İşte size gerçek bir 'Soygun' filmi

İşte size gerçek bir 'Soygun' filmi
İşte size gerçek bir 'Soygun' filmi

Filmin oyuncuları arasında Burak Sergen de var.

'Sultanın Sırrı', 4 milyon TL'ye mal olmuş gerçek bir zırvalık. Bu filme para kaptıranları bir an önce bulup tebrik etmemiz, bir vicdan borcu.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Sultanın Sırrı
Yönetmen: Hakan Şahin
Senaryo: Ömer Erbil
Oyuncular: Mark Dacascos, Zeynep Beşerler, Burak Sergen, Sinan Albayrak, Başak Daşman
Türkiye , 2010, 110 dk.


İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında desteklenen filmler, art arda ‘görücü’ye çıkıyor. Bu ‘seri’ içinde yer alan yapımlardan ‘Mahpeyker’i Eylül başında izlemiştik, bu haftanın mönüsünde ise ‘Sultanın Sırrı’ ve ‘Şenlikname’ var. ‘Şenlikname’yi görmedim ama ‘Sultanın Sırrı’, açık ara sezonun en kötü filmi görünümünde. Yönetmenliğini Hakan Şahin’in üstlendiği yapım, hem sinematografik, hem de ideolojik anlamda tam bir safsata.
Önce hikâye: Sultan Abdülhamid’in en büyük ‘erdemlerinden’ biri, Musul ve Kerkük’teki petrol yataklarını keşfidir ve bir Alman mühendise yaptırdığı haritayla adeta geleceği görmüştür. Görev yeri Kerkük’ken, böylesi bir haritanın varlığından haberdar olan Amerikalı bir profesör (ki aslında kendisi ajandır), “Araştırma yapıyorum” kisvesi altında Topkapı Sarayı Müzesi’nden söz konusu haritayı almak için harekete geçer. Tam bir Oryantalist olan ve üstelik bilgisinin yanı sıra eli silah da tutabilen müze müdürü, hemen refleks gösterir ve bu ‘Hain’ Amerikalıyı engellemek için harekete geçer. Lakin, annesinin kendisine ‘gelin namzeti’ olarak gördüğü yardımcısı ise tam bir Batı hayranıdır ve emellerine ulaşmak için (emeli de koltuğuna oturmaktır) gerektiğinde ‘Elin gavuru’yla yatar. Yani Amerikalı profesörle birlikte olur. Sonuç? İçinde haritanın da bulunduğu ‘Kutsal emanet’, önce profesör ve kötü niyetli ortağının eline geçer ama sağolsun Sultan Abdülhamid, zaten zamanında önlemini çoktan almıştır… 

Sözde ‘Da Vinci’ iddiası
‘Çakma Kurtlar Vadisi’ gibi takılan ‘Sultanın Sırrı’, her şeyiyle taraflı, özensiz ve uyduruk bir senaryoya sahip. Birçok sahnesi itibarıyla da ‘ZAZ filmleri’ gibi akla hayale gelmedik saçmalıklar içeriyor. Lakin kötü olan şu; bütün bu sahneler, büyük bir ciddiyetle çekilmiş. İşin içine ‘Opus Dei’ de katılarak, ‘Sözde Da Vinci’nin Şifresi’ olunmaya soyunulmuş ama ortaya çıkan şey, ‘sakillik’ten öteye gidememiş. Sahi, her türlü meselenin uydu görüntüleri ya da topraktan alınan örneklerle halledildiği ‘post-modernist’ bir dünyada, Amerikalı bir profesör ve CIA ajanı ortağı, neden 100 küsur yıl önceki bir haritadan medet umarlar, merak ettim. Batı’yı kötülemek için ‘Define arayıcısı’ tiplemesine kadar mı düştük yani?
Filmin akla zarar bölümlerine gelince; mesela müze müdürünün bir ‘kankası’ var; babası anladığım kadarıyla ‘Tarikat şeyhi’, ama MİT Genel Sekreteri gibi davranıyor. ‘Kanka’ da hem dert ortağı (müdürün ‘Ermeni’ bir sevgilisi var ve araları ‘limoni’, sevgilinin ‘Ermeni’ olması da sanırım, ‘Çokkültürlüyüz, mozaiğiyiz’ kalkanına sığınmak için düşünülmüş, lakin kızcağızın babası geçmişi kötü bir ‘Ermeni’), hem de gerektiğinde Musul-Kerkük hattında ‘Hain’ öldürmede acayip maharetli.
Bu arada Amerikalı profesör şöyle tanımlanıyor: “Ajanların aksanı çok iyi olur,. Lawrence gibi.” Breh breh, bu ne büyük analiz, bu ne muhteşem çözümleme… Bu arada hikâye, bu coğrafyanın en büyük ‘zaaflarından’ birine de parmak basıyor; müzedeki güvenlikçi, turist bir kadın görünce, hemen uçkuru çözüveriyor. Giriş sekansındaki ‘Messi’ formalı Kürt çocuğun, hain emeller için kullanılmanın ardından, İstanbul’da bir başka ‘Messi’ formalı çocuğa rastlamamız ise, eleştirmenler için yapılan ön gösterimde şöylesi bir noktaya taşıdı bizi: “Messiler ölmez…”
Filmin fikir ve aksiyon adamı müze müdürü rolünde Sinan Albayrak var. Kendisini en son ‘Eşrefpaşalılar’ın imamı olarak izlemiştik. Semih ve Burak Sergen’ler, baba-oğulu oynuyor. Mark Dacossos ve Emanuel Bettencourt, tıpkı ‘Kurtlar Vadisi-Irak’ın Billy Zane’i gibi filmin ‘İliştirilmiş’ Batılılarını canlandırıyor. Ama benim kadro içinde en çok üzüldüğüm isim Şerif Sezer oldu. Tabii ki kendi tercihidir ama ‘Yol’da oynamış bir değer, bu kadar kötü bir proje içinde yer almamalıydı diye düşündüm, film boyunca. 

Sorumluları bir öğrensek
Toparlarsak, evet ‘Mahpeyker’ de iyi bir film değildi ama orada son derece iyi bir malzemenin üstesinden gelinememişlik vardı. ‘Sultanın Sırrı’ izledikten sonra 4 milyon liralık bütçesini duyunca, kusura bakmayın ama ahlaki açıdan kendimi bu benzetmeye yapmak zorunda hissettim: Filmin konusu ‘Soygun’ esprisi üzerine kurulmuş, lakin böyle bir film için 4 milyon TL’lik bütçe istemek gerçek bir ‘Soygun’ olmuş. Sorumluları kim bilmiyorum ama umarım bu lekeyi temizleyecek birileri ortaya çıkar...