşin daha da tuhafı, yıllar boyunca Rodriguez bunu bilmiyor. Alçakça bir ırk ayrımının hüküm sürdüğü ülkedeki eşitlik yanlısı beyaz gençlere nasıl ilham verdiğinden, rejime başkaldırmalarına şarkılarıyla nasıl yardım ettiğinden, hatta hayranlarından birinin işkenceyle öldürülen siyahi lider Steve Biko olduğundan haberi yok.
‘Searching For Sugar Man’, bize bu gizemin oluşumunu ve çözümünü, vuslat anına adım adım yaklaşarak bütün detaylarıyla aktarırken, bazı noktaları kasten eksik bırakıyor. Rodriguez’in Avustralya’da 80’lerin başında kısa ve minik bir başarıya imza attığını, rapçi Nas ve DJ David Holmes sayesinde 2000’lerde ABD’de biraz daha tanınır hale geldiğini saklayarak, filmi tamamen Güney Afrika temelli bir dedektiflik kovalamacası ekseninde kuruyor. Bir Güney Afrika gazetesinin başlığı bu filmin kod adı olabilir: “Orada zero, burada hero”. Rodriguez bugün 71 yaşında. Görme yetisini hemen hemen yitirdiğinden, filmini seyredememiş bile. Ama gitarın sapında maharetle gezinen koca parmakları ve delikanlı sesiyle konserden konsere koşuşturuyor. Yarım kalmış bir hayatı tamamlarcasına.
‘Searching For Sugar Man’in soundtrack’i Sony Music etiketiyle Türkiye ’de de yayımlandı.