İpek Yolu'nun büyülü kenti

İpek Yolu'nun büyülü kenti
İpek Yolu'nun büyülü kenti
Bu hafta, Çin'den başlayarak Avrupa içlerine doğru uzanan ve bir zamanlar dünya ticaretinin büyük bir bölümünün gerçekleştiği İpek Yolu'nun en büyülü ve görkemli kentlerinden biri olan Buhara'dayız.
Haber: VEDAT ATASOY / Arşivi

Sizlere bu hafta, İstanbul ’un soğuk ve kasvetli havasından kurtaracak bir yolculuğu anlatacağım. İpek Yolu Treni ile masal diyarlarına yaptığım yolculuğu... Yıllar önce belgeselle ilk tanışmam meşhur ‘İpek Yolu’ belgeseli sayesinde olmuştu. Rahmetli babamla birlikte her pazar akşamı ‘İpek Yolu’ şehirlerini izlerdim. O zaman bizler için ulaşılmaz yerlerdi. Sadece masallarda okuduğumuz yerleri izliyorduk her hafta. TRT’nin siyah-beyaz döneminin en zengin hazinesiydi bu belgesel.
O yıllar herkesin hayali olan İpek Yolu seyahati ise neredeyse imkânsızdı. SSCB döneminin özellikle Türklere en kapalı bölümüydü... Buhara, Semerkant, Taşkent sadece bir hayaldi. Aradan yıllar geçti. SSCB dağıldı. Her şey o kadar hızlı olmuştu ki! Antonina Turizm’in organize ettiği, sanat tarihçisi Atilla Tuna’nın rehberliğinde yapılacak olan İpek Yolu Treni’ne davet edilince, hiç düşünmeden kabul ettim ve hayalimin yolculuğu ile karşılaştım.

İpek Yolu
İpek Yolu, Çin’den başlayarak Avrupa ’ya kadar uzanan, dünyanın en ünlü ticaret yolu. Yeni ticaret yolları bulunana kadar eski dünyanın ticareti bu yol üzerinden yapılırdı. Sadece tüccarların değil, aynı zamanda bilgelerin, orduların, fikirlerin, dinlerin ve kültürlerin de yolu olan İpek Yolu şehirleri bu sebeple dünyanın en zengin şehirleriydi.
Buhara, tüm ‘İpek Yolu’ şehirlerinin adeta incisi. Avrupalıların ‘İslam’ın Roması’, Müslümanların ise ‘Buhara-i şerif’ olarak adlandırdıkları şehir adeta 1001 Gece Masalları’nın ete kemiğe bürünmüş hali. Gece vakti vardığım Buhara’yı görmek için sabahı sabah ettim. Günün ilk ışıkları ile kendimi sokağa attığımda kelimenin tam anlamıyla nefesim kesildi. Şehrazat’ın anlattığı masal diyarındaydım.
Çocukluğum, masallar, tarih... Her şey canlanmış, gözümün önünden geçiyordu. İnce taş işçiliğiyle inşa edilmiş binalar, mavi ve yeşilin onlarca tonuyla resmedilmiş cepheler, nakış gibi işlenmiş kapılar... Sokakta her yerde satılan 1001 renk ipek kumaşlar, şallar, halılar... İnsanı bugünden alıp ortaçağın görkemli İpek Yolu şehrine sürükleyen daracık caddeler... Bir şehre âşık olur mu insan? Ben, Buhara’ya âşık oldum!
Şehir aslında bir vaha. İpek Yolu güney güzergâhı üzerinde bulunan bu vaha, çölün zorlu koşullarını geçen kervanların umutla beklediği bir şehirdi. Bu yüzden tarih boyunca Buhara, gelenleri kucaklayan, gidenlerin ise ayaklarını sürüyerek terk ettiği bir şehir oldu. Ortaçağın bu gözde şehri, zenginliği yüzünden birçok istilayı ve yıkımı da yaşadı. Bunların en acımasızı Cengiz Han’ın kuşatmasıydı. Halkın ve şehrin yok edilmemesi karşılığında şehrin teslim olmasını isteyen Cengiz Han’dan korkan Buhara Emiri, bu isteği kabul etmiş. Öyle ya, Cengiz Han bu kutsal şehri yıkmak istemediğini belirtmiş ve halkı da özgür kılacağını ilan etmişti. Ancak kazın ayağı öyle değilmiş. Cengiz Han, öncelikle sanatçıları ve işe yarayacak kişileri ayırmış. Onun dışında kalan Buhara halkını toplayarak, önce ordusunu kadınlara tecavüz ettirmiş, ardından da tüm halkı ve Buhara’yı yakmış. Bu belki de tarihin en acımasız kıyımlarından biri olmuş.
Çölün ortasında yer alan şehir, tüm bu yıkımlara rağmen hâlâ çok güzel. Büyük İpek Yolu’nun gösterişli günlerini anımsatan bin kadar esere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Buhara, baharat, deri ve özellikle de ipeğin depolandığı bir şehirdi. Buhara ticaretle tanınan bir şehir olmasına rağmen bilim ve kültür alanında önemli şehirlerden biriydi. Şehrin her yerinde devamlı karşınıza çıkan medreselerin çokluğundan bunu çok iyi anlayabiliyorsunuz. Kalon Külliyesi, Nadir Divan Beyi Medresesi, Kökeldaş Medresesi, Mir-i Arab Medresesi bunların en önemlileri ve en büyükleri.
Kalon Külliyesi, Orta Asya’nın en görkemli yapılarından biri. Kalon Minaret olarak bilinen, 47 metre boyunda, her yanı birbirinden güzel çinilerle bezeli minaresi aynı zamanda çölden gelen kervanlara şehri gösteren bir kara feneri. Zaten İpek Yolu minarelerinin hepsinin bu kadar renkli, gösterişli ve yüksek olmasının sebebi, bu yolculara rehber olması ve şehrin zenginliğini göstermesi. 10 bin kişinin bir arada namaz kılabildiği Kalon Camii ise yine Orta Asya’nın en büyük ibadet alanlarından biri.
İpek Yolu şehirlerinin en önemli özelliklerinden biri de her caminin yanında mutlaka bir medresenin bulunması. Buhara’ya ‘Kutsal Buhara’ da denmesinin sebebi ise İslamiyet’in Kuran-ı Kerim’den sonraki en önemli kaynak eseri olan ‘Sahih-i Buhari’nin burada yazılmış olması. Hz. Muhammed’in sözlerinin toplandığı bu hadis kitabı tüm İslam dünyasının en güvenilir kaynaklarından. Yazarı İmam Buhari, Buhara Emiri’nin çocuklarının eğitimlerini üstlenmesini istemesine, “Eğitimde ayrıcalık olamaz. Eğer emirin çocukları istiyorlarsa medreseye gelebilirler” dediği için Buhara’dan sürülmüş. Bu yüzden İmam Buhari’nin mezarı Buhara’da değil Semerkant’ta...
Buhara’nın bir diğer önemli ismi ise Nakşibendi tarikatının kurucusu, Muhammed Bahauddin Şah-ı Nakşibend. Pir-i Türkistan olarak bilinen Türk-İslam tasavvuf felsefesinin kurucusu, Hoca Ahmet Yesevi’nin öğrencisi olan Nakşibend’in öğretileri, Abdulhalik-ıl Güjdevani tarafından sistemleştirilmesiyle çok geniş bir alanda etkili olmuş. Bu yüzden türbesini her gün yüzlerce kişi ziyaret ediyor. Buhara’nın yetiştirdiği çok önemli bir bilim adamından bahsetmezsek olmaz: İbn-i Sina. Dünyanın en tanınan tıp insanlarından biri olan İbn-i Sina Buhara’nın yetiştirdiği en büyük bilim adamı.
Buhara’nın havuzları, suya özlem duyan halk ve ziyaretçiler tarafından en sık gidilen yer. 1620’de inşa edilen Leb-i Havz tam bir dinlenme yeri. Günün her saati dolu olan havuzun çevresi, yine Buhara’da en sık görülen şey olan medreselerle dolu. Nadir Divan Beyi Medresesi ve Kökeldaş Medresesi havuzun doğu ve batı kanadında konumlandırılmış. Böylece hem gündoğumunda hem de günbatımında Leb-i Havz’da muhteşem manzaralar ortaya çıkıyor.
Leb-i Havz’ın güneyinde yer alan ‘Yahudi Mahallesi’ Buhara’nın en güzel yerlerinden. Daracık sokaklarla çevrili mahallede bulunan sinagog, Buhara mimarisiyle yapılmış çok güzel bir ibadethane. Yahudi Mahallesi’nin bir diğer özelliği de nakış gibi işlenmiş kapılarla dolu olması. Kapı fotoğrafları çekmek isteyenlerin günlerce çıkamayacağı bu mahalle mutlaka gezilmeli.
Buhara’nın önemli yapılarından biri de surları. Ark Kale, görkemli bir kapısı olan, yüksek duvarlarla çevrili bir kale. Kalenin hemen karşısında bulunan, ince ahşap işçiliğiyle işlenmiş sütunlarla çevrili, oldukça güzel bir cami olan Bele Havz Camii, Buhara’nın cuma camii. Özellikle Orta Asya’da emirlerin, şahların, hanların cuma namazlarını halkla birlikte kıldıkları camilere cuma camii deniyor.
Buhara’nın bir diğer önemli eseri de bölgede örneği görülmeyen, dört minareye sahip olan Char Minar. Depremler yüzünden etrafındaki binaların bir kısmının yıkılmasına rağmen cami ve ünlü dört minaresi dimdik ayakta. Caminin bahçesinde bulunan nar ağaçları ise tüm Orta Asya’nın simgesi olan nara duyulan saygının nişanesi. Gezmeye doyamadığım Buhara’yı şimdi de anlatmaya doyamıyorum. Daha sayfalarca anlatılacak güzellikteki Buhara’yı mutlaka bir gün görmelisiniz. 1001 Gece Masalları’nın büyülü dünyasında Alaaddin, Ali Baba, Kırk Haramiler, Sinbad ve tayfaları... Şehrazat’ın masallarının dile geldiği bu güzel şehirlerini anlatmaya devam edeceğim.