İnsanların hüznünü kaşımak çok ahlaksızca

İnsanların hüznünü kaşımak çok ahlaksızca
İnsanların hüznünü kaşımak çok ahlaksızca
Müzisyen, romancı, öykü yazarı, editör ve radyo programcısı... On parmağında on marifet olan Aydilge ile son albümü 'Yalnızlıkla Yaptım' vesilesiyle buluştuk, müzikten ve hayattan konuştuk...
Haber: ECE ÇELİK - ece.celikis@gmail.com / Arşivi

Son albümü ‘Yalnızlıkla Yaptım’ ile karşımıza çıkan Aydilge’nin üç romanı, bir de öykü kitabı var. Hem radyo programı sunuyor, üzerine de ‘Sound’ dergisinde editörlük yapıyor. Bir koltukta pek çok karpuz taşıyan Aydilge ile yeni albümünü ve toplumsal algıları konuştuk. Arabesk kültürün bir kabul ediş dayattığını düşünen müzisyen, rock’ın da arabeskleştiğinden yakınıyor.
Son albümün ismi pek manidar... Peki sizin için ne ifade ediyor bu?
Bu lafın altında yalnız kalmak istememe arzusu yatıyor. Bunun tüm insanlarda olduğunu düşünüyorum. Modern dünyanın zavallı insanlarının en büyük ihtiyacı sevilme duygusu. Tüketim dünyasında yaşıyoruz ve bize sürekli başkalarına benzememiz gerektiği aşılanıyor. Bütün bu reklamlarda gördüklerimiz, mükemmel insan formatında oldukları için bize kendimizi eksik hissettiriyor. Dolayısıyla sevilmeye değer olmadığımızı hissediyoruz. Ruhumuzdaki boşluğu tükettiğimiz şeylerle doldurabileceğimizi sanıp elimiz boş kalıyoruz ve yalnızlığımız büyüyor. Bu albüm sadece benim değil gördüğüm birçok insanın hikâyesi.
Ve şarkılar da bu düşüncelerinizden mi ortaya çıkmış oldu?
Yalnızlık hep düşündüğüm bir konu. Ben bu yalnızlık hissini en çok Ankara ’dan İstanbul ’a geldiğimde hissetmiştim. Anlaşılmamak, müziğini yapma arzusu ve kimseyi tanımamak o kadar dayanılmaz bir hal almıştı ki. O dönem kendimi aynada gördüm ve dedim ki “Aydilge ne olursa olsun sen yalnız değilsin.”
O döneme biraz dönersek, okulu birincilikle bitirmişsiniz. Ancak burslu olarak ABD ’ye yüksek lisansa gitmeyi reddedip müzisyen olmak üzere İstanbul’a gelmişsiniz…
Aynen öyle oldu. Gitmediğim için çok tepki gördüm. İnsanların kafalarındaki kalıpsal başarı anlayışına göre benim her şeyi reddedip İstanbul’a gelmem aptallık ve delilikti. Başaramayıp Ankara’ya dönmek beni çok korkutuyordu.
15 yaşına kadar da Türk Sanat Müziği geçmişiniz var…
Yedi yaşında TRT Ankara Radyosu’na girdim. Hocaların “Şu müzikleri dinleyeceksiniz şunları dinlemeyeceksiniz” gibi çok katı kuralları vardı. Derslere 30 saniye bile gecikemezdik. Radyo sanatçısı kartlarımız vardı ve büyümüş de küçülmüş cüceler gibiydik. Çok ağır eserler okuyorduk. Ben Dede Efendi’lerin Münir Nurettin’lerin yaptıkları şarkıların Mozart’lara eşdeğer olduğunu düşünüyorum. Türk Sanat Müziği çok büyülü bir şey ancak TRT TSM amcalardan, teyzelerden oluşan korolardan ibaretmiş gibi bir imaj çizerek insanları TSM’den uzaklaştırdı.
Alternatif müziğe geçiş nasıl oldu?
12 yaşından itibaren yeni müzikler dinlemek istiyordum. Babam bir gün, “Dur, müzik senin dinlediklerinden ibaret değil” deyip bana Beatles plağı uzattı. Dinlerken içimin yıkandığını hissettim. Sonra Nirvana’yla tanıştım. 14 yaşında elektrogitar alıp bestelerimi yapmaya başladım.
Eski albümlerinizde hareketli şarkılar ağırlıktayken bu albümde ritm daha yumuşak. Bu dönemsel ruh halinizle mi alakalı?
Kültürümüzün çok arabeskleştiğini düşünüyorum. Hüznün üzerinden para kazanıldığını ve insanların ajite edildiğini görüyorum. Bir insanın hüznünü kaşımak çok ahlaksızca. Rock’taki isyanda başkaldırı vardır, arabeskte ise sızlanıp kabul ediş... Ancak artık rock’taki isyan da kabul edişe dönmeye başladı. Bundan çok rahatsızlık duyduğum için hızlı ve pozitif şarkılara yer vermeye çalıştım. Bu albümde slow şarkılarımda hiçbir şekilde ağlaklık yok. Müziğimde sükûnet olmasına dikkat ediyorum.
Size göre arabesk müziği güzel icra edenler yok mu?
Arabesk müziği sevmiyorum. Ama arabesk Cihangir çevresinde çok moda oldu. Sanki hepimiz gizli gizli arabesk dinliyor ve bunu saklıyoruz gibi bir algı yaratılıyor. Ve bunu kabul edenler de çok dürüst kahramanlar gibi yansıtılıyor. Arabesk dinlemiyorum demek kibirli olmak, elitist olmak gibi suçlanır oldu. Ama Müslüm Gürses gerçekten müziğine sahip çıkan bu müziği doğallığında icra eden bir insandı. Bu yüzden müziğini dinlemesem de ölümüne çok üzüldüm.
Yıllarca arabesk müzik aşağılandı belki de şimdi bir şahlanış yaşıyor?
Doğru, bastırılan şey daha büyüyerek karşımıza çıktı. Ancak şimdi de arabesk kültürün dayatıldığına inanıyorum.
Greenpeace ile ortak pek çok çalışma yürütmüştünüz. Son dönemlerde pek çok sanatçı sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyor.
Bana artık sosyal sorumluluk projelerinden fenalık geldi. Kadına şiddet konusuyla ilgili Hülya Avşar yer aldı. Ama sonra “bazı kadınlar dayağı hak ediyor” dedi ve projeyi bitirdi. Bütün bu projeler bir PR aracına dönüştü, içi boşaldı. Ömür Gedik diye bir kadın hayvan haklarını savunuyor. İsmim onunla geçmesin diye hayvan haklarını savunamaz oldum. Onlar sosyal sorumluluk projelerini sahipleniyorsa ben hiç yapmayayım diyorsun.