İştah kabartan sergi...

İştah kabartan sergi...
İştah kabartan sergi...

Yonca Saraçoğlu?nun ?Nuh?un Çorbası? adlı heykeli...

'Yemek sadece yemek değildir'i düstur edinmiş 37 sanatçı, yağlı boya, fırça, çamur, negatif kullanarak kurufasulye, sucuklu yumurta, frambuazlı pasta, karnıyarık vs. yaptı. Olaya ölüm kalım, aşk, yaşam cephesinden bakan sanatçıların işlerinden oluşan sergi 'Yemek', 30 Ocak'a kadar Karşı Sanat'ta...
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ - elifturkolmez@gmail.com / Arşivi

M. Orkun Müftüoğlu’nun ‘Kurufasulye’si...

Yemek sadece bir parçalama, bölme, yalayıp yutma, öğütme, sindirme faaliyeti değildir. Fransızların ünlü deyişiyle, mesela, ‘İnsanın yemek yiyişinden nasıl seviştiğini de anlarsınız’... Bana kalırsa insanın yemekle kurduğu ilişki sadece yatakta değil, hayatta nasıl olduğuna dair de bir ton ipucu verir. İştah lütuftur sonra, herkese nasip olmaz. Sartre, iştahlı insanların Tanrı’nın sevdiği çocukları olduğunu söyler. Tanrı sevmediklerinin iştahını alır ilk evvel. Yani ‘Yemek asla sadece yemek değildir’.
İşte şimdi, yemekle kurulan ilişkiyi birkaç öğüne, ezberden tariflere sıkıştıramayan 37 sanatçı, bu aşk ilişkisini tuvale, çamura, negatife ve saydama döktü. Nalan Yırtmaç’tan Hakan Gürsoytrak’a, Şevket Sönmez’den Taner Genç’e 37 sanatçının işi/yemeği 30 Ocak’a kadar Beyoğlu’ndaki Karşı Sanat Çalışmaları’nda. Sergiye katılan sanatçılar, yemek mefhumuna neden kafayı taktıklarını anlattı.    

‘Ortaya Karışık’
Ressam Taner Güven, ‘yemek’ üzerine bir sergi fikrinin Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde hocalık da yapan ressam Yalçın Karayağız’dan çıktığını anlatıyor. Sergide iki heykel, üç fotoğraf, bir seramik, iki video ve 29 resim olmak üzere toplam 37 yapıt var. Konsept olarak böyle bir serginin ilk kez yapıldığını, satışlı bir sergi olması sebebiyle Karşı Sanat için de bunun bir ilk olduğunu anlatıyor. Zira bu mekânda daha önce satışlı bir sergi açılmamış. “Bunu da biz önerdik. Böylelikle galeri de para kazanır ayakta durmak için, sanatçı da kazanır yaşamını sürdürmek için. Öbür türlü herkes birbirini yer, neme lazım... Koleksiyoncuları bekleriz” diyor Güven. Onun işinin adı ‘Ortaya Karışık’. Serginin haline bu isimli bir işin ‘cuk’ oturduğunu düşünüyor.

Zeynep Özdemir’in ‘Karnıyarık’ı...

Kurufasulye ve sanat
Mustafa Orkun Müftüoğlu, Türk mutfağının en bilinen tatlarından kurufasulyeye bir de ‘sanat eseri’ olarak bakmayı denemiş. Her gün de yesek, bir kere durup üzerinde düşünmeyişimizden ilham alıp ‘kurufasulye’nin resmini yapmış. “Yemek üzerine belki de hiç düşünmüyoruz. Sahip olduğumuz anda tüketiyoruz” diyor Müftüoğlu. “Bir yemek için masaya oturursunuz ve yemeye başlarsınız. Uzun bir emek ve süreç geçirip önünüze gelen yemeği sadece yemekle ilgilenirsiniz. Yemek, ‘yemek’ olma sürecine sizinle başlar” diyerek sadece tat ve sunumla ilgilenme meselesinin yanlışlığına dikkat çekiyor. “Her gün tüketilen, yok edilen, çatalla ezilen, hor görülen yemek, bu sergiyle vitrine çıktı. Ben de Türkiye’de en çok bilinen ve tüketilen yemek olan kurufasulyeyle işe başladım. Hepimizin yediği bu yemek ve sergideki diğer yemekler, tabak ya da sofradaki hallerinden farklılaşıp sanat nesnesine ya da ilhamına nasıl dönüştüler acaba? diye sordum” diyor.

Başak Çalışır’dan ‘Patates Kızartması’...

Libido-mide-damak
Şevket Sönmez organik ve inorganik mefhumların yemek kavramıyla bağlantısını ortaya seren bir ‘ara his’ peşinde. “Resimde ne plastik, ne et, ne kemik, ne doğal ne de yapay olan, fakat bunların hepsini çağrıştıran bir imaj peşindeyim. Erimiş PVC gibi malzemelerin yiyeceklerimizle ve organik besinlerin hücresel yapılarıyla örtüşen grafik konumları hep ilgimi çekti. Bunu, günümüzde besinlerdeki yapay kimyasallar ve bunların yarattığı tedirginlikle de alakalı buluyorum. İtici olanla çekici olan, korkutucu olanla lezzetli olan yan yana” diyor.
Resmi, paradokslar üzerine oturan bir soyutlama denemesi ona göre. Yemek bir oyun değil. Arzu mekanizmaları ve libido-mide-damak üçgenini de aşacak biçimde yaşamsal olanla ilgili. Yemek var olmanın koşulu... 

Ertuğrul Doğan’ın ‘Sucuklu Yumurta’sı...

Ölüm kalım meselesi
Ressam Veysel Kurucu yemeğe ‘ölüm kalım’ meselesi olarak bakıyor. “İnsanoğlunun en temel gereksinimlerinden biri yemek. İlk insanların avlanıp karınlarını doyurmak için mağara duvarlarına büyü amaçlı çizdikleri hayvan resimleri de bu ihtiyaçtan... Hayati bir ihtiyaç olmanın yanı sıra yemeğe zamanla farklı anlamlar da yüklenmiş. İnsan yemekle bir anlamda (özne-nesne) bütünleşir; yediğini (nesneyi) kendi parçası haline dönüştürür. Böylece ‘nesne’, ‘özne’leşir. İnsanın var oluşu için bu kadar önemli ve şart olan, insanı hayata bağlayan yemeğin bir sergiye konu olması da aynı derecede önemli” diyor.
Sergide yer alan ‘İmam Bayıldı’ isimli resminde, yemekle birlikte tencerenin kapağına yansıyan figür görüntüsü, resme insanın varlığını sorgulayan bir merkez/temel eleman olarak katılmış. Bu anlatım biçimiyle yaşam ve ölüm duygusu gibi insana özgü temel sorunlara el atmayı denemiş.

‘Nuh’un Çorbası’ ve yiyen-yenilen ilişkisi
Yonca Saraçoğlu sergiye ‘Nuh’un Çorbası’ isimli üç boyutlu bir çalışmayla katılmış. Adından da anlaşılacağı gibi Nuh Tufanı efsanesine atıfta bulunuyor. 
“Yeryüzündeki tüm canlılardan birer çifti, yaptırdığı gemiye alarak dünyayı kaplayan sulardan kurtaran Nuh Peygamber, sular çekilince tüm bu fauna ve flora varlığını karaya çıkartıp büyük besin zincirini yeniden başlatır. Heykelin tasarımındaki, zincirin tepesinde bulunan insan dahil bütün canlıların eninde sonunda diğerlerinin besini olduğu fikri, efsanevi tarihteki bir kırılma ve yeniden başlamaya işaret eden göndermeyle beraber yemek kavramını en geniş anlamına ulaştırıyor” diyor.
Ona göre heykelde, doğa belgesellerinde de gereksizce yakından tanık olduğumuz, milyonlarca yıldır süren bu yeme / yenilme olgusu, gerçek bir tencereden, içindeki rengârenk hayvanlardan, insan ve meyvelerden ibaret sakinleriyle beraber hınzır bir kayıtsızlık, şenlikli bir heyecan ve saldırgan bir neşeyle ortalığa saçılan okyanus rengi çorbayla sembolize ediliyor.
Saraçoğlu’na göre boşluğa dökülen bu form, varlığın tehlikede olduğunu akla getirirken, yaşamın okyanuslarda başladığı anıştırmasını da yapabilir.

Karşı Sanat ‘Yemekteyiz’ ekibi...
Sergide eserleri olan sanatçılar şöyle: Süreyya Acar, Fuat Acaroğlu, Murat Akagündüz, Zeliha Akçaoğlu, Cem Arslan, Antonio Cosentino, Başak Çalışır, Fulya Çetin, Kadir Çıtak, Benal Dikmen, Ali Elmacı, Selçuk Fergökçe, Kamil Fırat, Kader Genç, Hakan Gürsoytrak, Taner Güven, Mustafa Horasan, Murat İrtem, Caner Karavit, Yalçın Karayağız, Hürü Kaya, Huri Kiriş, Temür Köran, Ekin Kurucu, Veysel Kurucu, Mustafa Orkun Müftüoğlu, Nnaco, Ceren Oykut, İrfan Önürmen, Eyüp Öz, Zeynep Özdemir, Nilgün Sabar, A. Yonca Saraçoğlu, Şevket Sönmez, Sevil Tunaboylu, Selahattin Yıldırım, Nalan Yırtmaç...