İstanbul'un balığı biter mi?

İstanbul'un balığı biter mi?
İstanbul'un balığı biter mi?
Fikir Sahibi Damaklar tarafından düzenlenen Lüfer Bayramı'nın 2. gününde 'Profesyonel Balıkçılar Paneli' düzenlendi.
Haber: SERKAN OCAK / Arşivi

Haliç’teki Kadir Has Ünivesitesi’sinde kıyı balıkçıları ve balıkçılar birliğinin cevap aradığı tek bir soru var: İstanbul ’un balığı biter mi? İşte balıkçıların bu soruya verdiği cevaplar...


Kıyı balıkçısı Müfit Çıkrıkoğlu: “Uskumru yok oldu. Palamut var, geçen 7 yılda yıllar yoktu. Eski yıllarda 5 yılda kendini yenileyebiliyordu. Ornikos uluslararası kuruluşlar olmasa hiç kalmayacak. Barbunya tekir, bir yok oluyor, bir geliyor. Kırlangıç yok, pisi bitti. Marmara’nın balığı bitiyor.”


Gırgır Reisi Aydın Purmut: “Denize dökülmemesi gereken eskiden 300 çeşit atık varken, şimdi bu sayı 40’a düşürüldü. Denizlerimiz kirli. İnsan olarak kirli bir yerde yaşamazken, balıkların yaşamasını beklemek çok yanlış. Toplum olarak sorumluluk hepimizin. Denizleri hep birlikte kirletiyoruz. Böyle yaptığımız sürece devam edecek. Suçlu ararsak, çabuk buluruz. Kıyı balıkçısı, gırgırcı... Ancak günah keçisi aramaya gerek yok, hepimizde suç var. Evde yediğimiz yağı lavaboya döküyorsak hepimiz suçluyuz. Ama hiçbir şey için geç değil. Canavar gibi görülen endüstriyel sektör balığın yüzde 95’ini tutuyor.”


Son balığa kadar da bekleyecek miyiz?

 

İstanbul Su Ürünleri Kooperatifleri Bölge Birliği Başkanı Erdoğan Kartal: “İstanbul’da balık hiç bir zaman bitmez. İstanbul’da boğaz var. Balıklar buradan geçiyor. Bitmez ama azalır. Balık stokları dünyada azaldığına göre Türkiye ’de de azalacaktır. Palamutun aşırı olması bizi aldatmasın. Marmara’nın balığı Karadeniz’de yok, Ege’de de yok. Üniversiteler yavru kalkan yetiştirip denize atmasa, kalkan bulma şansımız yok. Ege’de Karadeniz’de biter ancak boğazda en son biter. Son balığa kadar da bekleyecek miyiz? Bugün 34 santim balığa en baba dedik. Ama biz 5 kiloluk kırlangıçları gördük. 34 santimlik balığı kuyruğunda gezdirecek balıkları biliyoruz. 10 yıl önce istavritin boyunu da biliyoruz. Yasal boyu 13 santim. 24 tanesi bir kilo olan baba istavritlerimiz nerede? Bugün bir kilo istavrit 70-80 adet geliyor. Her yıl balık boyları küçülüyor.”

 

Demek ki ben de ağ atmamalıyım!

 

Kıyı balıkçısı Ali Gök: “Seslerimizi duyurmak için epey uğraştık. Geçimimizi lüfer tutarak kazanmaya çalışıyorum. Geçen yıllarda 6.5 metre teknemle evimizi bakacak kadar tutuyordum. Hatta fazlasını kazanıyordum. Şimdi eveme bakacak kadar tutamıyorum. Balığın azalması bizleri mağdur ediyor. Tuzla, şu anda Haliç’in eski halini aldı. Dışarıdan gelen gemiler Avrupa’da kabul edilmeyen her türlü pisliği denize atılarak gemilerin tamiri ve bakımı yaapılıyor. Tuzla Gölü’müz vardı. Tatlısu balığı barındırıyorduk. Kıyı balıkçıları zaten birkaç tür balıktan para kazanıyoruz. Kalkan, lüfer, kırlangıç vs.. İstavritten para kazanmayız. Üfer yok olunca bizler de sıkıntıya düştük. Aşırı ve bilinçsiz avcılık ve denizlerin kirliliği bence balığın tükenmesindemi ana neden. Adalar bölgesini uzatma ağ atmaya kapatmak gerekiyor. Ben de atıyorum ama demek ki benim de atmamak gerekiyor.”

 

Balıkçılar kredilerini ödeyemiyor

 

Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği Başkanı Ramazan Özkaya: “Dünyada insan dışında her canlı azaldı. Balık varlığı 120 milyon tondan 90 milyon tona indi. Aşırı avcılığın yüzde 50’si Akdeniz ülkelerinde yapılıyor. İstanbul şanslı. Balığın göç yolu boğaz olduğu için. Hamsi ve sardayla kendi balığımız. Akdeniz balığının başkalarının yakalaması mümkün değil. Korursak da yakalayacağımız kendi balığımız, korumasak da... Balıkçıların çoğu aldığı krediyi ödeyemeyeceğini beyan etti. “

Kıyı balıkçısı Mahir Ersin: “Amcam anlattı. Boğaza ağ atıyorlarmış zamanında. Yakamozda kılıç atlıyor ve ağa takılıyor. 5 metrelik sandalla avlıyorlar. Ağ içinde balık zıplarken, kılıcı amcamın bacaklarının arasından geçerek tekneye saplanmış. Çiroz tutuyorduk, 7-8 yaşlarımda. En son çirozu 27 Mayıs 1960’ta tuttuk. Paşabahçe’de torik, Çengelköy’de lüfer vardı. Babama torik tuttuktan sonra lüfer tutalım diyordum. Babam hayır, yarın da yiyeceğimiz ekmek kalsın derdi.”