İstisnai bir Monet sergisi

İstisnai bir Monet sergisi
İstisnai bir Monet sergisi
Nilüferler, salkımsöğütler avangartla nasıl kesişir? Cevap, Sakıp Sabancı Müzesi'nin İstanbul'a getirdiği 38 Monet başyapıtında. Sergi, zamanının tutucularının hedefindeki ressamın moderne yolu nasıl açtığını da gösteriyor
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

İsim zaten yeterince yüklü. Ancak Sakıp Sabancı Müzesi’nde bugün açılan ‘Monet’nin Bahçesi’, empresyonizmin öncülerinden biri olan isim sahibinin arkasına saklanmaktan da fazlasını yapıyor. Bir Monet eserini fırça darbeleriyle, renk oyunlarıyla canlı kanlı izleyiciye sunabilme başarısının da ötesinde onu modernizme giden yol üzerinde konumlayan bir sergilemeye ev sahipliği yapıyor.
‘Monet’nin Bahçesi’nde Fransa’da yüzyıl dönümünün önemli olaylarıyla Monet’nin hayatındaki dönüm noktalarını bir araya getiren kronolojik şema koridoru ve dev ekranlardan gösterilen ‘Giverny Bahçesi’ videosuyla, zamanın bohem yaşamında kilit isimlerden biri olan sanatçıya dair daha da genel bir perspektif sağlıyor izleyene. Ziyaretçilerini ‘Empresyonizmin yaratıcısı İstanbul ’da’ ibaresiyle karşılayan sergi büyük oranda, Fransız sanatçının Paris’e 80 km mesafede Giverny Köyü’ndeki ünlü evi ve bahçesinden esinlendiği resimlerden, doğa ve manzara betimlemelerinden oluşuyor. Sanatçının 1883’te kiracı olarak taşınıp 1890’da satın aldığı ve bahçesini de kendisinin düzenlediği Giverny evi, modern sanat tarihinde de miladi bir öneme sahip. Monet’nin 15 sene içinde mükemmelleştirdiği bahçe, onun dönemin kurumsal sanat anlayışına karşı köktenci doğa görüşünü hayata geçirmek için oluşturduğu bir eser aslında.

Doğaya ilk adım
Monet’nin insan figürünü çalıştığı ender tablolardan olan çocukları ve ilk eşi, Claude Monet’nin portreleri ve çağdaşı Renoir tarafından yapılmış bir Monet portresi de sergi kapsamında. Monet’yle özdeşleştirilen ‘Nilüferler’, ‘Salkımsöğüt’ ve ‘Japon Köprüsü’ ve diğerleri ise müzenin dört odasında izleyenleri bekliyor. Serginin küratörü Marianne Matthieu, aynı zamanda dünyanın en büyük Monet koleksiyonuna sahip Marmottan Monet Müzesi’nin de küratörü. Matthieu, müze koleksiyonunun neredeyse yarısının İstanbul’a getirildiğini, dolayısıyla Sakıp Sabancı Müzesi’nin Marmottan Monet harici en büyük Monet sergilerinden birine ev sahipliği yaptığını söylüyor. Yani ‘Monet’nin Bahçesi’, sadece Sakıp Sabancı Müzesi’nin 10’uncu yılına esaslı bir giriş değil, aynı zamanda dünya çapında da öneme sahip bir etkinlik.
İkinci odada, 1875 tarihli ‘Argenteuil Yakınlarında Yürüyüş’le, Monet’nin doğasına ilk adımımızı atıyoruz. Ressamın paleti, ‘çalışma gözlükleri’ ve piposunun sergilendiği bir camekânın karşısına yerleştirilmiş tablo, onun Paris’ten kırlara geçiş yaptığı, Giverny öncesi yaşadığı Porte Saint – Denis’teki Aubrey evinde geçirdiği zamanlardan. Eserde (büyük ihtimalle) ona modellik yapan, o dönemdeki sevgilisi Camille Doncieux ve oğulları Jean, doğanın içine erir. La Grande Jatte Adası’nda yaptığı 1878 tarihli ‘Dalların Arasından İlkbahar’da da bu sefer kasabanın ana hatları doğanın hareketiyle bütünleşir. Ressamın deniz tutkusunu ve giderek yoğunluğunu hissettiren, ışığın su üzerindeki etkisine yönelik ilgisini ise ‘Pourville Kumsalı, Günbatımı’, ‘Yelkenli, Akşam Etkisi’, favori temalarından falezleri yansıtan ‘Batı Falezi ve Porte D’Amont’, ‘Porte Villez’de Sen Nehri, Pembe Etki’, ‘Porte-Villez…Akşam Etkisi’ tablolarında görmek mümkün. İsimlerdeki zaman vurgusundan da anlaşılacağı üzere gökyüzünün günün farklı saatlerinde değişen renkleri, bu tabloları şekillendiren unsurlardan.
Monet, Giverny Bahçesi’nde botanikçilerin yardımıyla bir çiçek ve bitki çeşitliliği yaratır, melez türlere hayat verir ve bu düzenlemeleri tekrar tuvale aktararak “iki kere eser ortaya çıkartır”. Birinci Dünya Savaşı sırasında ısrarla çizdiği ama duyarsızlığı değil “ölüm karşısında yaşam” arzusunu tuvale aktardığı nilüfer, salkımsöğüt betimlemeleri, ‘Monet Bahçesi’nin en merakla beklenen unsurlarından kuşkusuz. Sanatçının ‘Grande Decorations / Büyük Dekorasyonlar’ olarak tanımladığı ve olgunluk dönemine işaret eden, ‘Monet’nin Bahçesi’ için de ‘istisnai bir şekilde’ Türkiye ’ye getirilen büyük tabloları, onu 20’nci yüzyıl modernizmine bağlayan noktalardan biri. Bu resimlerin merkezinde suya yansıyan ışık, birebir tasvirdense anlık algıya odaklanmak var.
Monet’nin ‘Grande Decorations’ döneminin sonlarına doğru etkisini gösteren katarakt hastalığı ise sanat tarihinde bir başka ilgi çekici hikâye. Kataraktının ilerlediği dönemlerde de algıladığını resmeden Monet, ameliyat olup iyileştikten sonra da renklerin birbirinin içine geçtiği bu tabloların otantik yönlerini önemseyip elinde tutar. Beğenmediği eserlerini yakmasıyla ünlü ressam için beklenmedik bu davranış, katarakt dönemi eserlerinin 20’nci yüzyılın ikinci yarısında tekrar keşfedilmesine ve dönemin avangart sanatçılarına ilham vermesine vesile olur. Bu dönemden önemli eserlerinin de yer verildiği ‘Monet’nin Bahçesi’ sergisinde ressamın bildik natürmort algısını altüst eden ‘çiçek portreleri’, Japon sanatına ilgisini yansıtarak Giverny Bahçesi’nde uzun uğraşlar sonucu hayata geçirdiği Japon Köprüsü’nün odakta olduğu tabloları da yer alıyor. Sanat tarihine yön veren isimlerden birinin ayrıntılı bir dökümünü sunan ‘Monet’nin Bahçesi’ 6 Ocak’a kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde.