'İntikam'ın gizli başrolü

'İntikam'ın gizli başrolü
'İntikam'ın gizli başrolü
Perşembe akşamı Kanal D'de başlayacak 'İntikam'da alıştığımız erkek karakterlere zıt, duygusal, derinlikli bir rol oynuyor Engin Hepileri. Benimseyerek oynadığı rolü anlatıyor...
Haber: SİNEM DÖNMEZ - snmdnmz@gmail.com / Arşivi

Daha karşısına oturur oturmaz kanınızın kaynadığı, anlatırken gözünüzün içine bakan biri Engin Hepileri; oyunculuk tutkusunu da hırsını da heyecanını da görmemek elde değil. Bugüne dek oyunlarda, dizilerde ve iyi filmlerde gördük hep kendisini. Zaman zaman hata yaptığını kabul ediyor, Türkiye ’de dizi çekmenin ne kadar riskli olduğunu biliyor, artık 34 yaşına gelmiş bir insanın olgunluğuyla yaramaz bir çocuğun oyunlara korkusuzca dalarkenki heyecanını aynı anda içinde taşıyor.
‘İntikam’ın gizli başrolü Hakan Eren karakterini Engin Hepileri canlandırıyor. Hepileri, son dizisi bittikten sonra ‘Oda ve Adam’ oyununda yer alıyordu. Kendi deyimiyle, hislerine güvenerek beklemiş. Bu şekilde kendini katabileceği, performansını zorlayabileceği, bu iş bittikten sonra da akılda kalıp, her seferinde kendine bir şey daha katabileceği rollerin peşinde. “Hakan Eren, derinliği olan, uçlarda yaşayan, her duyguyu belli edebilen -ki Yağmur’un hiç de duygularını belli edemediği yerlerde onun yerine hayal kırıklığına uğrayan- onun yerine sevinen bir karakter. Her daim hırslı, yalnız, duygusal, hem vicdanlı hem acımasız, en önemlisi çok zeki... Her zaman düzenin, sitemin karşısında durmuş, kendine inanmış biri... “Herkesin oynamak isteyeceği türden bir rol” olarak anlatıyor karakterini.
‘İntikam’ın orijinalinde Hakan karakteri Nolan Ross ismiyle biliniyor. Gerçekten her bıçak sırtı anda orada bitiveren, sivri, hırslı bir adam. Ve biseksüel. ‘Doğal olarak’ bizim yerli versiyonda karakter biseksüel değil. Hepileri’ye soruyorum, “Bu bir otosansür mü sana göre?” diye, “Olmamalı bence zaten” diyor: “Bizim seyircimizin çok da kabul edeceği bir şey değil şu an için. Olsa da ben oynardım, benim için sorun değildi ama ben zaten kendim de diziyi izlerken gerek olmadığını düşündüm.” Hakan’ın maskülen halinin altında kadınsal korkuları olan bir adam olduğunu söylüyor. Gizli bir başrol adeta zaten Hakan karakteri; hikâyeyi anlamak ve takip etmek için onu daha dikkatli izlemek gerekiyor.
Tiyatrodan da hiç kopmuyor. Yönetmenlik yapıyor, Kenter Tiyatrosu’ndan izin de alarak, artık farklı işler yapmak istiyor. Yine de gönül bağı sürüyor, “Yıldız Hoca şimdi gel dese iki elim kanda olsa giderim” diyor. Bir yandan ‘Oda ve Adam’da Nergis Öztürk’le farklı bir iş yapıyorlar. ‘Oda ve Adam’ tam olarak bir kadın erkek hikâyesi ancak derininde başka şeyler barındırıyor. Video, şiir, edebiyat, tiyatro ve enstalasyonu bir potada eriten bir iş. Belçika’da yaşayan, ‘Ve veya Ya da’da birlikte çalıştığı Mesut Arslan yönetiyor. ‘Oda ve Adam’ gündeme geldiğinde Hepileri’ye teklif etmiş. Tam da ilişkilerin iki tarafının birinin televizyonun karşısındaki koltukta, birinin de bilgisayar karşısında geçtiği dönemde, oyundaki iki karakter de izleyiciye farklı bir deneyim sunuyor. 

‘In-yer-face’e doyduk’ 

Hepileri’nin kendisi de yeniyi denemekten korkmuyor. İçinde bulunduğu kültürü tanıyor ve yaptığı işlerde orada durmak istiyor. Modern tiyatro dediğin şeyin ille de Anglosakson olmasının şart olmadığının da üstünde duruyor. “In-yer-face’ yeterince yapıldı, Anglosakson, ada hikâyelerine, sorunlarına doyduk” diyor. Modern tiyatro dediğin şey sadece in-yer-face değil, o anlamda ‘Oda ve Adam’ çok içime siniyor. Biz 2004’te Kenter Tiyatrosu’nda ‘İnishmore’lu Yüzbaşı’, 2005’te ‘Kumarbazın Seçimi’ gibi oyunlar yaptık. O zaman için modern tekstlerdi tiyatro seyircisini geliştirdi, gençleştirdi, ben biliyorum o salonu gencecik adamların doldurduğunu gözlerimle gördüm. Onlar bugün de modern tiyatronun takipçisi. Yeni şeyler denemeli…”
Sadece oyuncu değil aynı zamanda oyun da yönetmiş. Genç yaşına rağmen yönetmenlik tecrübesinin de kendisine bir şey kattığını söylüyor; “Oynarken ne kadar istesen de kendini sahnede dışarıdan göremiyorsun, yönetmenlik tarafına geçtiğinde bir bakıma kendini de sahnede görebiliyorsun, öğreniyorsun” diyor. 

İlle de başrol isteği yok 
Engin Hepileri’nin daha evvelki söylemlerini okuduğunuzda, beyniniz idrak ediyor. Hep tecrübe, öğrenmek kavramlarının altını çiziyor, hissediyorsunuz. “Peki” diyorum, “Şu an 2013 yılına giriyorken kendini olgun bir oyuncu olarak görüyor musun artık?” “Hem evet, hem hayır” diyor: “Çünkü hâlâ bir rol geldiğinde çocuk gibi heyecanlanıyorum, bunu yapabilecek miyim diye düşünüyorum. Ama ayaklarım daha bir yere basıyor, ‘ne yapacağım, nasıl yapacağım’ diye endişelenmiyorum. Tam 2002’de bir röportaj vermişim, ‘10 yıl sonra oyuncu olacağım’ demişim, buna yeni rastladım ve olduğum yerden memnunum” diyor. “Şanslı mısın?” diye soruyorum, “Tam da şans değil, hızlı gidip acele etmiyorum, dikkatli düşünüyorum. Atacak fazladan kurşunum yok” diyor. Dizilerde de çok iyi düşünmek gerektiğini söylüyor. “Yaptığın tek kötü iş seni üç yıl bekletir”in altını çiziyor. Hislerine güvenerek pek çok işi geri çevirmiş. Hata yapmaktan korkuyor bu anlamda iyi de yapıyor. Ne istediğini bilmenin insanı nereye götürebileceğinin canlı bir kanıtı adeta.
“Peki sinema ?” diyorum, “İstiyorum, iyi projeler olduğunda” diyor. Hep iyi yönetmenlerle çalıştığını ve setinde bulunmak istediği insanlarla çalıştığını söylüyor. Ki hatırlarsınız, ‘Beyza’nın Kadınları’nda da, ‘Tek Ölüm Yetmez’de de, ‘Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi’nde de oynadığı karakterler aklınızda kalan rollerdi. Yine de ‘Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi’nde tam olarak istediği gibi olmadığını da itiraf ediyor. “O yüzden artık daha dikkatliyim” diyor. Yazın başlayacak bir sinema projesi var. “Neye göre seçersin?” diye soruyorum rolleri, “İçime siniyor mu, ona bakarım” diyor. İlle de başrol oynayayım diye bir isteği yok, hatta dizide başrolü zor buluyor. “İyi fotoğraf vermeniz gerekiyor, özel hayatını ona göre düzenlemeniz gerekiyor. Beren’e bakıyorum; dört, beş saatlik uykuyla geliyor, 16 saat çalışıyor. Tabii ki başrol oynayan insan tiyatro yapmaya zaman bulamaz, kınamamak, kızmamak lazım ama ben tiyatrosuz yaşayamam” diyor.