Iron Man ile açılıyor

Iron Man ile açılıyor
Iron Man ile açılıyor
Üçüncü 'Iron Man' filmiyle dev bütçeli Hollywood prodüksiyonları sezonunu da açıyoruz. 'Iron Man' esprileri kayda değer, özel efektleri etkileyici, eğlenceli bir aksiyon olmuş.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Bereketli Stan Lee topraklarının 1963 yılı hasadı ürünlerinden ‘Iron Man’, ‘Post-modern zamanlar’da gölgesini beyazperdeye aksettirirken iki solo (‘Iron Man-2008’ ve ‘Iron Man 2-2010’) albümünün ardından bir de ‘Ya hep beraber, ya hiçbirimiz’ tadındaki ‘koro’ albümü ‘The Avengers’da (2012) karşımıza gelmişti. Nam-ı diğer Tony Stark, istikrarlı yürüyüşünü sürdürüyor, şimdi de ‘Iron Man 3’yle karşımızda.
Sanırım bu filme yollanacaklar bu çizgi karakterin ya dergi sayfalarındaki ya da sinemadaki serüvenlerinden haberdardır o yüzden ‘Çıkan kısmın özeti’ne belki kağıt üzerinde gerek yok ama film eleştirisinin kendince bazı koşulları var; o da az ya da çok konusundan bahsetmek. Eh, yazılan film bir serinin parçasıysa, az da olsa geçmişte dolaşmak gerekiyor. Çok uzattım, farkındayım hemen sadede geliyorum:
Silah tasarımcısı Howard Stark’ın oğlu Tony, kendisi de aynı sektörde yol alan zengin bir playboydur. Lakin Afganistan’da kendisine düzenlenen bir suikastte şarapnel parçalarıyla yaralanır. Kalbi ağır hasar gören Stark, bir tür mıknatısı andıran özel bir kalble hayata dönerken kendi icadı ‘Demirden’ bir elbiseyle de ‘Süper’ bir kahraman olup çıkıverir. ‘Iron Man 2’de de yazmıştım, Bond’un Moneypenny’si gibi bir yardımcısı vardır: Pepper Potts. Lakin bu güzel kadın sadece onun zaman zaman dağılan ‘süper’z hayatını toplamaz, sevgilisi de olur aynı zamanda. ‘Iron Man’de kahramanın doğuşunu, ‘Iron Man 2’da babasının eski ortağının oğluna (ki Rus’tu ve ‘Soğuk Savaş dönemi’ artığı düşman tipolojisine uygun düşüyordu) karşı verdiği mücadeleyi izlemişti. ‘Iron Man 3’de ise iki düşman var karşısında; hırslarına yenik düşen çılgın bir bilim insanı (ki ismi Aldrich Killian) ve bütün dünyanın başına bela olan ama asıl olarak Beyaz Saray’ı korkutan ‘The Mandarin’. Bir yandan ‘Panik atak’la cebelleşen Stark, öte yandan malikanesine yönelik hava harekatıyla da darmadağın olur. Nasıl ‘Büyük takım böyle günlerde de kazanmasını bilir’ klişesini benzer şekilde, ‘Süper’lik işte böyle zamanlarda ortaya çıkar. Stark minik bir hayranının da yardımıyla tekrar ayağa kalkar ve ‘kötüler’e karşı savaşa devam eder.

‘Kara Şövalye’ de bir yere kadar
Artık günümüz aksiyon sinemasının en temel türlerinden birine dönüşen ‘Süper kahramanlı filmler’, kuşkusuz sürekli kendisini tekrarlar bir hale geldi. Hoş, türün kalıpları da bundan ötesine vaat edemiyor. Neden? Çünkü şablon belli: Kahraman, etrafında güzel kadınlar, sadık dostu ya da dostları, kendi yetenekleri ve bu yetenekleri sergilemesine imkan sağlayan bir takım kötüler. Hal böyle olunca, her ‘Süper kahraman’lı filmde de biz eleştirmenlere çoğunlukla “Olmamış, eh işte, daha iyi olabilirmiş ya da hiç de fena değil’in ötesinde bir şeyler karalamaktan başka çare kalmıyor. Bazen bu tür filmlere ilişkin yazılarda, “Bırak traşı, sinematografik okumalarla gel karşımıza” mealinde eleştiriler alıyorum (ya da alıyoruz). Gönül isterdi ki biz de bu tür filmleri derin derin okuyalım amma velakin “Oxford vardı da gitmedik’ten öte söyleyeceğimiz bir şey kalmıyor. Bakın Nolan bile ‘The Dark Knight’la söyleyeceğini söyledi, ‘The Dark Knight Rises’ boşa kürek çekmekten öteye gidemedi (bence tabii ki).
‘Iron Man 3’ özeline dönersek, bir önceki adım olan ‘Iron Man 2’ya ilişkin yazıma baktım, ‘Demir oranı iyi ama ‘iron’isi eksik’ başlığını atmışım. Bu kez ironinin gayet iyi olduğunu söylemem lazım. Serinin ilk iki filmini, Tony Stark’ın ‘obsesif’ yardımcılarından Happy Hogan’ karakterini canlandıran Jon Favreau çekmişti. Bu kez kamera arkasına Shane Black geçmiş. Kendisi Mel Gibson-Danny Golver’lı ‘Cehennem Silahı-Lethal Weapon’ serisinin yazarı. Ayrıca zekice kaleme alınmış ‘Last Action Hero’ (bence Arnie’nin en iyi filmlerinden biridir) ve ‘The Long Kiss Goodnight’ (‘Hafızasını kaybetmiş kadın ajan’ fikri de ilginçti) de onun başarılı işlerindendi. Keza ilk yönetmenlik çalışması olan ‘Kiss Kiss Bang Bang’ de eğlenceli bir kara film parodisiydi. Üstüne üstlük 2005’te Antalya Film Festivali’ne gelmişti, çeşitli etkinliklerde ve film gösterimlerinde sık sık karşılaşmanın yanında bir de söyleşine katılmıştım. Dolayısıyla bunca ‘iyi referansı’ olan birinin çektiği filme zaten olumlu önyargılarla yollanıyorsunuz. Eh, bir de karşınıza iyi bir işle çıkıyorsa sevginiz ve saygınız daha da artıyor.

Ben Kingley döktürüyor
Shane Black’in ‘Iron Man’e kattığı zekice esprileri, kayda değer göndermeleri ve kahramanın kendi durumunu ti’ye alan yaklaşımı olmuş. Kötülerin ‘Terminator 2’da Robert Patrick’in canlandırdığı ‘T-1000’i andıran ateşimsi hallerinin yanı sıra Savin karakterinin, ‘Westworld’deki Yul Brynner’ı (karakterin ismi ‘Gunslinger’dı) çağrıştırması ve bunun filmde ifade edilmesi de hoştu ama sanırım bu göndermeyi yaşı 40 ve üzeri seyirciler anlayabilir. ‘The Mandarin’ karakterinin Usame Bin Ladin kadar (yine yaşı yetenler için olsa gerek) ‘Flash Gordon’daki ‘İmparator Ming’i andırdığını söylemeliyim. Ayrıca bu karakterin TV’de seyrettiği maçtan anlaşılacağı üzere Liverpool’u tutmasını da ‘çok tuttum’ (rakip Chelsea’ydi). Ya oyunculuklar? Robert Downey Jr.’ın ‘Iron Man’ karakterinde çok başarılı bir performans sergilediği ama artık yaşlanmaya başladığını da gizleyemediği bir gerçek. Bir sonraki adımda karşımızda başka bir oyuncu bulur muyuz bilemem ama film Pepper Potts karakteri üzerinden bize şunu da hatırlatıyor: Gwyneth Paltrow güzelliği denen şey de hayatın acımasızlığından nasibini alıyormuş. ‘The Mandarin’de Ben Kingley harika oynuyor. Guy Pearce da başarılı ama tipleme biraz karikatürize kaçmış gibi; Avustralya kökenli oyuncu ‘Prometeus’daki Peter Weyland ve (özellikle) ‘Lawless’taki Charlie Rakes karakterlerinde daha iyiydi. Rebecca Hall’e gelince sanki kendisini özellikle ‘Vicky Cristina Barcelona’dan hatırlayanlar için yadırgatıcı bir rolde (Stark’ın eski kız arkadaşı Maya’yı canlandırıyor) karşımıza gelmiş. ‘Batman’in Robin’i gibi takılan Rhodes’da da Don Cheadle sırıtmıyor. Minik Harley’de karşımıza çıkan Ty Simkins’i ise daha çok izleriz gibime geldi.
Sonuç? Ya üstesinden gelinmiş bir felsefi bakış ya da zekice yazılmış esprili bir senaryo, modern çizgi roman uyarlamalarından beklentim kısaca budur. Efektler, 3D’ler, Imax’ler işin teferruatı (ki ‘Iron Man 3’yu üç boyutlu izlemek mümkün). Shane Black filmini felsefi yanlarıyla olmasa da etkileyici görselliğinin yanında kayda değer diyalogları ve eğlenceli duruşuyla izlettiriyor. Naçizane kanaatim budur… 

IRON MAN 3 Yönetmen: Shane Black Oyuncular: Robert Downey Jr., Gwyneth Paltrow, Don Cheadle, Ben Kingsley, Guy Pearce, James Badge Dale, Rebecca Hal Yapım: 2013 ABD Süre: 130 dk.