İsyanın 40 yıllık sesi

İsyanın 40 yıllık sesi
İsyanın 40 yıllık sesi
Selda Bağcan müzik yaşamındaki 40'ncı yılını '40 Yılın 40 Şarkısı' adlı çifte CD'li bir albümle kutlayacak. "Sesim dünyadaki, Türkiye'deki adaletsizliğe isyan, içim dolup taşıyor ve böyle fışkırıyor" diyen Bağcan ile müziğinden, dünün ve bugünün politik gündemine uzanan bir sohbette buluştuk...
Haber: NAZAN ÖZCAN - nazan.ozcan@radikal.com.tr / Arşivi

“30-40 hit yapmışım, 400 şarkı söylemişim şimdiye kadar.” Selda Bağcan, o yüzden 40’ıncı yılını gani gani kutlama hakkına sahip. Onun kutlaması, ‘40 Yılın 40 Şarkısı’ isimli çift CD ile olacak. 20’si hit olan şarkılar, 20’si kendi için önemli olanlar. Öte yandan bununla beraber, ünlü şarkıcıların Selda Bağcan’la yaptığı düetlerden oluşan bir albüm hazırlığına da devam ediyor. 40’ıncı yılını kutlarken, biz de olmasaydık, eksik kalırdık. Küçük bir not daha: Selda Bağcan’ın ‘İnce İnce’ şarkısını, -ona çaktırmadan da olsa- alıp düet yapan Mos Def de bu aralar konser için memlekete geliyor. Buluşurlar mı bilinmez ama Antony and the Johnsons’ın Antony Hegarty’siyle kısmetse buluşurlarsa, kesin orada olacağız.

Bir sürü insan sizin Sivaslı olduğunuzu sanıyor ama siz Manisalısınız.

Evet, beni hep Sivaslı sanırlar, çünkü çıkış şarkım, 71’de ‘Sivas Ellerinde Sazım Çalınır’. İnsanlar da ya Sivas ya Tuncelili diyor, kesin Alevi, kesin Kürt. İkisi de değil. Muğla’da doğmuşum, bir yaşında Van’a gitmişim, babam ölünce 1957’de Ankara ’ya gelmişiz, çocukluğum yedi-sekiz sene Van’da geçti. O Doğu havası oradan geliyor.


Türkülerle bağınız ordan mı geliyor ama bir taraftan da ağabeylerinizin Ankara’da gece kulübü varmış.
Hepsinde müzisyenlik var, babadan geçme. Babam mandolinle başlattı bizi, mandolin de gâvur sazı, İtalyan halk sazı. Gittiğimiz her yerde babam çok popüler olurdu, orkestra filan kurardı, bizi de kaç defa sinemalarda sahneye çıkarmıştır mandolinle. Üniversitede tanıştım türkülerle, 68’in heyecanıyla. Abimlerin Beethoven isminde bir gece kulübü vardı, çok nezihti. Barış Manço, Cem Karaca, Esin Afşar, Ayla Dikmen, Fikret Kızılok hepsi çalıştı orada. Ben de ‘Kâtip Arzuhalim’i falan söylüyordum. İkinci sınıftayım, 68’de çok büyük bir heyecan dalgası sardı. 68 kuşağındaki heyecanı şimdi Gezi’deki gençlerde görüyorum.

Nasıl bir benzerlik, çünkü bir sürü insan da benzerliğin olmadığını da söylüyor.
Politik olarak olmayabilir ama müthiş bir heyecan var, benzerlik o heyecan! Düzene baş kaldırıyorlar. Politik değiller diye de küçümsemeyelim, herkes çok politik olmak zorunda değil ama yaşamı algılamışlar, bu iyi bir şey. Nasıl yaşamak istediklerini biliyorlar ve çok büyük cesaret gösterdiler.

Siz burada mıydınız?
Belçika’da bir konserdeydim. Altı çocuk öldü. Altı çocuk, altı anne! Ali İsmail’i nasıl öldürdüler döve döve, ah benim canım! Ve insan biraz üzülür, hiçbir üzüntü yok. Tam tersine bu insanlara katli vacip gözüyle bakıyorlar.

68’i gören, 80’i yaşayan biri olarak ne diyorsunuz şimdiki duruma?
Şimdi daha fena bir baskı var. Çünkü şimdi iftira var, o zaman yoktu.

Nasıl iftira var?
12 Eylül’de hapse girdim ama bana iftira atılmamıştı. Almanya’da bir yürüyüşe katıldığım söyleniyor ama Türkiye ’deyim o sırada. MİT iyi çalışmamış! Sonra beni yurda dön çağrısına kattılar, e bir araştırsana bu sanatçı nerede? İftira atılmadı, yanlışlık yapılmıştı. Şimdi göz göre göre iftira atıyorlar insanlara, odur beni ürküten. Şimdi bir subayın telefonunu şunlar geldi diyorlar, sehven geldi diyorlar, birilerinin evini ararken eroin koyuyorlar.

Dürüst çatışmıyorlar yani.
Özellikle subaylara yapılan iftiralar korkunç. 2003’teki bir CD’den bahsediyorlar ama 2006’da hazırlanmış CD. Olmadık deliller üretiyorlar. Yarın benim başıma gelmeyeceğini nasıl bileceğim? Demokrasi diyorlar da bir ileri iki geri... Bence demokratikleşme filan yok, zorba bir iktidar var.

80’lerde şarkılarınıza yasak vardı, şimdi yok ama.
Ben işimi hep yaptım, kolay ya da zor. TRT’nin yasağı 22 sene sürdü. İşimi zorlaştırdı tabii, herkes çok ünlü oldu, ben kenarda kaldım. Yani diğerleri kadar popüler olamadım ama halk sahip çıktı.

Subaylar dediniz, Ergenekon sürekli tartışılan bir dava.
Ergenekon diye bir örgüt yok bence, uydurma. Birtakım olaylar var elbette, faili meçhuller var, Kürtlere kalırsa 17 bin, devlete kalırsa 2 bin. Ama bunlar o dedikleri Ergenekon’un yaptığı bir şey değil ki. Ergenekon’dan ceza yiyenler arasında sadece 9-10 kişi var faili meçhullerle falan ilgili olan. Alparslan Aslan mesela. Şimdi bu adam ceza alsın tabii ama diğer toplulukla ne ilgisi var? Hiçbir şey açığa çıkmadı, tam tersine gene kapattılar.

12 Eylül yargılaması peki?
İki yaşlı generalin, üstelik cezai ehliyetleri olmayan iki kişinin üstüne yıkmaya çalışıyorlar 12 Eylül’ü. Tamamen soytarılık! Siz onları yargılamayın, onlar anayasal görevlerini yaptılar.

Nasıl anayasal görev!
Anayasada korumakla yükümlüler çünkü. Ama o dönemin gerek askeri gerek sivil bürokrasisi insanlara işkence yaptı, isimleri belli. Onları yargılasanıza, işkenceci onlar. Kenan Evren bizzat işkence yapın dememiştir, biliyordur ve göz yumuyordur ama. Sen darbeyi yapamamış olanı yargılıyorsun da şimdi, işkence yapanları neden yargılamıyorsun? Şimdi 28 Şubat’ı yargılayacaklar, e sen 12 Eylül’de zulüm yapanlara neden ulaşamıyorsun? Mesela Nuh Mete Yüksel, beni tutuklamıştı 12 Eylül’de, şimdi demokrasi havarisi olarak dolaşıyor ortalıkta. Suphi Dönmezer, aleyhimizde bilirkişi raporu yazmıştı. Herkesi tek başına içeri tıktıran, yakan adamdır o. Sen koca profesörsün, nasıl yazarsın komünizm propagandası yapmaktan diye. Öyle de bir rejim var! Ölmeden önce demokrasi havarisi olarak televizyonları dolaştı o da.

Ne hissetmiştiniz?
Yüzlerine tükürmeyi tabii. Bu sahte demokrasi havarilerini görünce televizyona terlik fırlatmak istiyorum.

12 Eylül için anayasal haktı diyorsunuz, Ergenekon’daki subaylara haklıksız ediliyor diyorsunuz, ama şu çıkar ortaya: Selda Bağcan darbeyi destekliyor.
Dediğim şey darbeyi onayladığım anlamına gelmez. Tamam ordunun vesayetini kaldırın, ama insanlara iftira atarak, subayları senelerce hapse mahkum ederek olmaz, böyle bir vicdan var mı? Yapamadılar, düşünce suçunda kalır en fazla. Düşünce suçu yok diyorsun, bu nasıl bir aymazlık! Şaşırdığımı da şu: Mesela bu Gezi parkı eylemlerine gelinceye kadar bunların sadece aileleri toplanıp tepki verdi. Koskoca Türkiye, nerdesiniz yahu? Ne zaman ki, içki yasağı geldi, herkes hopladı. Şunu da söyleyeyim, içki yasağını son derece doğru buluyorum. Fakat iktidar bunu yaparken, nerede duracağını bilmiyoruz ki! Tamam bugün zaptu rapt altına aldın içkiyi, peki ya bir adım sonrasında içkiyi yasaklarsan Suudi Arabistan’daki gibi? Ya da İran’daki gibi ahlak polisinden korktu insanlar. Ama çok geç kaldılar. İktidar adım adım gidiyor. Bütün dertleri şeriatı getirmek.


Buna gerçekten inanıyor musunuz?

Kesin. Tek amaçları bu. Tamam ben de plajlarda sahillerde içki içilmesini istemiyorum ben de.

İçki düşmanı mısınız?

Düşman değilim, arada içerim de, sahilde plajda bira içenler son derece rahatsız ediyor beni, ortalık yerde tahammülüm yok!

Konuşmalarınızı yan yana koyduğumuzda bir 'ulusalcı ' durumu çıkıyor.

Ulusalcı içkiye benim kadar düşman olmaz. Bu tanımı kabul etmiyorum, benim düşüncem hiçbir şablona uymaz.

Peki sizin muhalifliğiniz neye?

Haksızlığa. Nereye baksan bir haksızlık var. Somali’de son olanlara bakın. Vanessa Redgrave, terörizmin sebebinin dünyadaki adaletsizlik olduğunu söylüyor ve şöyle diyordu: Lütfen beyler biraz adalet! Ben de şunu söylüyorum: Dünyadaki, Türkiye’deki adaletsizliğe bir isyan olarak çıkıyor benim sesim, elimde değil. İçim dolup taşıyor ve böyle fışkırıyor.

Kürt meselesinde, ilk Kürtçe şarkılardan birini söyleyen sizsiniz, Fadike Zazaca’ydı ama Mem u Zin, Çaçane, Hawar le’yi de söylediniz. Gelinen nokta için ne dersiniz?
Biraz şaşkınım, daha açık olmalıydı, hükümet ne verdi? Öbür taraf anadilde eğitim istiyor, o da ayrılığa götürür.

Emin misiniz?

Tabii ki Kürtçe geliştirilmeli, özel okullarda okutulmalı. Ayrıca bir maddi baskı da yok Kürtlere. Ama anadilde eğitim olursa, ayrılık olur, Yugoslavya gibi. Özal kaldırınca yasağı 91’de üç Kürtçe şarkı söyledim. O dile yapılan haksızlığa, insanların anadillerini konuşamamasına içerlemiştim. Herkes suspustu o zaman. Ancak Başbakan Kürt açılımı deyince, ay ben de Kürdüm, ben de varım dediler. E nerdeydiniz? Koçero albümü üç yıl yayınlanamadı ama Kürtçe’den değil, Koçero’nun kendisinden. Kürtçe televizyonlarda yasaktı ama albüm yayınlayabiliyordunuz.

Folk rock yaptınız, şimdiki rockçılar için ne dersiniz?

Dünyada ben rockçı olarak tanınıyorum. İnce İnce Bir Kar Yağar şarkım bayağı hit oldu dünyada. 77’lerde yaptığımız bir parçaydı. Mos Def de söylüyor şimdilerde. Rock müzik mualif bir müziktir. Rock müzik asidir, ama demek ki faturalar biraz daha pahalı ödeniyor bu aralar, bizim kadar asi olamadılar. Rock müzik yaptıklarını söyleyenler bile sevda türküleri söylüyor aslında. Onlar daha hayatın farkında değiller belki de. Türkiye’de rockçılar rock müziğin muhalif, protest müzik olduğunun farkında değiller. Yavaş yavaş, protest rockın ilk adımları geliyor.


'İyi ki de o şiire anonim yazdım'


Toplamda 4 buçuk ay yattım. Biri Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi şarkısından. 77’diydi galiba, İsveç’te bir kız bana şiir defterini verdi, bu çok güzel bir şiir diye. Okuyunca etkilendim ve hemen bestesi çıktı. Sonra onun için üç ay yattım. 80’lerde Zülfü Livaneli’yle konserdeyken, bunu anlattım, o da o benim şiirim dedi. Ben de dedim ki, iyi ki de şiire anonim yazdım, yoksa o da yargılanacaktı! Sonra Vurulduk Ey Halkım yurtdışında da yayınlandı, kaçak göçek ama olsun. Antony and the Johnsons diye bir grubun solisti var, Antony Hegarty, şarkıyı New York’ta bir kafede duymuş. Aramış etmiş, mailimi bulmuş, kendi sitesi için röportaj yaptı. Küratörlüğünü yaptığı bir festivale beni davet etti. İngiltere Quenn Elizabeth Hall’da konser verdim. Sonra Anthony Hegarty Türkiye’ye konsere geldi, beraber sahneye çıkmak istedi ama benim başka yerde konserim vardı ve Antony Hegarty Vurulduk Ey Halkım’la çıkmış sahneye.“30-40 hit yapmışım, 400 şarkı söylemişim şimdiye kadar.” Selda Bağcan, o yüzden 40’ıncı yılını gani gani kutlama hakkına sahip. Onun kutlaması, ‘40 Yılın 40 Şarkısı’ isimli çift CD ile olacak. 20’si hit olan şarkılar, 20’si kendi için önemli olanlar. Öte yandan bununla beraber, ünlü şarkıcıların Selda Bağcan’la yaptığı düetlerden oluşan bir albüm hazırlığına da devam ediyor. 40’ıncı yılını kutlarken, biz de olmasaydık, eksik kalırdık. Küçük bir not daha: Selda Bağcan’ın ‘İnce İnce’ şarkısını, -ona çaktırmadan da olsa- alıp düet yapan Mos Def de bu aralar konser için memlekete geliyor. Buluşurlar mı bilinmez ama Antony and the Johnsons’ın Antony Hegarty’siyle kısmetse buluşurlarsa, kesin orada olacağız.