İşsizim, yaşıyorum

İşsizlik, oldum olası Türkiye'nin belli başlı sorunlarından biri. Şimdi de değişen bir şey yok.
Haber: MELİS ÇELEBİ / Arşivi

İşsizlik, oldum olası Türkiye'nin belli başlı sorunlarından biri. Şimdi de değişen bir şey yok. Krizi de hesaba kattığımızda, sahne eskisinden de acıklı. Farklı olan şu günlerde, vasıfsız işçilerden çok 'beyaz yakalılar' denen üniversite mezunlarının işsiz oluşu. Yeni mezunlarsa gerçek hayata gözlerini bir krizle açmanın şokunu yaşıyorlar.
Gazetecisinden reklamcısına, tekstilcisinden bankacısına işini kaybeden binlerce kişinin ortak yanı, alıştıkları ya da arzuladıkları hayat standardından vazgeçmek zorunda kalmaları. Başlarda zorunlu tatil gibi gelen işsiz günler birbirini kovaladıkça, tatil hissinin yerini depresyon alıyor. Bu çalışmayan depresif kitle, şu sıralar Türkiye'nin en büyük sosyal problemi. Şehrin ucuz mekânlarını keşfetseler de, vakitlerinin
çoğu evde geçiyor, çünkü cüzdanları günbegün hafifliyor.
5 milyonluk gezi planı
Kriz patlak vermeden önce, bir tekstil firmasında çalışan 27 yaşındaki Sinem Erkoç, nisanda görevine son verilmesiyle kendini işsizler kervanında buluyor. Önceleri pek farkında olmamasına rağmen, zamanla ne kadar vahim bir durumda olduğunu görüyor. İlk başlarda sabah kalktığında, "Bugün ne yapacaktım, bir şey unuttum mu acaba?" diye düşünmekten kendini alamıyormuş.
Erkoç'un aksine, işini kaybetmiş bir web tasarımcısı olan Mert Başarır, sabahları herkes işe giderken, Rumelihisarı'ndaki Ali Baba çay bahçesine yol aldığını söylüyor. Bunu, işsiz olmanın zevkli taraflarından biri olarak görüyor. Bu, iyimser bir bakış açısı. 26 yaşındaki Başarır, bazen de birkaç arkadaşını toplayıp Kilyos'a gidiyor. Benzin parası sadece 5 milyon TL olduğu halde, önceden düşünüp bütçe ayırması gerekiyor. Vaktinin çoğunu evde geçirdiğinden, internet, TV ve telefonla fazlasıyla sıkı fıkı.
Hayatını renklendiren sayılı şeyden biri olduğu için telefona harcadığı paraya acımıyor. Çoğunlukla arkadaşlarını işyerlerinden arayıp kendisini arattırıyor. Alice adlı yemek kanalını bu dönemde keşfeden
Başarır, öğrendiği yemekleri, ev arkadaşının işten geldiğinde test etmesi için uyguluyor. Böyle ev arkadaşı dostlar başına. MTV ve VH1 ise Alice dışındaki diğer iki kanal. Bunlardan başka DVD'den VCD'ye çekilen filmleri alıp seyrediyor. Sosyalleştiği seyrek zamanlarda, biri ona ne iş yaptığını sorarsa, kibarca "Evde oturuyorum" diyor.
Finans sektöründe çalışırken işten çıkarılan 30 yaşındaki Banu Soysal ise, iş sahibi olduğu zamanlara göre kendini daha yalnız hissediyor, çünkü çalışırken görüştüğü arkadaşları ile artık farklı yaşam tarzları sürüyor. Maddi-manevi, artık onlarla hayatının akışının kesişmediğini ve ancak hafta sonları görüşebildiğini, bunun onu zorunlu bir bireyselliğe ittiğini söylüyor. Belli bir konumdayken işsiz kalmanın çok daha yıpratıcı olduğunu düşünen Soysal, başka bir geliri olmadığından, 10 yıllık birikimini bu bir sene boyunca yaşamını sürdürmek adına harcamış.
Evde çıldırma noktasına geldiğinden, Taksim'deki İstanbul İktisatçılar Derneği'ndeki çalışmalarına ağırlık verip, tahta boyama kursuna gidiyor. İş arama teşebbüsleri, internetteki yenibir.com, kariyer.net, secretcv.com gibi sitelerden olduğu gibi, tanıdıklara da haber salıyor. Bir de önceden burun kıvırdığı iş tekliflerine geri dönüp, teklifi veren şirketlerin nabızlarını yokluyor. Gazetelerin 'iş arayan' ilanlarını hiç ciddiye almıyor, çünkü onlardan asla cevap gelmediği inancında. Haberleri ve gazeteleri takip etmiyor, çünkü zaten bozuk olan moralini daha da bozmak istemiyor.
Bol bol makarna yiyor. Ne de olsa ucuz ve doyurucu bir gıda. Şarap promosyonlarını yakından takip ediyor. Bir ara Migros'daki 2 milyon TL'lik Doluca'nın, Champion SA'da ise Tellibağ adındaki kırmızı şarabın müptelası olmuş. İndirimleri kaçırmıyor. Beymen Casa Club'dan 2 milyon TL'ye aldığı kül tablaları, ona hem marka bir yerden alışveriş edebilmenin hem de bu kadar ucuza çıkabilmenin tatminini yaşatmış. Bütçe kısıtlamasına giderken, tuvalet kâğıtlarını da Akmerkez'in tuvaletlerinden temin etme yolunu seçiyor.
Eminönü'nde Gazi'nin Yeri
Uluslararası bir kuruluşun pazarlama departmanından çıkarılan 27 yaşındaki Metin Ertürk ise işsiz kaldığı ilk 10 gün kendini müthiş bir boşlukta hissettiğini, evden hiç çıkmadığını, geç yatıp geç kalktığını, kendini TV ve içkiye verdiğini söylüyor. Parasız olduğu için, önceleri kendinde dışarıya çıkma hakkını da görmüyormuş. Arkadaşları ona davetiye bulduklarında bile, bu yüzden gitmiyormuş. Sonradan kendini eve kapamanın iyi bir fikir olmadığını fark edip, evinin yakınındaki Bebek Kahve ve Cats&Dogs gibi mekânlara uğramaya başlamış. Taksim'in arka sokaklarındaki, ev yemeği yapan lokantaların ve Cihangir'in Kazancı Yokuşu'ndaki büfelerin müdavimi. Gece hayatında, girişi fahiş fiyatlar olan, 7th House ve Switch gibi club'lara yer yok, daha çok Taksim'de kiliselerde ya da başka mekânlarda verilen ücretsiz gizli partileri tercih ediyor. Kıyafet alışverişini Taksim'deki Aznavur Pasajı içindeki ve Eminönü'ndeki 'Gazi'nin Yeri' gibi ikinci el dükkânlardan yapıyor. Bunun yanında 10 milyon TL'ye kazak ördürüyor.
Müzik alışverişini ise Beyoğlu Atlas Pasajı'ndaki 'Kod' adlı mağazadan yapıyor. Süpermarket alışverişlerinde Gima ve Tansaş'ı tercih ediyor. Buralardan da marka yerine, süpermarketin kendi adı altında ürettiği ürünleri alıyor. Pınar süt 1 milyon 25 bin TL iken, 725 bin TL'lik Tansaş süt içip kâra geçiyor. Billur Tuz yerine Sim Tuz'un, poşet çay yerine demlik poşetin daha hesaplı olduğunu, demlik poşetlerden daha fazla bardak çay çıkıp, 96'lık ekonomik paketlerin ideal olduğunu belirtiyor.
İşsizken hayatını sürdürebilmenin, alışıldık markaları es geçerek mümkün olduğuna inanıyor. Alışveriş arzusunu tatmin etmesinin
yolu Tahtakale'den geçiyor. Ekmek kesme tahtası olsun, denizci feneri olsun, illa ki bir şey alacağı için burası ideal. Çünkü sadece 5 milyon TL harcayarak tüm gününü Tahtakale'de geçirebiliyor.
2.5 milyona sinema keyfi
Pınar Semerci, 27 yaşında ve Türkiye'deki binlerce işsiz gazeteciden biri. Vaktinin çoğunu Mis Sokak'taki Demirkafe ve Cihanbarış gibi yerlerde saatlerce çay içerek ve kendi gibi iş arayan meslektaşlarıyla "Ne olacak bizim halimiz?" diye endişelenerek geçiriyor. Kendi sektöründe iş bulma umudu pek kalmamış. Çok kalifiye işlere de başvuramıyor çünkü çoğu gazeteci gibi her konudan biraz anlamasına karşın, tek bir konuda derin bilgi sahibi değil. Gidip de bir finans kuruluşunda çalışamayacağını, olsa olsa garsonluk ya da tezgâhtarlık yapabileceğini söylüyor. Gönlü pek bundan yana olmasa da mecbur kaldığı için, geçtiğimiz aylarda bir süre için sekreterlik de yapmış. Arkadaşları da aynı durumda. Kimisi Ortaköy'de takı satarken, kimisi bulduğu ufak tefek çevirilerle borçlarını ödemeye çalışıyor. Evini boşaltıp ailesinin yanına taşınanlar da görmezden gelinemeyecek kadar çok. Bu yaştan sonra tekrar okuyup farklı bir meslek sahibi olmak için çok geç olduğu kanısında.
Bunda da çok haksız değil doğrusu. Zaten bugünün Türkiye'sinde ha okumuşsunuz, ha okumamışsınız, pek bir şey fark etmiyor. Bir sürü Boğaziçi mezunu, hatta yurtdışında tahsil görmüş genç kapıda. İyi okumuş olmanız işe alınmama sebebi bile olabiliyor. Özgeçmişinize bakıp, "Bu adam bana fazla" diyen işveren, sizi değerlendirmiyor. Semerci, aylarca alışveriş yapmamış, şimdi de arada bir Beşiktaş'ta cumartesi, Üsküdar'da ise pazar günleri kurulan pazarlara uğruyor. Sinemaya halk günlerinde gidiyor. Moda'daki As Sineması hâlâ 2.5 milyon TL imiş. Normalde hiç yapmayacağı bir şey olan BBG'yi bile izliyor. Karnını doyurmak için bulduğu en hesaplı yol, Moda'daki 'Fatoş'un Yeri'. İster üç, ister beş günlük, kabını kaptığı gibi kepçe kepçe ev yemeklerini doldurtuyor ve birkaç günlük yemek masrafı dört milyon TL'yi aşmıyor.



Kriz sonrası işsizlik
Son bir yılda beyaz yakalı işsiz sayısında yüzde 40'lık bir artış oldu. Elektrik ve elektronik mühendisleri, işsizler ordusu içinde yüzde 14'lük bir artışla başı çekiyor. İstanbul Sanayi Odası'nın Ekonomik Durum Tespiti Raporu'na göre, her yüz çalışandan 8'i işsiz kaldı. Bu, ülkenin çalışan nüfusuna vurulduğunda ise 4 milyonu buluyor. İşini kaybeden bankacıların sayısı 8 bin civarında ama uzmanlar kriz dolayısıyla
sektörde yaşanan yeniden yapılanmayı olumlu bir şey olarak görüyorlar.
Bu durum basın-yayında da aynı. Sebebi kriz öncesi şişirilen kadrolar ve yüksek maaşlar.
Sektör adına iyi, güzel de, sokaktaki bunlarca işsize ne olacak? Yaklaşık 3 bin gazeteci işsiz kaldı.
Buna muhabirler dışında, yıllarını bu mesleğe adamış yazıişleri müdürleri ve köşe yazarları da dahil.