İnsanın kökleri yerde değil gökte

İnsanın kökleri yerde değil gökte
İnsanın kökleri yerde değil gökte
Mercan Dede, altı yıl aradan sonra 'Dünya' albümüyle geri döndü. Sanatçıyla dünyanın haline ve insanın köklerine uzanan bir sohbete koyulduk.
Haber: UMUT EROĞLU / Arşivi

Mercan Dede, nam-ı diğer Arkın Ilıcalı a.k.a. Arkın Allen... Kanada’da yaşayan dünyaca ünlü neyzen, besteci ve DJ’imiz altı yıl aradan sonra ‘ Dünya ’ adlı albümüyle geri döndü. Akustik ‘Gün Doğumu’ ve elektronik ‘Gün Batımı’ adlı iki sureti var Dünya’nın... Borusan Kültür Sanat Merkezi’nin terasında büyüleyici bir Marmara manzarasına karşı röportaja oturuyoruz. Bu kez tersi oluyor ve önce o bana albüm hakkındaki ilk izlenimimi soruyor, yanıtlıyorum: “Eskilere göre daha oryantalist buldum. Öncekiler buradan Batı’ya bakar gibiydi. Bu albüm ise Batı’dan buraya bakıyor sanki. Ayrıca eskiden enstrümanlar bağımsız hareket ederken bu albümde bütünleşmiş haldeler” diyorum. “Belirlemelerin çok doğru!” diyerek onaylıyor fikrimi. Koyu bir sohbete başlıyoruz...
Albüme ‘Dünya’ adını koymayı önceden tahayyül etmiş olmalısın. Gezegenin haline yandığımız bu dönemde, manidar bir isim...
Kanada’da tanınan bilim adamı David Suzuki, çevresel konulara ilk dikkat çekenlerden biridir. Şöyle diyor: “ Bugün olanları ilk söylemeye başladığımız 70’lerde bunlara felaket senaryosu derlerdi. 200 yıl sonra bile olmaz derlerdi. Ancak senaryo o zamandı, şimdi filmin kendisini izliyoruz.” Artık geri dönüşü zor bir noktaya geldik. 6 yıllık dönemi ben ev ödevi olarak düşünüyorum, insan olmak, hayatı anlamak için çalışmaya yönelik. Bu dönemde dünyayı gezmeye başladım ve gittiğim şehirlerde kayıtlar yaptım. Sonra yavaş yavaş dünya kendi sesini çıkarmaya başladı. Dünyayı tanıyorum diyorsun ama aslında tanıdığın hiçbir şey yok onunla ilgili. Bu kez onunla ilişkini de sorgulamaya başlıyorsun. Bob Marley’in şu dizeleri aslında her şeyi anlatıyor: “Güneşi seviyorum diyorsun / sonra gölgelere saklanıyorsun / Rüzâarı seviyorum diyorsun / sonra pencereni kapatıyorsun / Yağmuru seviyorum diyorsun / sonra şemsiyeni açıyorsun. /Ve sonra seni seviyorum dediğinde/ ben gerçekten korkuyorum.”
Albümde farklı seslere yer vermişsin, Gandhi’nin bir de konuşması var... Gandhi koskoca İngiliz İmparatorluğu’na tek başına diz çöktürmüş bir adam. Kadından bahsediyor o sözlerinde. “Daha fazla kadın olduğunda, daha az bozulma olur” diyor. Hindistan’da trafik kaostur. Eskiden trafik polisleri erkekmiş, hiçbir şeyi çözememişler. Sonra kadınları polis yapmışlar, rüşvet de almadıkları için sorun çözülmüş. Önümüzdeki milenyumu kadınların yönetmesi gerektiğinden söz ediyor. Yaşam adına Mevlana’nın, Yunus Emre’nin anlatmak istediklerini anlatıyor o da.
Sen de Mevlana’nın sözüne uyarak, yeni şeyler söylemek için beklemişsin. Yeni bir şey söylemek için önce senin yeni olman lazım. Kalpten gelen yeni bir fikir elli bin sözden daha önemli. “Dünkü söz dünde kaldı, bugün yeni bir şey söylemen lazım” der Mevlana. “Ben” dediğimiz her neyse -ego aslında- onun altında başka bir sen varsın. O beni bulma süreci çok önemli. Bir içe dönme, birliktelik süreci. Dünya da aslında öyle bir yer, tek bir gemi. İster kaptan olduğunu düşün, isterse aşağıda çalışan biri. Batarsa da birlikte batıyorsun, çıkarsa da birlikte çıkıyorsun.
Albümünün ‘Gün Doğumu’ köşesinde hiç olmadığı kadar kuvvetli bir arabesk tesiri var.
Doğru, arabesk güçlü biçimde var. Bizler o kadar uzun süre belli alt kültürleri aşağıladık ve dışladık ki.. Elit bir sanat, elit bir müzik var, onun aşağısında bir müzik dinlersen sanki hemen toplumun başka bir kesimine kaymışsın gibi oluyor. Benim içinse Beyoğlu’nu, İstanbul ’u ilginç, çekici kılan şey şu; bir yere gidiyorsun Daft Punk gecesi var, yan sokakta türkü barda halay çekenler... Bazen müzikaliteden, sanatsal kaygılardan evvel kültürel yapıya bakmak gerekiyor.
Albümün ‘Gün Batımı’ köşesinde ise epey klasik, minimal elektronik altyapılar kullanmışsın... Elektronik altyapılar çok klasik dediğin gibi, yenilikçi fazla bir şey yok. Ama yaklaşım olarak bir farklılık var; elektronik müzikte edebi kaygıları olan, mesaj odaklı spiritüel öğeleri pek fazla göremezsin. Kanadalı arkadaşlar bunu çok ilginç buldu. Yine bazı parçaların üzerine akustik perküsyonlar koyduk, o da herkese çok ilginç geldi. Kendi kültürüne ait bir şeyler koyabilmekti yani Gün Batımı’nın amacı.
‘Mercan Dede’ elektronik müziğin daha farklı türlerine de uyabilir aslında, psytrance mesela... Var öyle bir plan, aslında her şey öyle başlamıştı. Ama aradaki kontrast çok fazla olacağı için dikkatin dağılacağını düşündüm. 6 ay sonra Gün Batımı’nı sevdiğimiz DJ’lere remix yaptıracağız, dubstep de olacak, drum & bass de olacak. Dediğin gibi psytrance de çok ilginç olur. İyi bir proje olacağını düşünüyorum.
Albüm için dünyanın farklı şehirlerinin seslerini kaydettiğini söylemiştin... Evet, Ürdün, Türkmenistan, Hindistan var, New York da var... Şehir sesleri o şehri çok iyi anlatıyor. Nusret Fateh Ali Khan bir şehre gidince otel odasına gidip ilk önce reklamları izlermiş. O ülkenin popüler seslerini reklamlardan anlarmış. Ben de şehri anlamak için sesini kaydediyorum. Tokyo, Paris, Amsterdam da var...
Dünyayı dinlerken en fazla ne duydun? Kaos. Nereye gidersen git... Organize bir kaos ama. Her kaosun kendi içsel yapısı o kültürü çok iyi anlattığı için çok önemli bir veri olduğunu düşünüyorum. O anlamda da kaos denilen şeyin aslında bir kompozisyon olduğunu düşünüyorum, başlı başına bir senfoni. Ama o kaosu geçebildiğin anda ardında muazzam armoniler buluyorsun müzik anlamında. Sanki orada bir yerde, dünyanın ruhu olan şey, bir şekilde o sesler aracılığıyla konuşuyor... Bana göre tabii.

TÜRKİYE ’NİN GELECEĞİNDEN UMUTLUYUM

Dışarıdan bakan biri olarak günümüz Türkiye’sini nasıl buluyorsun?
Genel bazda çok olumlu gelişmeler, ilerlemeler olduğunu düşünüyorum. Eskiden bar yoktu, gey kulüp yoktu. Kürt bir müzisyeni sahneye alamazdın, geçen Aynur’la (Doğan) konuşuyoruz, kızcağızın prizini çekerlerdi mesela. Şimdi film çekmek için herkes İstanbul’a gelmek istiyor. Çok yükseldi değer olarak, büyük ustalar bile İstanbul’un enerjisini almak, burada bir şeyler yapmak istiyor. Tabii ki bu gelişmeler hem bu ülkenin hem de insanlarının ha kettiği gelişmelerin gerisinde olabilir ama pozitif bir ilerleme olduğuna inanıyorum. Burada yaşayanlar galiba ortamın kaosundan ve negatif enerjisinden daha kötümser bir bakış açısına sahipler. Demokraside de daha emekleme aşamasındayız, bunlar uzun süreçler. İnsan hakları bazında ciddi adımlar olduğunu düşünüyorum. İlerleme hızımızı sorarsan da biraz mehteran takımı gibi ama ben umutlu olanlardanım.

Doğu ile Batı zaten bir arada

Ağacın kökü aşağıda diye bakarsın... Sonbaharda bak ağaca, kökler yukarıdadır. Ağacın dışında yukarı uzanan canlı yoktur. Bunda bir anlam vardır. Bana diyorlar ki “Mercan Dede, doğuyla batıyı bir araya getirmek” vesaire.. Doğu ile Batı zaten bir arada. Esas hikaye yukarıyla aşağıyı bir araya getirebilmek, hayatı idrak etmek. Genişlemesine değil, derinlemesine ilerlemek. Benim için önemli olan bu.

Aslında punk’mış

Mercan Dede İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası’nda adı geçen bir karakterdi: Havai Mercan Dede. Kanada’da yaşayan, asabi, göbekli, sakallı, ney üfleyen bir adam diye düşündüler. Sonra ben gelince saçlar punk falan, o kadar büyük bir hayal kırıklığı yarattı ki insanlar arasında! (gülüyor) Ben takılmamıştım ama insanlar çok takıldı o isme. Bir grup insan dedi ki kendine dede unvanı verdi, halbuki keşke gerçekten bir dede olsa da gidip çantasını taşısak.