'İsmimiz zordu, yıllar boyu türkücü bilindik!'

'İsmimiz zordu, yıllar boyu türkücü bilindik!'
'İsmimiz zordu, yıllar boyu türkücü bilindik!'

Köroğlu (solda) ve Atakan, gruba bundan böyle gençleri de dahil etmek istiyor. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Aradan bir tarih akmış, yeni türküler yazılmış, Yeni Türkü 30 yaşına basmış. Doğum gününü yarın emeği geçmiş herkesin dolduracağı bir sahnede kutlayacak olan grubu, kurucuları Derya Köroğlu ve Selim Atakan'la konuştuk...
Haber: MURAT MERİÇ / Arşivi

Yeni Türkü, kuruluşunun 30. yılını yarın gece Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde vereceği bir konserle kutlayacak. Bildik şarkılar, yepyeni ama yadırgatmayan düzenlemelerle ve kronolojik bir sırayla, büyük orkestra eşliğinde, tıpkı bir resmigeçitteymişçesine karşımıza çıkacak. Özen Yula’nın yazdığı, Şebnem Bozoklu’nun oynayacağı teatral bölümler gösteriye renk katacak. Gruba emeği geçmiş herkesin sahnede olacağı konserin bir de büyük sürprizi var: ‘Telli Telli’nin, ‘Maskeli Balo’nun, ‘Olmasa Mektubu’nun asıl yorumcusu Haris Aleksiyu, grupla birlikte şarkıları iki dilde yorumlayacak. Tamamen yeni şarkılardan oluşan bir albüm ve 1979 tarihli ‘Buğdayın Türküsü’nün DVD’li özel baskısı da yolda. Plak bağımlıları için 30. yıl şerefine bu albümün bir tıpkıbasımı da yapılacak ve memleket tarihinin en bulunmayan plağı böylelikle bulunabilir olacak.
Bunun şerefine, topluluğun iki kurucusu Derya Köroğlu ve Selim Atakan’ı karşımıza aldık, Yeni Türkü tarihinin üzerinden geçtik. 

Yeni Türkü tam olarak 1979’da mı kuruldu?
Selim Atakan: Kuruluş tarihimiz aslında 1977. Derya’yla liseden arkadaşız. O folklor oynardı, ben müzik çalışırdım; birbirimizi fark etmemiz zor olmadı. Kurduğumuz grupla Milliyet Liselerarası Müzik Yarışması’nda birinci olmuştuk. Derya o zaman bateristimizdi, ben liseden mezun oldum, gitar çalmaya başladı. Ben Hacettepe’ye girdim, o ODTÜ’ye. Bağımızı koparmadık. O sırada folk müzikle alakalıydım. Esin Afşar’ın grubunda çalışıyordum ve onun için halk şarkılarını düzenliyordum. Benim açımdan ilginç bir deneyimdi. Onunla çalışırken ilk plaklarında Selda’ya eşlik ettim. Hatta plaklarında iki gitar üst üste çaldım, çok şaşırmışlardı. Gitarı kaydediyorduk, onu teypten çalarken ben bir kez daha eşlik ediyordum. Çok kanallı kayıt sistemleri daha memlekete gelmemişti!
Ne dinliyordunuz peki? Grubun köklerini nerelerde aramamız gerekiyor?
Selim A.: O zaman Amerikan protest folk müziği modaydı sol camiada; onları dinler, bir araya geldiğimizde çalmaya çalışırdık. Arada kendi müziğimizi yapabilir miyiz diye sorduk kendi kendimize. O tarihte gençler arasında sosyalist hareket revaçtaydı. Biz de ortamın etkisiyle bir yandan Yunanistan’daki, diğer yandan Latin Amerika’daki hareketi izliyorduk. 1973’te Şili’de yapılan darbe sonrası Avrupa’ya yayılan grupları dinliyorduk. Bilmediğimiz bir müzikti ve bundan bu kadar etkilenmemiz bizi şaşırtıyordu. Biraz da üniversiteli olmanın getirdiği bir merakla ‘Bunlar ne yapmışlar ki bizi etkiliyorlar’ diye sorduk kendimize. Bildiğimiz enstrümanları yerel enstrümanlarla harmanlamışlar ve kendi ezgilerini seslendirmişler. Ama bunu yaparken bir şeyler de anlatmışlar. Hatta gerektiğinde ajitatif olmuşlar. Bu bizi bayağı etkiledi. Taklit etmeyelim ama bu yaklaşımı alalım istedik. Albümdeki şiir bestelerini o yıllarda yaptık: Pablo Neruda’dan ‘Buğdayın Türküsü’, Can Yücel’den ‘Sardunya’ya Ağıt’ ve ‘İşçi Marşı’, Kemal Burkay’dan ‘Mamak Türküsü’...
Yeni Türkü adını Yaşar Miraç vermiş... Onunla nasıl tanıştınız?
Selim A.: Ankara’da, Dil Tarih’te okuyan genç bir arkadaştı. Halk şiirine benzer şiirler yazıyormuş. Yeni Türkü adında bir gazete çıkarıyormuş. Şiirlerini verdi ve aralarından ‘Bekçi Kazım’, ‘Özgürlük’, ‘Bir Ölü Daha Geçti’, ‘Gurbete Kaçacağım’ gibilerini besteledik. Bir gün, “Çocuklar, siz de benim yaptığım şeyi yapıyorsunuz, Yeni Türkü adı size çok yakışacak” dedi. Biz de hemen benimsedik çünkü Latin Amerika’da da buna Nuevo Canciôn (Yeni Şarkı) deniyordu, Yeni Türkü deyince çok güzel bir paralellik oluştu.
Konserler nasıl geçiyordu?
Derya Köroğlu: İlk konserimizi 8-9 Ocak 1980’de Ankara Çağdaş Sahne’de verdik. Çok coşkulu geçti. O zaman müzik dinleme alışkanlıkları da farklıydı, o devrimci ortamda bizi bayağı saygıyla dinlerlerdi.
Derken darbe geldi... Bu sizi nasıl vurdu?
Derya K.: 12 Eylül marifetiyle albüm ortadan kalktı! Darbeden hemen önce tesadüfen Bulgaristan’daki bir festivale katılmıştık: Belgrad Kızıl Gelincik Politik Müzik Festivali. Albüm öncesi ilk konseri orada vermiştik. Ruhi Su da davetliydi. Uçakta tanıştığımızda ismimizi çok iddialı bulmuş, “Hem türkü, hem de yeni” diyerek şaşkınlığını dile getirmişti.
Selim A.: O festival, yıllar sonra benim başıma bela açtı. 1988’de İngiltere’den dönerken silah kaçakçısı olduğum gerekçesiyle memlekete girişim engellendi. Meğer MİT, konsere gittik diye sicilime bunu yazmış!
Darbe sonrası üç yıllık bir suskunluk döneminiz var...
Derya K.: Konserler bitti, albüm ortadan kalktı ama biz çalışmaya devam ettik. Film müzikleri yaptık, onları kaydettik. Sonra Murathan Mungan’la tanıştık. Selim, onun ‘Şarkıcı Kız Kezban’ın Önlenebilir Yükselişi’ adlı oyununu müzikledi. Sonradan ‘Çember’ ve ‘İstersen Hiç Başlamasın’ı albümümüzde kullandık.
Yeni Türkü adı da 12 Eylül gazabına uğradı galiba...
Derya K.: Elbette. O süreçte yeraltına inmiş gibiydik. Zaten bunu isim olarak benimsemek de zordu. Yıllarca türkücü bilindik!
Selim A.: Bu arada askerlikler falan da devreye girdi ve bir türlü bir araya gelemedik.
Derya K.: O arada İstanbul’a göç ettik. Tuncer opera eğitimi alıyordu, Eftal de Çağdaş Türkü’yü kurduğu için Ankara’da kaldı. Biz de Fuat Oburoğlu ve Cengiz Onural’la tanıştık. Murat bizimle gelmişti, yeni kadro böyle şekillendi.
Acısını da çıkarmış görünüyorsunuz ama, aradaki sessizlikten sonra arka arkaya üç albüm var o dönemde.
Derya K.: İstanbul’a gelince bir motivasyon oluştu ve çalışmaya başladık. Bundan Selim’e bahsettim, yepyeni şarkılar gönderdi ve arka arkaya üç albüm kaydettik: ‘Günebakan’, ‘Dünyanın Kapıları’ ve ‘Yeşilmişik’.
Selim A.: Besteler kişiseldi elbette ama şarkıları birlikte oluşturuyorduk. Derya’yla trafiğini oluşturuyorduk, sonra da birlikte çalışıyorduk.
Derya K.: Selim müzisyen olduğu için başlarda daha etkindi ama bu, giderek bir kolektif çalışmaya döndü. Akşamları çay saatinde evde buluşuyorduk ve şarkıları çok güzel bir süreçle ortaya çıkarıyorduk.
O dönem şarkılarına baktığımızda isminizle bir çelişki halinde olduğunuzu görüyoruz. Yeni Türkü, türküden bir hayli uzak. Daha ziyade alaturkaya yakınsınız...
Derya K.: Haklısınız, Yeni Türkü adının eksik kaldığı doğru. Selim, en başından beri sanat müziği ve makamların zengin bir şeyi ifade ettiğini, orada sofistike bir dünyanın var olduğunu söylüyor. Zaten onun besteleri, mesela ‘Sardunya’ya Ağıt’ enteresan makamsal durumlar içerir. Ben de sonradan o yola girdim zaten. Bir de halk müziği üzerine, bilhassa 70’lerde çok çalışma yapılmıştı; elbette başka bir ruhu, bilgeliği var ama bize gelene kadar neredeyse her şey denenmişti.
Ud, müziğinizde önemli enstrümanlardan. Size gelene kadar kimsede yok bu enstrüman. ‘Anadolu pop’çular halk müziği enstrümanlarının ötesine geçmemişti...
Selim A.: Ben udun neden kullanılmadığını anlayamıyorum. Bir kere tarihi bir enstrüman, ton olarak gitara yakın ve imkânları geniş. Murat Buket’in bize katılması bu anlamda çok faydalı oldu. Cengiz Onural’ın kemençesi için de aynı şeyi söylemek mümkün.
Derya K.: Murat, Boğaziçi Üniversitesi’nde Ruhi Ayangil, Mutlu Torun gibi isimlerle çalışmış. Orası enteresan bir topluluk zaten, mesela Kardeş Türküler de oradan çıktı.
Geriye dönüp baktığınızda ne görüyorsunuz? ‘Keşke yapmasaydık’ ya da ‘İyi ki yapmışız’ dediğiniz neler var?
Selim A.: Bu kadar uzun ayrılıklar olmadan devam ettirebilseydik daha güzel yerlere gelebilirdik. Ben kendi adıma İngiltere’ye gitmemiş olmayı tercih ederdim.
Derya K.: Bazı şeyler, öyle olduğu için güzel aslında. Selim’in İngiltere yolculuğu beni gayrete getirdi çünkü o ayrılık daha üretken bir dönemi çağırdı. Ama 1991’deki ayrılıktan sonra, rebetikoyu da içine alan dönem bizi Yeni Türkü’den uzaklaştırdı. Gerçi orada da başka bir kazanım oldu ve Cengiz’in şu anda İncesaz’a ulaşan müziği ortaya çıktı. O dönemi daha bereketli değerlendirebilirdik. Şimdiki bir araya geliş, biraz da bu dönemin intikamı olacak.
Bir araya geldiniz, değil mi? Bundan sonra Yeni Türkü yoluna nasıl devam edecek?
Selim A.: Bir şekilde geldik elbette. Ben grup olarak çalmayı düşünmüyorum aslında. Esas istediğim, kıymetli genç arkadaşları gruba dahil ederek ve onları tıpkı bir atölyedeymişçesine yönlendirerek, ulaştığımız sentezi bugüne aktarmak. Geçmiş deneyimlerimizden de faydalanarak müzik çalışmasının nasıl yapılacağını göstermenin en sağlıklı şey olacağını düşünüyorum.
Derya K.: Büyük bir okul gibi devam edebiliriz aslında olaya... Yeni bir şeyler yapmak bütün dünyada zorlaşıyor çünkü. Arayışımızı yetenekli gençlerle birlikte sürdürmek mümkün.