İntikam daha çok acı doğurur...

İntikam daha çok acı   doğurur...
İntikam daha çok acı   doğurur...

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Buğra Gülsoy intikam peşinde. 'Eski Hikâye'de kin güden Mete karakterini canlandıran oyuncu, Kıbrıs - İstanbul arasında kat ettiği o yolu anlattı.
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

Çok uzaktan onu gözlemleyen biri bile Buğra Gülsoy’un sakin bir karaktere sahip olduğunu fark eder. Bunun kendisine bir Ankara mirası olduğunu söyleyen Gülsoy, ‘Kuzey Güney’deki rolünün ardından şimdi de ‘Eski Hikâye’ dizisinde intikam arayan Mete karakterini canlandırıyor. Buğra Gülsoy ile Kıbrıs’ta mimarlık okurken kendisini nasıl bir anda tiyatro sahnesinde bulduğunu ve yeni projesini konuştuk...
Ankara’da doğup büyümek sizin üzerinizde nasıl bir etki bıraktı?
Ankara’da doğup büyüdüğüm için daha sakinim, sakin yerlerde yaşamayı seviyorum, daha evcimenim. Daha fazla insanı değil, daha yalnız olmayı seviyorum. Mesela Kıbrıs da öyledir. Ben orada okudum. Kıbrıs da sakindir; benim için şehirleri özel kılan şey sakinlikleridir.
Aslında bu sakinlik yüzünden Kıbrıs’ta öğrencilik sıkıcı geçer derler.
Ben mimarlık okudum, okurken de tiyatro yapıyordum. Üniversitenin tüm sosyal aktivitelerinin içindeydim. Mezun olduktan sonra Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları’na geçtim. Ondan sonra bir kısa film festivali düzenledik. Kimliğimi ve karakterimi Kıbrıs’ta oluşturdum diyebilirim. 18 yaşında ailenin yanından ilk kez ayrılıp hayatı Kıbrıs’ta öğrendim.
Mezun olduktan sonra da hemen dönmemişsiniz...
4-5 sene daha orada kaldım. Toplamda 10 yıl orada yaşadım. O dört-beş yıl Kıbrıs’taki tiyatroda çalıştım.
Mimarlığı da sevdiğinizi söylediniz. Mezun olunca hiç mesleğinizi yapma isteği oluşmadı mı?
Öğrencilikte ‘Açık Tiyatro’ adında özel bir tiyatronun içerisindeydim. O tiyatronun sanat yönetmeni de Mehmet Ulubatlı ustamdı. O sıralar mimarlığı severek okuyordum, tiyatroyu da yeni yeni sevmeye başlamıştım. Ama amacım okul bitince Ankara’ya dönüp mimarlık yapmaktı. Mezun olduğum zaman Ulubatlı, “Gitme, Kıbrıs’ta kal, seni yetiştireyim” dedi. Bir nevi usta-çırak ilişkisi yani... Ben de kararlarımı hislerimle veririm. Kendimi tiyatroda daha rahat ifade edebileceğimi düşündüm. Hem ustamın yanında hem de pratik yaparak tiyatro yapma fırsatını tepmedim.
Peki hocanız size “Kal burada” demiş olmasaydı şu an nasıl bir hayatınız olurdu, hiç hayal ettiniz mi?
Muhtemelen göbeğim vardı (Gülüyor). Ankara’da mimarlık yapıyordum. Muhtemelen yine hayatımdan memnun olurdum.
Elinizde bulunanlarla mutlu olabilen bir yapınız mı var?
Hayır, böyle yapım yok aslında. Bu iki alanı da gerçekten seviyordum, o yüzden ikisinde de mutlu olurdum. Ama “Neden tiyatro” derseniz bu çok da anlatılabilir bir şey değil. O an onu hissettim ve o kararı aldım.
Sonraki yaşamınızda da hislerle hareket etme durumu devam etti mi?
Hislerime çok güveniyorum. Hiç de geriye dönüp pişmanlık duymadım. Zaten pişmanlık duymayı çok yanlış bulurum. Şimdi buradasın ve önüne bakıyorsun. Geriye dönüp pişman olmak kadar insana zarar veren bir şey yok.
Hayatınızdaki ilk dönüm noktanız tiyatro hocanız. Peki ikincisi ne?
Sonraki dönüm noktası Harika Uygur’un beni İstanbul ’a çağırması. Kıbrıs’taki tiyatroyla turnelere çıkıyorduk. Oynadığımız oyunların fotoğrafları tiyatronun internet sitesine yükleniyordu. Bir çocuk oyunuyla Ordu’ya gitmiştik. Oradan ailemi görmek için Ankara’ya geçmiştim. Bir gün telefonum çaldı. Fotoğrafımı gören bir cast direktörü bir proje için beni aradı; Harika Uygur’du arayan.
Siz hiç cast ajanslarına fotoğraflarınızı yollamamış mıydınız?
Hayır yollamamıştım. Benim amacım Kıbrıs’ta tiyatro yapıp, Kıbrıs’ta yaşlanıp orada da ölmekti.
Ön plana çıkmak gibi bir kaygınız yokken bir anda yer aldığınız projelerle en önde bulmuşsunuz kendinizi...
Evet, gerçekten de çok zorlamamıştım. Bu işler çok enteresan. Öyle ki şu anda Türkiye ’de benden daha yetenekli onlarca insan vardır. Ama herkesin bir doğru zamanı ve doğru yeri olduğunu düşünüyorum. Ben o doğru zamanlarda doğru yerlerdeydim. Şansım da yaver gitti.
Siz İstanbul piyasasına girerken aileniz endişe etti mi?
Benim babam inşaat mühendisidir.
Şirket kurma hayalleri vardır kesin o zaman...
Aynen, onun kafasında ben mimarlığı bitirip Ankara’ya döneceğim, sonra bir şirket kuracağız, o inşaatını, ben mimarisini yapacağım. Ama ben Kıbrıs’ta kalmak istediğimi söyledim. Kıbrıs Devlet Tiyatrosu’nda da ilk oyunum bir çocuk oyunu ve ben bir soytarıyı oynuyorum. Gel de babaya durumu anlat. O dönem biraz sıkıntı yaşamıştık babamla; “Git sen soytarı ol” diyordu bana. Ama sonra Gorki’nin ‘Ayak Takımı’ oyununu izlemeye gelmişti. Ondan sonra “Tamam karışmıyorum, sen yolunu çizmişsin” demişti.

Kurallarla çevrili hayatlar yaşıyoruz


Get Yapım’la bir sahne tutup, farklı oyunlara da yer verme gibi bir hayaliniz var mı?
Serhat Teoman, Emre Erkan ve ben bu tiyatroyu kendi oyunlarımızı sahnelemek için kurduk. Üçümüz de tiyatro doğrularımızda buluştuk ve bu yola çıktık. Zaten Serhat ve Emre İstanbul’daki iki dostumdur, başka da yoktur zaten.
Oyuncular genelde dizide oynamakla tiyatroyu yürütmenin zorluğundan bahsederler, siz son iki sezondur ikili gidiyorsunuz...
Eğer bir tiyatroda oyuncu olarak yer alsaydım o zaman çok zor olurdu. Zaten tiyatro bizim olduğu için çalışmaları da dizi programına göre ayarladık ve bizim için zor olmadı.
Yeni diziniz ‘Eski Hikâye’ başladı. Bu dizide de ‘Pragma’daki gibi suç ve adalet kavramları işleniyor...
Evet ‘Pragma’da suçun oluşumu ve nedenleri üzerine yoğunlaşmıştık. Seri katilleri işliyorduk. Suç ve adalet kavramı benim çok ilgimi çeker. Sürekli bununla ilgili yazarım çizerim. ‘Eski Hikâye’de intikam almak isteyen bir gencin kendi cezalandırma sistemini oluşturması konu alınıyor.
Dizi hep çok farklı bir hikâye olarak lanse ediliyor. Siz bu dizide farklı olarak ne gördünüz?
Senaristimiz Levent Cantek bir çizgi romancı. Dolayısıyla serüven yazmayı çok iyi biliyor. Teaser’ımız çizgi film şeklinde oldu. Senaryoyu kurgulaması çok hoşuma gitti. Mete karakterinin serüvenini anlatırken hem karanlık dünyayı hem aydınlık dünyayı anlatıyor. Mete bu ikisi arasında gidip geliyor.
Sizde intikam duygusu var mıdır?
Biz kurallarla çevrelenmiş hayatlar yaşıyoruz. Başıma gelmediği için henüz otokontrolümü sınayamadım. Sevdiklerime zarar gelmesi durumunda nasıl bir psikolojiye gireceğimi bilmiyorum. Ama genel anlamda bende intikam gibi hisler yoktur. İntikam daha çok acı doğurur...