İnsanın içinde bir şeylerin yer değiştirdiğini hissettiren film, iyi filmdir

İnsanın içinde bir şeylerin yer değiştirdiğini hissettiren film, iyi filmdir
İnsanın içinde bir şeylerin yer değiştirdiğini hissettiren film, iyi filmdir

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Başrollerinde Damla Sönmez ve Ahmet Rıfat Şungar'ın rol aldığı 'Deniz Seviyesi' bu ay D'Smart izleyiciyle buluşacak. D'Smart dergisi bir süredir 'Güllerin Savaşı' ile ekranda olan, sinema kariyerine emin adımlarla devam eden Altın Portakallı genç oyuncu ile konuştu...

Seyirci karşısına çıkışınıza dek uzanan zaman içerisinde neler yaptınız?
Oyuncu olmak istediğimi hissettiğimde çok küçük yaştaydım. Tüm eğitim hayatım boyunca da hem bilinçli hem de içgüdüsel olarak adımlarımı hep bu yönde attım. Saint Joseph Lisesi’ndeyken okul tiyatrosundaydım. Sonra Paris Sorbonne Üniversitesi Tiyatro bölümüne başvurdum. Gitmeden önce Yeditepe Üniversitesi’nde tiyatro bölümünü kazanıp dondurmuştum. Döneceğimi hisseder gibi. Yuvacı bir insanım. Bir yıl sürdü Fransa yolculuğum. Bir yıl Fransa’da okuduktan sonra Türkiye ’ye geri döndüm. Yeditepe Üniversitesi’ni bitirdim.

'Oyunculuk' sizin için neler ifade ediyor?
Oyun oynamak, anda kalmak... Nefes almak gibi, hayat iksiri gibi benim için. Ben biraz romantiğim bu konuda. Bir hikâyenin içinde, karşımdaki meslektaşım ve yönetmenimle oyun kurup oynamayı seviyorum. Hikâye anlatmayı seviyorum. Bir masada bir olay anlatırken bile elimiz kolumuz oynar bizim. Oyunculuk da hikâye anlatmanın en keyifli hali gibi geliyor bana.


'Güllerin Savaşı' dizisi oldukça büyük bir kitle tarafından takip ediliyor. Dizilerin tutunamadığı bu dönemde başarısını neye bağlıyorsunuz?
Televizyon, zamanımızda her zamankinden çok kumar işi. Neyin tutup tutmayacağını bilemiyorsunuz. Dizilerin uzunluğu yüzünden de setteki işçisinden senaryo yazarına kadar herkes için çok zor, tüketici. İyi bir hikayeniz olması lazım, herkesin gerçekten inanarak o işi yapması lazım, tansiyonun hiç düşmemesi lazım. 'Güllerin Savaşı' da bunu başardı galiba.


'Deniz Seviyesi' filmindeki rol teklifi ve kabul etme süreciniz nasıl gerçekleşti?
Yönetmenlerimiz Esra Saydam ve Nisan Dağ benden önce Rıfat’la iletişim kurmuşlardı. Film için küçük bir teaser çekmişlerdi. Bir gün Rıfat beni aradı. Projeden bahsetti. Senaryoyu gönderdi, teaserı izletti. Çok sevdim. Karakterin duygusu, derdi, yalnızlığı, çok tanıdık geldi bana. O sırada kızlar henüz NewYork’taydı. Skype üzerinden bir toplantı yaptık. Onlar da yurtdışında okudukları için sıla duygusunu çok iyi biliyorlar. Çok ortak noktamız çıktı. Saatlerce konuşmuşuz. Ben, oyuncu olarak onların hikâyesini ete kemiğe büründürüyorum. Bu yüzden de birbirimizi anlamak, duymak çok önemli. Hikâyeyi ve karakteri zaten çok sevmiştim. Yönetmenlerle çok güzel bir iletişim kurduk. Rıfat çok iyi bir oyuncu ve birlikte çalışması çok keyifli bir insan. Filmde olmayı çok istedim. Kabul etmekten başka bir seçeneğim yoktu zaten. (Gülüyor) 

Filmdeki rolünüzle Milano Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandınız. Orada olmak nasıl bir duygu?
Film, ayrıca Esra Saydam ve Nisan Dağ’a En İyi Yönetmen ödülü de getirdi. Filmimizin gösterimi ve ödüllerin teslim alınması için eylül ayında Milano’ya gideceğiz. Siz bir film yapıyorsunuz, sizden kilometrelerce uzaklıkta, aynı dili konuşmadığınız, tanımadığınız insanlar o filmi sevip, o hikayenin derdiyle dertlenip bir de üstüne bir ödülle sizi onurlandırıyorlar. Bu sinemanın birleştirici gücü aynı zamanda. Çok mutluluk verici.

Film, alışılmışın dışında çok farklı bir konuya değiniyor. Kısaca filmden bahseder misiniz?
Aslında film yarım kalmış hikâyeler ve bir kadının duygusal olarak kendini büyütme serüveni. Filmdeki karakter; Damla, altı yıl önce üniversite için NewYork’a taşınmış. Orada okulunu bitirmiş, bir adama aşık olmuş ve evlenmiş, onun bebeğini doğurmak üzere. Ama bir şeyler ters gidiyor gibi. Kocası, hem tatil, hem de Ayvalık’ta Damla’nın ailesinden kalan evin satışı için onu bu bölgeye geri getirdiğinde, Damla’nın yarım kalmış hikâyesiyle tanışıyoruz.

Sizin için 'iyi film' tanımlaması nedir?
İnsanın içinde bir şeylerin yer değiştirdiğini hissettiren filmdir, iyi film... Bunu konusuyla, hikâyesiyle de yapabilir, teknik olarak yaşattığı görsel ziyafetle de. Göreceli bir durum yani. “İyi film kesinlikle şöyle olur...” diye bir cümlem yok.