"İnşallah kafamız suyun üstüne çıkacak"

Almanya'nın Kassel kentinde Almanlar açısından 1957'den, uluslararası sanat camiası açısından ise 1972 yılından bu yana, çok önemli bir sanat etkinliği olan Documenta11 gerçekleştiriliyor.

Almanya'nın Kassel kentinde Almanlar açısından 1957'den, uluslararası sanat camiası açısından ise 1972 yılından bu yana, çok önemli bir sanat etkinliği olan Documenta11 gerçekleştiriliyor. 8 Haziran'da açılan ve Eylül'ün ortasında sona erecek olan 5. Documenta'nın resmi olmasa da ana teması, küreselleşme olgusunun yarattığı akut endişeler. Uluslararası bir jüri ve 6 kişilik bir ekiple çalışan Nijeryalı küratör Enwezor'un gerçekleştirdiği sergide 'ayırt edici', 'akılda kalan', 'önemli bir etkinlik' olarak anılan yapıt, Kutluğ Ataman'ın video enstalasyonu. Bunu belirten New York Times, Economist ve Los Angeles Times'ın sanat yazarları. Ataman, Documenta'ya Veronica Read'in 4 Mevsimi adlı video enstalasyonu ile katıldı.
Bu video enstalasyon nasıl oluştu?
İki yıllık bir çalışmanın sonucu olarak ortaya çıktı. Veronica'yı ilk defa 1998 yılında Londra'da tanıdım. Hippeastrum (Amaryllis) adlı çiçek soğanlarını biriktiriyor ve soğanlar çiçek açtığında evinde diğer meraklılara davetler düzenliyordu. Ancak işi biraz aşırıya götürmüştü. İkincisi Veronica, Hıristiyan mitolojisinde 'gerçek ikona / görüntü' anlamına gelir. Soyadı da Read yani 'oku' demek. Ben gerçekliği sorgulamakla tanınan bir sanatçıyım. Görüntüyle çalışıyorum. Ve görüntünün okunması sistemi üzerinden iletişim kuruyorum. Yani karşıma 'Gerçek görüntüyü oku' isimli bir kadın çıkınca, bu bana sanki bir emir gibi geldi ve üzerinde yoğunlaştım, onu 'okumaya' başladım. Üçüncüsü, Veronica yoluyla kendi obsesif yanımı okudum ve anlattım. Dördüncüsü hep Batı'dan sanatçılar 'egzotik' ülkelere gidip işler yapmışlar. Kültürümüz biraz cahilce, biraz da fırsatçılıkla hamama, saraya, lokuma, hapishane ve işkenceye indirgenerek Batı'nın liberal - ırkçı, sığ ve yüzeysel, siyaseten doğru politikalarına yağ sürülmekle kalınmış. Hiçbir zaman kendimizi eşit görmemişiz, hep yaranmaya çalışmışız, hep aşağılık kompleksiyle hareket etmişiz.
Travestiye mutlaka bakılır
İşiniz doğrudan bir mesaj taşımıyor, ancak hiç beklenmedik biçimde cinselliği ele alıyor. Bu anlam da politik...
Ben kendi işimi çok politik görüyorum. Benim işim varolma biçimiyle, duruşuyla, varlığıyla politikti. İnsanların, şahısların hayatına bire bir girdiği gibi, onlarla iletişim kuruyordu, yoksa bir kürsüden politik vaaz vermiyordu. Eşit, bire bir, gerçek. Kaide üzerinde durmuyor, tepeden mesaj vermiyor, kişi üzerinden toplumu anlatıyor, toplum üzerinden kişiye varmıyor.
Peki diğer yapıtlarınızla akrabalığı?..
Bu iş, Viktoryen ikiyüzlülüğe ve sapıklığa işaret ettiği için de politik. Bu Semiha B. Unplugged da da böyleydi ama. İngilizce değildi, cinsel politika üzerine değildi ama o da Viktoryen bir işti. Çünkü sözlü cumhuriyet tarihi Semiha Berksoy üzerinden anlatılıyordu ve her ikisi de gerçek değildi. Veronica'nın tam tersi durum Ruhuma Asla'da da var. Orada porno filmi yapılıyor gibi bir durum var ama filmin kendisi politik sinema. Peruk Takan Kadınlar da televizyon söyleşisi gibi ama değil. Bu işlerin hepsi çok travesti işler aslında. Hepsi bir başka türmüş (belgesel, porno, TV bahçe programı, söyleşi vs.) gibi görünüp aslında daha dipte/temelde oturan başka çatıları sergiliyorlar. Hepsi bir başka şeymiş gibi durup aslolanla oynanan arasındaki kutupların çatışmasından doğan enerjiyle iletişim kuruyorlar. Sokakta yürüyen bir travestiye işte bundan dolayı bakarsınız. Sevseniz de sevmeseniz de bakarsınız çünkü her şeyden önce entelektüel düzeyde uyarılırsınız.
Hollywood'a giden yol
Amerika'da ve şimdi de Avrupa'da geçer akçe olduğunuzu kanıtladınız. Yapıtlarınız Tate ve MOMA gibi önemli koleksiyonlara ve müzelere alınıyor, dünyanın önde gelen sergi ve bienallerinde yer alıyor. Bunun sırrı nedir?
Benim en sevdiğim oyunculardan biri Bette Davis'tir. Yıllar önce Hollywood'da bir partide onu gördüm. Havuzun kenarında bir koltuğa oturmuş tek başına sinirli sinirli sigara içiyor, kimseyle konuşmuyordu. Kimse de cesaret edip yanına gidemiyordu. Bette Davis'e bir gün sormuşlar; "Hollywood'a gitmek isteyen genç oyunculara ne tavsiye edersiniz?" diye. "Wilshire caddesinden giderken Highland'den sola donup ilerlesinler," demiş.
Yeni projeleriniz neler? Sinema var mı? Başka neler var? Artık nerede yaşayacak, nerelerden besleneceksiniz?
Ben her zaman Türkiye'den beslendim. Dışarıda çalışırken bile buradan gelip orada çalışan bir sanatçı gibi var oldum. İngiltere'de yayınlanan Time Out Istanbul Guide, geçen sene Türkiye'deki sanattan söz ederken "Daha uzun süre Tate'de bir Türk sanatçısı göremeyeceğimiz açık," demiş. Ben 2003 yılı ilkbaharında Tate Britain'daki sergimi bu coğrafyadan gelen bir sanatçı olarak bu türden cahil ve önyargılı açıklamalara cevap olarak da görüyorum. Sinemaya da bir yıldan beri ciddi bir şekilde geri dönme çalışmaları içindeyim. Sadece sinema yapmak değil, geçmişte olduğu gibi belki zor hazmedilir ama gerçekçi ve gerekli filmler yapmaya devam edeceğim. Bunu yaparken de 4 Haramiler adlı şirkette hem kendi filmlerimi yapacağım hem de genç sinemacıların ortaya çıkması için çalışacağım. İlk hedefim Türkiye'den senarist ve yapımcı yetişmesine katkıda bulunmak.
Neler yapmayı düşünüyorsunuz?
Türkiye'de sanat alanında çok önemli gelişmeler söz konusu. Burada boş görülen sanat prodüksiyonu alanında hem genç hem de hâlâ etkin sanatçılara teknik destek vermeye hazırlanıyorum. Bir de Türkiye'nin demokratikleşmesi yolunda ciddi adımlar atılabilirse artık inşallah hep beraber kafamız suyun üstüne çıkabilecek gibi bir his var içimde. İnşallah yanılmıyorumdur



Sanatın geleceğine ciddi bir müdahale
Çok önemli bir Documenta oldu bu. Birçok akım ve sanatçı kesip atıldı, yerlerine yenileri konuldu ve yeni yönlerin ve alanların işareti verildi. Ama bu yapılırken brütal bir güç gösterildi ve otoriteyle yapıldı. Otoritesiz yapılabilir miydi? Bence hayır. Bu anlamda önemli bir olaydı ama kendimi çok fazla bunun parçası olarak görmek veya göstermek istemem. Benim işlerim bütün bunların üzerinde ve zamansız. Ben buna inanmak zorundayım yoksa sanat benim için sıkıcı bir şey haline gelir ve bırakırım. İnsanlarla ve onların hayatlarıyla çalışıyorum. Malzemem bu. En eski işim bile bu Documenta'da yeni gibi durabilirdi. Ama gene de beni etkileyen işler oldu. Shirin Neshat'ın çizgisini değiştirerek ruhani alana daha da girmiş olmasını, üstelik hiç de kitsch'leşmeden bunu başarmış olmasını çok etkileyici buldum ama giderek reklam filmi estetiğine yaklaşması kaygı verici. Chantal Ackermann'ın her türlü zarafetten uzak ve Documenta'nın bence en kötü ve ruhsuz işlerinden biri olan 'enstalasyonu'nu gördüğüm için bile sevindim. Çünkü hem etik hem biçimsel hangi tuzaklara düşülebileceğini gösterdiği için yararlı buldum. Louise Bourgeois her zaman olduğu gibi son derece zarif, güçlü ve sihirliydi. Chohreh Feyzjou beni çok etkiledi. Mona Hatoum kendini tekrarladı ama işleri zamansız olduğu için her zamanki gibi çok güçlüydü. William Kentridge kendini tekrarladı ama kendini eskitti. Igor & Svetlana Kopystiansky'nin varoluşçuluğu nihilizm ve bence tasavvufla çakıştırdıkları işleri aynı zamanda tekniğinin basitliği ve zarifliğiyle beni çok etkiledi.


Veronica'nın çiçeklerle müstehcen ilişkisi
Veronica, Londra'da yaşıyor. Amaryllis Belladona (Hippeastrum) adlı kısa ömürlü, huni biçiminde değişik renklerde çiçek açan bir çiçek türünün soğanlarını biriktiriyor ve çiçek açtığında evinde diğer meraklılara davet düzenliyor. Evinde tam 900 adet saksı var. Piyanonun, televizyonun üstü, mutfak, masalar, tuvalet, yatak odası; her yer, her nokta saksıyla dolu. Veronica, Ataman'ın enstalasyonunda çiçeklerini anlatırken, birçok insanın cinsel partnerleri için kullanacağı bir dil kullanıyor. Böylece enstalasyonda seks olmasa da, buram buram erotizmden geçilmiyor. Ataman'ın video enstalasyonunun sergilendiği odaya girdiğinizde yerden yaklaşık 30 cm yükseklikte, havada küp formasyonunda duran dört ayrı ekran görüyorsunuz. Bu ekranlar şeffaf, dolayısıyla küpün içine girip seyredilebiliyor. İnsan kendini, Veronica Read'in çiçeklerle olan ilişkisi üzerinden anlatılan özel hayatının tam ortasında buluyor. Müstehcen yani...
Bu yapıtınız 'İngiliz işi' olarak değerlendirilebilir mi?
Bundan önceki işlerimin anadili Türkçeydi. Bu işinse anadili İngilizce. Diğerlerinde Türk sujeler vardı, bunda İngiliz suje var. Buraya kadar, bir yapıtın milliyeti olabileceğine inanmıyorum. Evet, diğer işlerimdeki kültürel referanslar ve malzeme Türkiye'ye aitti ama işler nasıl 'Turkish' veya 'English' olabilir? Ortada bir sanat milliyeti reçetesi mi var ki buna göre menşei belli olsun? Benim işlerim bana ait eninde sonunda. Veronica Read'in 4 Mevsimi ise İngilizin ötesinde çok Viktoryen bir iş oldu. Çünkü çiçek yetiştirme programı gibi çatılanmış ama seyrettikçe anlıyorsunuz ki iş çiçekle alakalı değil, Veronica'yı anlatıyor aslında. Satırlar çiçek yetiştirme konusunda teknik bilgi veriyor güya ama satır aralarından seks süzülüyor. Çiçek üzerinden özel bir hayat hem neredeyse pornografik olarak ortaya serilmiş hem de seyirciye "Aaa öyle olur mu hiç, sen o manayla görüyorsun. Senin niyetin kötüyse ben ne yapayım?" kompleksi ve gerilimi yaşatılıyor. İşte seyirci odama girer girmez işle kendisi arasında kurulan bu sapık oyunu fark eder fark etmez kalıveriyor. İşle zihinsel bir oyuna giriyor ve bundan haz almaya başlıyor. Yani aslında benim yaptığım iş yeni bir şey değil, dünyanın en eski mesleği. Ama yapmıyor gibi görünüp 'yasak' bir şeyi yapıyor. Bu tabii ki çok Viktoryen bir durum.