İpek Yolu'nda bir ortaçağ şehri

İpek Yolu'nda bir ortaçağ şehri
İpek Yolu'nda bir ortaçağ şehri
En parlak zamanında İpek Yolu'nun en büyük köle pazarı olan Hiva, görkemli medreseleri, surları ve türbeleriyle adeta halen ortaçağı yaşıyor.

VEDAT ATASOY
vedatatasoy@iztv.com.tr

İpek Yolu’nun görkemli şehirlerini anlatmaya devam. Bu hafta, tam bir ‘ortaçağ kenti’ olan Hiva’yı anlatacağım.
Eski Sovyet cumhuriyeti Özbekistan, İpek Yolu’nun en görkemli, en zengin şehirlerini de bünyesinde bulundurdu: Buhara, Semerkant, Hiva, Taşkent... Ülke, bu görkemli, tarihi şehirler sayesinde, Orta Asya’nın en turistik ülkesi oldu. Her yıl binlerce turist akın akın bu şehirleri gezmeye geliyor. Açıkçası gelenler de pişman olmuyor!
Bu şehirlerden biri de Harzem ülkesinin, Buhara’dan sonraki en zengin şehri Hiva... Rahmetli (!) Aral Gölü’nün güneyindeki bölgeyi kapsayan Harzem bölgesi, İpek Yolu’nun tüm yollarının birleştiği bir kavşak. Bu sebeple yolun en zengin şehirleri de hep burada yer alıyor.
Trenle yaptığımız yolculuğu organize eden sanat tarihçi Atilla Tuna, ‘’Hiva’yı görünce çok şaşıracaksın’’ demişti. Türkistan bölgesinde bulunduğumu duyan ve Twitter’dan mesaj atan Sedat Aral da Hiva’ya büyük tezahüratta bulunmuştu. Açıkçası Buhara ve Semerkant varken Hiva’dan çok etkileneceğimi düşünmüyordum. Ancak ummadık taş, baş yardı!
Tren istasyonundan Hiva Kalesi’ne gelene kadar süren yarım saatlik yolculukta gördüğüm manzaradan açıkçası çok etkilenmemiştim. Kızıl Kum Çölü’nün vahalarından biri olan şehrin yeni kısımları, klasik Orta Asya şehirlerinden farklı değildi. Boz renkli, dümdüz bir stepe kurulmuş, tekdüze (Sovyet) mimariyle inşa edilmiş bu şehirler birbirinin kopyası.
Ancak İçan (İç) Kale’ye gelince iş değişti. Zaman durdu. Tam bir ortaçağ şehrine gelmiş olduk. Bu tabiri bilerek ve abartma olmadan kullanıyorum. Çünkü Hiva İçan Kale’de tek bir yeni bina yok! Aslında Rus tarihi dışındaki tarihleri görmeme eğilimindeki Sovyet sistemi, nasıl olmuşsa, özellikle 70 ve 80’lerdeki restorasyonlarla Hiva’yı adeta bir müze-kent yapmış. 1991’de de kent UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi’ne alınmış.

Matematiğe büyük katkı
Şehir Hiva veya Hive Hanlığı’nın başkenti... Buhara Hanlığı ve Kokand Hanlığı ile birlikte ‘Üç Özbek Hanlığı’ olarak adlandırılan Hiva Hanlığı’nın bu görkemli başkenti aynı zamanda (diğer Özbek hanlıkları gibi) tam bir bilim ve kültür yuvası...
Zaten şehrin muhteşem surlarının önünde sizi ünlü bilim adamı El-Harezmi’nin heykeli karşılıyor. 780 yılında Hiva’da doğan bu ünlü bilim adamı özellikle matematik alanında yaptığı çalışmalarla tanınıyor. ‘Hesab-ül Cebir’ kitabı ile -matematiğin temeli olan- ‘cebirin babası’ olarak bilinir. Hesap yapmak için harfler ya da heceler yerine basamaklı sayı sistemini bulmuş olan El-Harezmi’nin eseri İpek Yolu sayesinde Batı’ya geçmiş ve dünya bu yeni matematik sistemi ile tanışmış. Harezmi’nin dünyaya bir diğer hediyesi ise ‘0’ sayısı...
Bu ünlü bilim adamının heykelinin hemen yanında bulunan Ata Kapı (Ota Davroz), kentin 4 kapısından biri. 16. yüzyılda yaptırılan şehrin surları, 19. yüzyılda ve 1960’larda yapılan restorasyonlar sayesinde çok iyi durumda. 2200 metre uzunluğundaki surları, 23 kilometre uzunluğundaki İstanbul Surları’nın yanında çok küçük kalıyor. Ancak bu surların kesintisiz ve çok iyi durumda olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Peki geçmişte 40-50 bin nüfusa sahip olduğu söylenen Hiva’da bu kadar kişi nasıl yaşamış? Çünkü İçan Kale’de sadece soylular ve medreselerde eğitim gören kişiler yaşarmış. Ahali kale dışında yaşar, şehre sadece ticaret ve eğitim için gelebilirmiş.

Medreseler kenti Hiva
Hiva tam bir medrese kenti. Şehrin her tarafı medreselerle dolu. Küçücük şehirde onlarca medrese bulunuyor. Ata Kapı’dan girdiğinizde en görkemlisi karşılıyor sizi: Muhammed Emin Han Medresesi. Sadece Hiva’nın değil tüm Orta Asya’nın en büyüğü olan iki katlı medrese o kadar geniş bir alana yapılmış ki, inşaat sırasında surlar yıkılmış ve ileri taşınmış. Medresenin tüm duvarları sırlı çinilerle çevrelenmiş. Muhammed Emin Han Medresesi’ni eşsiz kılan unsur ise medresenin hemen önünde yer alan muhteşem minare: Kalto Minor. Yapımı sırasında tüm coğrafyanın en yüksek minaresi olacak şekilde planlanmış ve yapımına başlanmış. Bu yüzden oldukça kalın bir gövdesinin olması gerektiği ön görülmüş. Ancak dönemin güçlü Buhara Emiri, Buhara’nın ünlü Kolon Minaresi’nden yüksek olmamasını rica etmiş! Bu sebeple minare 26 metrede kalmış. Rengârenk majolica çinileriyle kaplı bu eşsiz yapının heybeti insanı gerçekten de çok etkiliyor.
Muhammed Emin Han Medresesi’nin hemen karşısında ise şehrin eski sarayı bulunuyor. Köhne Ark (Eski Saray), 8 metre yüksekliğinde gösterişli bir kapıya sahip. Bu kapının önündeki meydan Hiva’nın ünlü köle pazarı ve infaz meydanı... Zaten saray kapısının hemen köşesinde zindan bulunuyor. Günümüzde ‘zindan müzesi’ olarak faaliyet gösteren bu yapıda o dönemde kullanılan işkence aletleri, kırbaçlar ve prangalar sergileniyor. Geçmişin en popüler idam şekli ise ‘Kalto Minar’dan aşağıya atmak’mış!
Hiva’nın zenginliğinin sebebi köle ticareti... İpek Yolu’nun en büyük köle pazarı Hiva’ydı. Bir kölenin 300-400 altın ettiği dönemde sıradan bir Hivalı bile köle sahibiydi. Özellikle Tatarlar Rus steplerinde dolaşarak, köyleri talan ederlerdi. Burada topladıkları Rusları da Hiva başta olmak üzere İpek Yolu’nun zengin şehirlerinde satarlardı. ‘Step Hasadı’ adı verilen bu acımasız sistem sayesinde Hiva çok zengin bir şehir oldu. Ancak kadın köle olarak her zaman Farsi köleler revaçtaydı. Bu köle ticareti o kadar ileri boyuttaydı ki Rusların Hiva’ya savaş açma sebeplerinden biriydi. Kaçmak isteyen köleler ise şehrin kapılarında bulunan çengellere kulaklarından asılırdı!

Sarayda basılan ipek para
Köle Pazarı’na komşu Köhne Ark (Eski Saray) oldukça büyük bir yapı kompleksi. Tophanesi, yazlık ve kışlık camisi bulunan sarayın içinde bir de darphane bulunurmuş. Burada daha önce görmediğim bir banknotla karşılaştım: İpek banknot! Hiva zenginliğini paralarına da yansıtmış ve ipek paralar bastırmış.
Eski Saray’a gelenlerin mutlaka yapması gereken şey ise Hiva emirinin de şehrini seyrettiği terasa çıkmak. Buraki Hiva manzarası, tek kelimeyle, eşsiz... Özellikle günbatımında mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Kentin bir diğer önemli yapısı ise Cuma Camii. Ahşap, bezemeli sütunlarla çevrili cami 10. yüzyılda yapılmış. 213 ahşap sütun üzerinde inşa edilmiş bu cami adeta sütun ormanı! Ancak sadece 4’ü orjinal, 10. yüzyıldan kalma. 4.5 metre uzunluğundaki sütunların bazısının üzerinde kufi yazılarla yazılmış ayetler bulunuyor.
Hiva’nın en yüksek binası ise Rus döneminde, 1912 yılında yapılmış olan İslam Hoca Camii’nin minaresi. 55 metre uzunluğundaki bu minareyi tüm Hiva’dan görmek mümkün. İncelikle işlenmiş, firuze renkli çinilerle bezeli minare tam bir şaheser! 

Şair ve güreşçi’ türbesi

Hiva’nın bir diğer önemli yapısı ise Pehlivan Mahmut Türbesi. Hiva’nın ünlü şairi ve yenilmez güreşçisi Pehlivan Mahmut onuruna yapılmış ancak kısa zamanda tüm Hiva’nın en kutsal mekânı haline gelmiş. Yaldızlı, gösterişli kubbesiyle şehrin en güzel yapılarından biri olan bu türbe, aynı zamanda evlenecek çiftlerin, mutluluk ve bereket için dua ettiği bir yer olmuş. Bu yüzden Hiva’da günün her saati gelin ve damat ile karşılaşabilirsiniz. Sarayları, medreseleri, külliyeleri, kütüphaneleri ile muhteşem bir şehir Hiva. Her köşesinde rengârenk ipek kumaşların, hediyelik eşyaların satıldığı dükkânlarıyla cıvıl cıvıl. Hele Türkiye ’den geldiğinizi söylediğinizde hemen herkes sizinle fotoğraf çektirmek istiyor. Sıcakkanlı insanların güzel şehri Hiva’dan ayrılmak gerçekten de kolay olmadı. Umarım bir gün tekrar gelirim. Ama bu kez Muhammed Emin Han Medresesi içinde yer alan Orient Star Oteli’nde kalmak üzere...