İsrailli yönetmen Malatyalılarla hemşehri çıktı!

İsrailli yönetmen Malatyalılarla hemşehri çıktı!
İsrailli yönetmen Malatyalılarla hemşehri çıktı!
Malatya Film Festivali'nin keşiflerinden İsrailli genç yönetmen Meni Yaesh'in ilk filmi 'Müfettişler'di. Yaesh'in İstanbul doğumlu dedesi Malatya'da askerlik yapmış
Haber: ELİF TUNCA / Arşivi

3. Malatya Film Festivali’nin en güzel yanı, yeni keşiflere imkan vermesi. Zira özellikle ulusal programdaki filmler daha önce diğer festivallerde gösterildiği için insanın dikkati diğer filmlere yoğunlaşıyor ve buralardan da ilgi çekici hikayeler çıkıyor. Onlardan biri, dedeleri, II. Dünya Savaşı’nda Malatya’da askerlik yapan İsrailli genç yönetmen Meni Yaesh’in ilk filmi ‘Müfettişler’.
Film, üç radikal Yahudi gencin hikayesine odaklanıyor. Gençler, dindar olmayı maalesef filmin orijinal adındaki gibi adeta ‘Tanrı’nın komşusu’ olmakla karıştırıyor. Giyimini açık buldukları bir kızı tehdit ediyor, şabat günü çalışan bir kuaförü taciz ediyor, Araplar’la kavga ediyor; hasılı mahallede terör estiriyorlar! Ta ki gençlerden Avi, bir gün mahalledeki güzel Miri’ye gönlünü kaptırana kadar. Aşk, şiddeti törpülüyor ve Avi, dinin asıl yüzünü keşfetmeye başlıyor.
Meni Yaesh, sorularımızı cevapladı ve tırnak içindeki ifadeleri, okuduğunuz gibi, Türkçe telaffuz etti.

Filmin yarı otobiyografik olduğunu söyledin. Başroldeki Avi’nin bir Türk bağlantısı var. Bunun hikayesi nedir?
Ailem 60 yıl önce İstanbul ’dan Bat Yam’a taşınmış. Çünkü ‘büyükababa’, burada kalırsa annemin bir Müslüman’la evlenmesinden korkmuş. Bu arada babamla tanışıyorlarmış İstanbul’da ve babam, “Sen gidiyorsan ben de gelirim” deyip annemin peşinden İsrail’e gelmiş.

Malatya’dan davet gelince ne hissettin?
“Burada olmaktan gurur duyuyorum” İki dedem de II. Dünya Savaşı’nda burada askerlik yapmış. Demiryollarında çalışmışlar.

Peki filmin hikayesi nasıl oluştu? Senden neler var?

Benim şehrim Bat Yam ve komşusu Yafa’dan bildiğim bir hikaye. Yafa’da Arap ve Yahudiler arasında çatışmalar oluyor, orası karışık bir şehir. Benim şehrim daha rahat. Birkaç Arap aile dışında Yahudiler yaşıyor. Çatışmalarsa gençler arasında oluyor çünkü yaşlıların bir komşuluk hukuku var, birbirlerine saygılılar. Gençler daha heyecanlı ve öfkeli. Bunun üzerine konuşulmalı bence. Ben ailede geleneksel şekilde büyüdüm, dini ağırlıklı bir eğitim sözkonusu değildi, aşırılıklar da yoktu. Zamanla bu aşırılıklar artmaya başladı, benim çevremde arkadaşlarım da etkileniyordu ve ben de gençtim, 20’lerimdeydim. Filmdeki Avi, benim 12 yıl önceki halimi gösteriyor. Arkadaşlarımın grubunda kabullenmek istiyordum; gençlik var, kendini ifade etme, öfkeni dışa vurma ihtiyacı hissediyorsun, klasik şeyler yani ve böylece o radikal tarafa meylettim. Ve evet, filmdeki gibi kavgalar ettim, maalesef. Daha sonraysa şimdiki eşimle tanıştım, filmdeki gibi.

Sinemaya da onunla mı başladın?
Yok ama o, sinema okulunda öğretmenimdi! Ünlü bir yönetmendir, Keren Yedaya, 2004’te Cannes’da altın kamera ödülü aldı. Ve ödül konuşmasında İsrail’deki 6 milyon Filistinli’nin serbest bırakılmasını istedi.

Böyle bir cümleyi yıllar önce olsa kabullenmezdin herhalde?
Evet, tabii ki kesinlikle! İşte Avi’nin aşık olduğu Miri karakterini de filme böyle dahil ettim. Babam der ki ‘aşk hududu yok’.

İsrail’deki radikaller, Avi’nin aşık olup değişmesini eleştirmedi mi?
Ben bu filmi inançlılar ve inançsızlar için yaptım diyorum hep. O insanlar yanlış yolda olduklarının farkında değil. Kendilerini Tanrı adına her şeyi yapabilir sanıyorlar ve bunda hiç kötülük görmüyorlar. Gerçek dindarlarsa, filmdeki din adamı Rabbi gibi, hep sevgi ve diğerini anlamaktan söz eder.

İsrail’deki savaş karşıtlarının hep solcular olduğunu sanıyorduk. Dindar olup da savaşa karşı olanları bilmiyorduk doğrusu.
İşte şimdi biliyorsunuz. İşte sinema bunun için var. Bence sinema, hayattan daha geniş. İsrail’de bile şaşırdılar; “Burada gerçekten böyle insanlar yaşıyor mu?” diye.

Burada da seyirciyi, söyleşide “Okullarda din eğitimi olmalı” diyerek şaşırttın.

Ben de onlara şaşırdım. Niye ki? Anlamadım. İnanç önemlidir, insanı daha iyi hale getirir. Neden okullarda öğretilmesin ki? Dini, kendi yanlış algısıyla yorumlayıp ondan kavga ve nefret anlamı çıkaran yine insanın kendisidir. Ama işte zaten tam da bunun için, dinin doğru algılanması için bence dini eğitim olmalı.

Bu ilk filmin ve biraz kendi hikayeni anlatmak istedin. Peki bundan sonra nasıl bir sinema yapmak istiyorsun?
‘Büyükbaba’ hep Van Damme izlerdi, ben de hayrandım. Aslında okulda keşfettim sinemayı. Tarantino ve Scorsesse’ye hayranım. Bu filmde türler arasında gezmek istedim. Çünkü beni ilk etkileyen filmler böyleydi; ağlardık, gülerdik, heyecanlandırdık. Ve koşer bir film yapmak için bazı şeyleri hep aklımda tuttum; öncelikle seks olmayacaktı! Filmdeki Rabbi aslında çok meşhur bir oyuncuydu ama kendini dine adayıp sinemayı bıraktı. Filmde oynamasını istediğimde “Bir şartla; eğer koşer bir film yaparsan” dedi. “Nasıl yani?” dedim; “Filmde çıplaklık olmayacak, kızla erkek birbirine dokunmayacak bile” dedi. Çok meydan okuyucu bir şey diye düşündüm. Öpüşme sahnelerini çıkardım.