İnsan neden kafatasının şeklini değiştirmek ister?

İnsan neden kafatasının şeklini değiştirmek ister?
İnsan neden kafatasının şeklini değiştirmek ister?
Güzellik, sosyal statü ya da ihtiyaç duyulan kaynaklara ulaşma ihtiyacı... Bunları elde etmek için ne yapardınız? İnsanoğlunun bundan 2 bin sene önce bu amaçlarla bebeklerinin kafataslarının şeklini değiştirdiğini biliyor muydunuz?

RADİKAL - Günümüzden 2 bin yıl önce insanların kafataslarının şeklini değiştirmeye kalktığını biliyor muydunuz? BBC'den Melissa Hogenboom, konuyu inceleyen bir yazı kaleme aldı. Paylaşıyoruz...

Patagonya’da 2000 yıl önce bebeklerin kafatasına şekil vermek yaygın bir uygulamaydı. Bunun gruplararası ilişkileri geliştirmek için yapılmış olabileceği düşünülüyor. Bebeklik döneminde kafatası sert değildir, doğru tekniklerle farklı bir şekil alması sağlanabilir. Bu uygulamanın çok eskilere dayandığı ve 45 bin yıldır dünyanın farklı bölgelerinde geçerlilik kazandığı biliniyor. Bazıları estetik amaçlı, bazıları ise güç simgesi olarak başvurmuş bu yönteme. Bazen de bunun nedeni bakımından ancak tahminde bulunabiliriz.
2000 yıl önce Güney Amerika’nın Patagonya bölgesinde avcılık ve toplayıcılıkla geçinen toplumlarda da kafatası şekillendirme uygulamasının yaygın olduğu anlaşıldı.

2009’da bir grup arkeolog eski bir mezarda ilginç insan iskeletleri buldu. Kansas Devlet Üniversitesi’nden antropolog Marta Alfonso Durruty bunları incelemek için Şili’deki Patagonya Enstitüsü’ne gitti. Mezardaki yetişkin insanlara ait 60 kafatasından 18’inin yeniden biçimlendirilmiş olduğunu gördü. Daha önce Patagonya’da böyle bir uygulamanın olduğu bilinmiyordu. Bir kafatasındaki değişim çok belirgindi. Diğerlerini ise uzman olmayanlar dışındaki insanların fark etmesi zordu. Çok sayıda kafatasının biçimlendirilmiş olduğu görülünce Durruty ve ekibi bunun nedenlerini araştırmaya başladı.
Kafatasını şekillendirmek kolay değildir. Tam olgunlaştığında artık yeniden biçimlendirilemeyecek kadar serttir. Biçimlendirme işine kafatasının henüz yumuşak olduğu bebeklik döneminde başlamak gerekir.


Bunun yollarından biri kafayı bezlerle sıkıca sarmaktır. Böylece kafatasının arka kısmı yukarı doğru kalkık olacak, silindir şekli alacaktır. Fakat bu yöntem tehlikelidir. Fazla sıkı sarma bebeği öldürebilir. Bunun örneklerine 2008’de Peru’da bulunan bazı kalıntılarda rastlanmıştır.
Diğer bir yöntemle de kafatasına farklı bir şekil verilir. Arkası dümdüzdür. Bu sonucu elde etmek için bebeğin kafası arkadan, bazen de hem önden hem de arkadan bir tahtaya uzun süreli olarak bastırılır.
Amerika’daki Kızılderililer beşiklerindeki bir düzenekle bunu yapıyordu.
Brezilya’daki Rio de Janeiro Üniversitesi’nden arkeolog Mercedes Okumura bunu şöyle açıklıyor:
“Bebek beşiğe bağlı oluyordu. Böylece annesinin onunla ilgilenmesi gerekmiyordu. Bu türden bir deformasyon (en azından başlangıçta) tesadüfi ortaya çıkmış olabilir. Bir süre sonra ise insanlar bunun nedenini fark edip bu defa bilerek kafatasını biçimlendirmek için tahta beşikler kullanmış olabilir.”

Böylesi bir değişimin geri döndürülme şansı yoktur. Bazılarına aşırı da gelebilir. Fakat kafatası biçimlendirme bir gruba aidiyet bakımından önem taşıyan bir özellikti. Okumura ayrıca güzellik anlayışı nedeniyle de bu yönteme başvurulmuş olunabileceğini belirtiyor. “Kafatasının biçimine fiziksel olarak müdahale edilmesine sadece toplumsal ayrılıkları belirgin kılmak için değil, siyasal gücü sağlamlaştırmak için de başvuruluyordu. Bu nedenle grup içi dayanışmanın ve gruplar arası kültürel farklılıkların daimi sembolü olarak işlev görmüş olabilir.”
Bazı durumlarda da kafatasının biçimi kişinin sosyal sınıfını temsil eden bir statü sembolü olarak görülüyordu. Bolivya’daki Oruro halkı için durum böyleydi. Fakat Patagonyalı avcı-toplayıcı gruplar ayrılıkları belirginleştirilmesi gereken farklı yapılanmalara sahip toplumlar değildi. Bunlar sürekli yer değiştiriyordu. Durruty bu nedenle bu kadar çok biçim verilmiş kafatası bulduğunda şaşırmıştı.

Durruty bunların belki de bir gruba aidiyeti göstermek için değil de yeni kaynaklara ulaşmalarını sağlayacak başka bölgelere açılmalarını sağlamak için bu yönteme başvurduğunu belirtiyor. Amerikan Fiziksel Antropoloji Dergisi’nde bu bulguları paylaşan bir makale yayımlandı. Bu insanların kaynakların kıt olduğu bir bölgede yaşadığını dile getiren Durruty, “Bu durumda en iyi strateji ilişki ağınızı genişletmektir; böylece grubunuz o bölgedeki başka alanlara açılma olanağı bulacaktır” diyor. Açılmak içinse yeni dostlar edinmek gerekir. Kafatasını biçimlendirmek ne kolay ne de taklit edilecek bir iştir. Bunu hemen yapmış olanlar güvenilir insanlar olduklarını göstermiş oluyordu. Bu yöntem bu insanların iyi bir ilişki ağı kurmasını sağlamıştı. Kafatasına ilginç biçim verme yöntemi ise başka bir güvenilir gruptan öğrenilmişe benziyor. Durruty bunu “kişilerin ihtiyaçları olan kaynaklara ulaşmasını sağlayan bir sosyal strateji” olarak tanımlıyor. Hatta belki de bu yolla grupları genişlemiş olabilir. O dönemlerde bu bölgede belirgin bir nüfus artışı olduğu biliniyor.

Bu kişilerin yedikleri incelendiğinde de bu tezin doğrulandığı görülüyor. Yediğimiz her şey kemiklerimizde iz bırakır. Bu kalıntılar incelendiğinde Patagonyalıların karışık bir diyet uyguladıkları, hem kara hem denizden beslendikleri, yani ömürleri boyunca farklı bölgelerde yaşamış oldukları görüldü.
Fakat hâlâ yanıt bekleyen sorular da var. Örneğin, kafatası biçimlendirme uygulamasını ne kadar devam ettiğini, ne tür biçimlerin tercih edildiğini ve nedenini ya da erkeklerde kadınlardan daha ciddi bir biçimlendirmeye gidilip gidilmediğini bilmiyoruz.
Bildiğimiz bebeklerin seçme şansının olmadığı. Fakat bugün ne çok insanın vücudunu değiştirmek için farklı yöntemlere başvurduğunu düşünürsek, ana-babaların çocuklarının şansını artırmak için kafatasını şekillendirme işine girmesi anlaşılır bir şeydir. (BBC)