İran'dan bir Palmiye adayı

İran'dan bir Palmiye adayı
İran'dan bir Palmiye adayı
'Bir Ayrılık'la Altın Ayı ve Oscar kazanan Aşgar Farhadi, yeni filmi 'Geçmiş'le bu kez Cannes'da Altın Palmiye'ye göz kırpıyor.
Haber: ATİLLA DORSAY / Arşivi

Bol ödüllü İranlı yönetmen Aşgar Farhadi’nin filmi ‘Le Passe-Geçmiş’, yönetmeni Altın Ayı ve Oscar’dan sonra bir de Altın Palmiye sahibi yapar mı, bilinmez. Ancak bu Cannes’a damgasını vuran ve hatırlatanacak filmlerden biri olduğu kesin.
Yönetmen yine İranlı ve de Fransız bir avuç insanın öyküsünü anlatıyor. Ancak bu kez kahramanlarını Fransa’ya taşımış. İranlı Ahmed’le evli Fransız kadını Marie, kocasının dört yıl önce Tahran’a dönmeyi seçmesi sonucu önceki evliliklerinden olan iki çocuğuyla yalnız kalmıştır. Arada yeni biriyle tanışır: Yine İran kökenli olan Samir. Onunla evlenmek ister, ancak bunun için Ahmed’in geri dönmesi ve boşanmanın resmen gerçekleşmesi şarttır.
Ahmed döner. Ancak olaylar çeşitli sürprizlerle sürer. Bir yandan Marie’nin yetişkin kızı Lucie, bu yeni babadan ötürü annesinden nefret etmektedir ve bir dönemde baba bildiği Ahmed’e sığınır. Öte yandan Samir’in intihar etmeye kalkıp bu yüzden hastanede bitkisel hayata mahkûm kalmış bir eşi ve tüm bu olaylardan dengesini yitirmiş asi bir küçük oğlu vardır. Ve bu bir avuç insan adeta içinden çıkılmaz bir bulmacaya dönüşmüş karmakarışık ilişkilerin içindedir.
Film, yönetmenin ünlü ‘Bir Ayrılık’ başyapıtının yolundan gidiyor. Ve İranlı ya da Fransız olmayı aşarak insan olmanın binbir haline ve yaşamın insana oynadığı çeşitli oyunların bir sergilenmesine dönüşüyor. Biraz İngiliz usta Mike Leigh’in filmlerini hatırlatan bu psikolojik bulmacanın belki tek kusuru, bu kez melodram yükünün fazla ağır kaçması. Başta eşsiz Berenice Bejo (bir oyuncu Altın Palmiye’si alabilir) tüm oyuncuların gayet iyi oynadığı bu çağdaş siyasal soslu film, kimi seyircileri mest edebilir. İçine girebilmek koşuluyla...
Öte yandan filmleri ülkesi Çin’de 2005 yılına dek yasaklanan, birkaçı dünya festivallerinde gösterilip yankılar yapan yönetmen Jia Zhang-Ke imzalı ‘A Touch of Sin’ de ilgi gören, ödül adayı bir film. Yönetmen Çin’in dört ayrı yöresinde geçen dört öyküde, ikisi erkek ikisi kadın dört ana kahramanını az görülmüş bir şiddetin (özellikle erkek hikâyelerinde) egemen olduğu karanlık bir dünyaya çağırıyor. Özellikle taşrada otorite eksikliğinin ya da otoritenin en yozlaşmış biçimde varolmasının getirdiği dayanılması zor bir şiddet var.
Bu film, hem yönetmenin sinema yapma gücünün hem de ülkesinde niye istenmeyen adam olduğunun bir manifestosu gibi duruyor. Ve onun tanımamızı adeta zorunlu kılıyor.