İstanbul'un özünü ararken

İstanbul'un özünü ararken
İstanbul'un özünü ararken

Angelo Bucarelli nin Su. Aşkın Gözyaşları Gibi sergisi farklı materyalleri fotoğrafla birleştiriyor.

Fellini, Lelouche gibi yönetmenlerin asistanlığını da yapan Angelo Bucarelli, bienale paralel bir sergi için İstanbul'da. Bucarelli "İstanbul'un hikâyesi bana dünyanın hikâyesini hatırlattı" diyor.
Haber: HÜLYA AVTAN / Arşivi

Romalı sanatçı Angelo Bucarelli 13. İstanbul Bienali’ne paralel bir sergiye hazırlanıyor. İtalyan Kültür Merkezi’nin katkılarıyla Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda gerçekleşecek serginin küratörü Laura Barreca. Mekâna özgü sanat enstalasyonu ‘Su. Aşkın Gözyaşları Gibi’ sergisi kumaştan nakışa, demirden cama pek çok materyali içeriyor ve bunları fotoğrafla birleştiriyor. İstanbul’a ilk kez 1972’de gelen sanatçı görür görmez şehrin özdeşliğinin anahtarının su olduğunu düşünmüş. Adını tarihçi ve şair Tursun Bey’in yazdığı dizelerden alan serginin mekânı Fatih Sultan Mehmet döneminde yaptırılan, en yüksek kubbeli Küçük Mustafa Paşa Hamamı. “Düşünce olarak su ima eder, taşar, kaçar ve çözünür. Büyütür ve öldürür. Aşkın gözyaşları gibi birleştirir ve ayırır” diyen
Bucarelli ile konuştuk.
Mekân olarak neden ‘Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nı seçtiniz?Ben gösterilerimde hikâyeler anlatırım. Bunlarda hikâyenin bir parçası olabilmek için doğru atmosfere ihtiyaç duyarlar. Hikâyelerim yerel kimlikleri öğrenmeye meraklıdır. Bu yüzden gerçekten yerel olduğunu düşündüğüm şeylerden destek alıyorum, James Hillman’ın deyişiyle güçlü yerel ruhtan. Bir yabancı ya da gezgin olarak İstanbul’u düşündüğümde kimliğinin kaynağı su gibi geliyor. Bu durumda hamamdan daha iyi ne olabilirdi, bilen varsa söylesin! Yeri ararken aklımda hamam ya da başka bir şey olsun gibi bir düşünce yoktu. Fakat doğru mekânı kesin olarak bulacağıma emindim. Mekân şehrin tarihini yaşatmalıydı ve bu yüzden Balat gibi şehrin eski semtlerinden birinde olur diye düşündüm. Anlamlı bir yer olmalıydı. Arkeologlardan da yardım aldım, adım adım araştırdım ve Cibali’ye kadar geldim ve bulduğum en eski Osmanlı hamamlarından biri Küçük Mustafa Paşa Hamamı’ydı.
Mekânları kültürel yolculuk ve rüyalarla birleştirerek oluşturuyorAsunuz, bu sergide neye tanıklık edeceğiz?
Açık yüreklilikle hazırlanmış iki kültür arasındaki yolculuğa. Kavramlara ve görsellere siz de dahil olabileceksiniz. Algılarınız ve bildikleriniz rüyalarınızla iç içe geçecek.
Çalışmanızın amacı nedir peki?
Çalışmamda insan kimliğinin karışık dünyasını ve iletişim kurmanın ilkel içgüdüsünü araştırıyorum. Amacım kelimeleri ayırıp anlamalarının ve deneyimlerinin derinlerine girebilmek.
İstanbul’un ana maddesini tanımlayacak olsanız neyi seçerdiniz?
Marmara’dan Karadeniz’e, Haliç’e, Boğaz’a dek uzanan sular ve tüm mahzenler.
İstanbul’da sizi en çok etkileyen mekân neresi peki?
Boğaz diyebilirim. Bitmeyen hareket, renkleri… Boğaz olmadan İstanbul’u hayal bile edemiyorum.
İstanbul’un hikâyesini okuduğunuzda ne hissettiniz?
Dünyanın hikâyesini okumuş gibi oldum. Baştan aşağı sonsuz bir kimlik araştırması ve sonucunda barış ve sivil gelişimin dengesinin garantisi.
Dil çalışmalarınızın önemli bir parçası. İstanbul’un dilini nasıl yakaladınız?
Benim işlerim iletişimle beraber hareket ediyor. Aristoteles “insan sosyal bir hayvandır” der. Yani en başında var olan içgüdü, hem kendini koruma ve belki de çatışmalardan kaçabilmek için iletişim. Ancak kişisel değerlerimizi biliyorsak iletişim kurabiliriz. Kelimeler muazzam tuğlalar gibidir. Bu yüzden çeşitli köşe başlarını ve önemli noktaları gözlemledim özellikle. Dil de bunlardan bir tanesi. İstanbul’un dilinin içine girerken anahtar sözcük olarak ‘Su’yu kullandım. Çünkü su, zihnimdeki İstanbul algısının somutlaşmış haliydi.
Sergi 15 Eylül -13 Ekim arasında ziyaret edilebilir.

Bucarelli hakkında

Heykel, fotoğraf, kavramsal sanat, sinema , grafik gibi pek çok alanda çalışmalar yürüten Angelo Bucarelli ,Claude Lelouche ve Federico Fellini’nin asistanlığını yaptı. Ardından ilk kişisel sergisini Pan di Carola Barbato’da açan sanatçı sanat kataloğu ve görsel kitaplar da yayımladı. Bu sergiler sonrası New York’a taşınan sanatçı, burada yayımlanan sanat dergisi Artforum International’ın da sanat yönetmenliğini yaptı. 2000’lerden beri kelimenin izolasyonu ve görsel etkilerine yoğunlaşan sanatçı özdeşlik ve kelimenin gücü ile oynayan üç boyutlu çalışmalar gerçekleştiriyor.