İşte o ses Tanita Tikaram

İşte o ses Tanita Tikaram
İşte o ses Tanita Tikaram
Tanita Tikaram, 1988'de tüm dünyada popüler olduğunda 17 yaşındaydı. Şimdi 44 yaşında olduğuna inanmak güç. İstanbul'da sahneye çıkan Tikaram, "Artık 'Twist In My Sobriety' gibi bir şarkı yazabileceğimi pek sanmıyorum" diyor.
Haber: Umut Eroğlu / Arşivi

Ya çok genç ya çocuktuk. Kadın mı erkek mi, şaşkınlığa düşüren derin bir ses radyolarda durmadan o gizemli ve büyüleyici şarkıyı söylüyordu. ‘Twist in My Sobriety’ şarkısıyla Tanita Tikaram, ‘88 yılında dünya çapında hatırı sayılır şöhrete kavuştuğunda topu topu 17 yaşındaydı. Şimdi karşımda oturan kadının 44 yaşında olduğuna inanmak güç, 27’sinden bir fazla göstermediğine neyse ki tek şahit değilim. Malezya, Fiji melezi suretinin Kızılderili gözlerinde buğulu bir zekâ pırıltısı, omuzlarında tevazu ve utangaç elleriyle bambaşka bir coğrafyanın kadını. İngiliz aksanıyla konuşmaya başladığında aklımdan tek şey geçiyor: “İşte o ses...” Neşeli, yılların götürmediği çocuksu şaşkınlığıyla kahkaha atmayı pek seviyor, ciddi ciddi anlattığında ise kadın karizması nasıl olurmuş anlıyorsunuz.
25 yılda 9 albüm piyasaya süren Tanita Tikaram, geçen yıl ‘Can’t Go Back’ albümü ile iyi bir dönüş yaptı. Önceki akşam Ghetto’da Efes Pilsen desteğiyle sahne alan Tikaram, mekânın iki katını da doldurdu. Ufak tefek bir kadın sahnede nasıl dev olur gördük. Duvarlara yansıtılan canlı silueti ise bir sanat işi gibiydi. Kendine has salınmasıyla en güzel şarkılarını çalan Tanita’ya kimseler doyamadı, iki kez bis yaptı. ‘Twist in My Sobriety’yi hep bir ağızdan, doğrusu gırtlaktan, ne kadar pes olabilirsek öyle söyledik. Tekrar geleceğinin sözünü de dışarıda seyircilerle kucaklaşırken işittik... 

Son albümden bu yana 8 yıl geçti. Duyduğuma göre zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişsiniz bile... 
Birileri söyleyene kadar gerçekten de fark etmedim zamanın nasıl geçtiğini. Aslında şarkılar yazılmıştı ama nasıl kaydedeceğimi bilmiyordum. Yeni albümde bir ilerleme yapmam, bir ‘groove’ yakalamam gerektiğini hissediyordum. Öncekilerde pek yapmadığım bir şeydi. Elektronik bir albüm mü yapmalıydım yoksa stüdyoda uzun zaman mı geçirmeliydim emin değildim. Albümün prodüktörü Paul Bryan, en iyi müzisyenlerle çalışarak ‘canlı’ hissine sahip bir albüm olması gerektiğini düşündü. 

Aradan yıllar geçti ve albümün ismi ‘Can’t Go Back’ (Geri Dönemem) oldu, esprili biraz... 

Aslında aklımdaki ilk isim ‘Keep It Real’dı. Herkes “Yapamazsın, sen rap’çi değilsin” dedi. ‘Pounds’ koymayı düşündüm, ondan da sadece edebiyatseverler hoşlandı, müzisyenler sevmedi. Çamaşır tozu reklamı gibi dediler. Üçüncü seçenek ‘Can’t Go Back’ oldu. Yalın, şiirsel, belirsiz bir isim, müzik hakkında bir şey söylemiyor. Ayrıca güzel bir şarkı. 

Neticede tarzı değiştirmeden yeni bir biçimle döndünüz. Prodüksiyon sürecini anlatır mısınız? 
Albüm çok hızlı kaydedildi. Los Angeles’ta eski bir stüdyoda kaydettik, o yüzden sıcak bir sound’u var. Müzisyenlerle bir araya gelene kadar hiç çalmamıştım. Hepsi üst düzey isimler, BB. King, Elton John’la çalışmışlar. Amerikalı müzisyenler gerçekten çok profesyonel. Çaldıkları anda özel bir tını doğuyor ve bununla kolayca ünlü olabilirsin! Dengeliler, o tınının en iyi taraflarını alıp senin karakterine uydurabiliyorlar. Bizim kimyamız da hemen uyuştu, çok cömert ve açıklardı. Bu uyumu yakalamasak kâbus olurdu. 

‘Can’t Go Back’i yeni keşiflere yönelen bir olgunluk dönemi albümü gibi duyuyorum, siz nasıl tanımlardınız? 

Harika! Mükemmel tanımladın, bence de öyle. Hep aynı yerlerde dolanan bir albüm olsun istemedim. İlerlesin, yeniliklere açık olsun istedim. 

Albümdeki favorim, ‘Rock & Roll’. Yıldırım aşkına tutuldum diyebilirim, nasıl çıktı bu parça ortaya? 
Hiç planlamamıştık. Gitarist Mark Creswell akort yapıyordu, ben de beklerken piyanoda bir riff çaldım. “Hey, bundan parça olur, olmaz mı?” dedim. Sanki rock’n roll gibiydi. Üstüne bildiğin sözleri söylemeye başladım ve oluverdi! 

Genç yaşta dünya çapında üne kavuştunuz, müziğinizle öne çıktınız. Bugünlerde Justin Bieber’lar çok ünleniyor ama şöhretin müzikle pek ilgisi yok gibi... 
Pantolonuyla ilgili değil mi? (kahkaha atıyor). Pardon, dağıldım. En iyi arkadaşımın kızı da Bieber hayranıdır bu arada. Aslında söylediğinden tam emin eğilim, formüle edilmiş yıldızların yanı sıra 16-17 yaşında çok ilginç müzikler çıkaran gruplar, müzisyenler de görüyorum. Ana akımda değiller belki ama iyiler. Belirli bir ‘genç insan’ imajının bombardımanı altında olduğumuz için görünmüyorlar sadece. Çünkü müzik endüstrisi şu sıralar sadece popülerliğe karşılık vererek ilerliyor, yaratıcılıkla değil. Hepsi de öyle değil; Adele’e bak mesela, formüle edilmiş bir tarafı yok, çok ünlü ve bir o kadar gerçek. 

Müzik dünyasının en karizmatik kadın seslerinden birine sahipsiniz. O havayı korumak için hep pes tonda mı söylemek gerekiyor? 
Çok teşekkür ederim, mutlu oldum. Aslında sesi sağlıklı tutmak için tiz notaları da söylemen gerekir. Kalabalığın içinde belki bunu pek yapmıyorum ama evde yapıyorum. Şarkılar da tiz söylememi gerektirmiyor. Aslında sürekli pes söylemek zordur, fazla pese kaçabilirsin ve sonunda bir bakmışsın ki hiçbir şey söylemiyorsun (gülüyor). 

Türkiye ’de ‘Twist In My Sobriety’ ile tanınıyorsunuz, hikâyesine değinir misiniz? 
Gizemli bir şarkıdır ve güzelliği de gizemindedir. 17 yaşındaydım, fazlasıyla ‘teenage’ ama çok da zengin bir şarkıydı. Şimdi öyle bir şarkı yazabileceğimi pek sanmıyorum. Kitapları seven, olaylara biraz kötümser bakan hassas bir çocuğun şarkısı o. 

İstanbul ’u sevdiniz mi? 

Kesinlikle, tekrar tekrar gelmek istiyorum. Harika, ‘groovy’ bir şehir!