İtibar kaybı dil üstünden kayan dondurmaya benzer

İtibar kaybı dil üstünden kayan dondurmaya benzer
İtibar kaybı dil üstünden kayan dondurmaya benzer
Türkiye'de halkla ilişkilerin temellerini atan Betul Mardin ile uzun bir sohbete oturduk. Mesleğini 'itibar mimarlığı' olarak tanımlayan Mardin, "İtibarını kaybedersen, yok olursun" diyor.
Haber: TAN SAĞTÜRK / Arşivi

Betul Mardin…Zamansız insanlar kategorisine koyduğum, her görende hayranlık bırakacak hayat enerjisine sahip bir kadın. Hayat hikâyesini az çok biliyorsunuz. Orta yaşlarını geçmiş bir insan olarak karşımda duran bir tarihin hayat deneyimlerini merak ediyorum. Bu tarih neler gördü, neler yazdı belleğine …
Kökleri peygamber sülalesine dayanan bir seyyid ailesinin torunusunuz. Köklü bir soyağacınız var. Sülalede seyyid olmanın da bir ağırlığı var. Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Birkaç türlü bakılabilir buna. İsviçreli bir dadımız vardı. Çok sert bir kadındı. Çok dayak yedim ben. 5-6 yaşına kadar konuşamıyorum. Konuştuğum zaman da kekeme konuşuyorum. Mesela ‘bonjour’ diyor benim de bonjour demem lazım. Bir tokat! Bunların hükmü altında yaşıyorsun. İkincisi 1930’da dünyada pamuğun fiyatı düştü. Pamuğun fiyatı düşünce babam milyonerlikten vasat bir banka memuru oldu. Büyükbabamın Cihangir’de 26 odalı bir konağı vardı, onun yanına gittik ve çöktük. İçgüvey oldu babam. Dadı da bizimle beraber, dayak devam ediyor. Bizimkiler de farkında değil. “Neden ağlıyor bu çocuk?” denmiyor. O zaman ilişkiler bugünki gibi değil. Annem Almanya’da büyümüş. Babam Mısırlı çok asil bir aileden geliyor. Sonradan babam bana bir gün dedi ki -zannediyorum 25 yaşındaydım- “Biliyor musun, senin nasıl büyüdüğünü düşünüyorum ve hatırlayamıyorum. Bir de baktım büyümüşsün.”
Bu durumdan dolayı büyüklerinize içerlediğiniz oldu mu? Farkında değilim ki. Ben zannediyorum ki herkes böyle. Sonradan çok içime oturdu tabii. Ama ben 10 yaşında bir yemin verdim. Çok güzel bir çınar ağacı vardı. Koştum, geçtim onun arkasına ve hayatımın yeminini ettim “Benimle kimse alay edemeyecek. Öyle şeyler yapacağım ki Türkiye ’de. Benimle alay edeyemecekler. ” Ve ettiğim yeminlerin hepsini tuttum.
Tesettür olmadı mı hayatınızda? Annem ve babam gayet sıradan insanlardı. İkisi de beş vakit namaz kılardı. Akşamları kendilerine göre Kuran-ı Kerim okurdu. Babam her gece viskisini içerdi. Annemin tabii ki başı kapalı değildi. Çok şık giyinirdi. Beraber gece kulüplerine giderlerdi. Büyükannem de tesettürlü değildi. Büyükbabam molla. Bazen dantel gibi bir şey takardı başına o kadar. Dantel bayağı tesettür sayılır.
İstanbul’da yaşam, İskenderiye’de yaşam, hayatınız çok dilli, farklı kültürde toplumların arasında geçti. Bu çokluk nasıl bir sentez yarattı sizde? İnsanlara karşı daha anlayışlı ve rahat oluyorsun. “Bilirim onu diyorsun” mesela. Bende bir de Kürtlük var. O bakımdan da çok iyi benim için. Mardinli oldun mu yaşadın. Herkes var sende.
Yaşamınızdan bir dünya savaşı da geçti. Bütün yıkımıyla bir savaş. Savaş yıllarına dönüp baktığınızda en çok neyi hatırlıyorsunuz? Denizden çıkan cesedi. Çünkü cebinden çocuklarıyla resmi çıktı. Hiç hiç bir zaman unutmam.
Dışarıda çalışmaya karşı babanızın tepkisi vardı? Nasıl kabul ettirdiniz? Kabul etti mi bilmiyorum. Ona hayır, buna hayır diyordu. Sonra Mısır’dan gelen paralar azaldı. Malımıza, mülkümüze el koyuldu. E tabi utandı adam, “Peki, istersen çalış” dedi. Önce gazetecilik yaptım, sonra radyo, Ankara’da televizyon ve nihayet İstanbul a döndüm. “Akbank’tan Ahmet Dallı’ya gidebilrsin” dedi. Ben de gittim. Ahmet Bey de “Aman ne iyi ettin geldin” dedi, meşhur laf… “Benim söylediklerimi onlara söyle, onların söylediklerini bana söyle” dedi. “Ne o?” dedim ben. “Bilmiyorum bu yeni bir meslekmiş” dedi. Hamit Belli’yi çağırdı. “Neydi onun adı?” dedi. Hamit Bey de “Ben Fransızcasını biliyorum: Relations publiques” dedi. Ben de İngilizcesini araştırdım: Halkla ilişkiler. Çok şükür mesleğim başladı.
Siz yurtdışında olan bir mesleği bilmeden Türkiye’de oturttunuz... Yurtdışında var ama. Sadece ismini biliyorum. Hiç aklımdan geçmedi yapmak. Adam bana diyor ki, “Ben sana söyleyeyim, sen çalışanıma söyle, çalışanım sana söylesin sen de bana söyle.” Oldu. Sonra çok hoşuma gitti ama…
Hafızayla direkt bağlantılı bir iş değil mi? Tabii hafızan iyi olacak…
İsim unutmayacaksın? O kadar mühim değil bu yaşta. Ben bir isim uyduruveriyorum.Neydi senin adın falan diyorum. Ben artık yaşlıyım. Anlayışla kabul ediyorlar.
Çocukluğunuzdan beri aile içine giren pek çok büyük insan var. Cemal Reşit Rey, Nâzım Hikmet... ‘Lüküs Hayat’ sizin evde yazıldı. Ve Haldun Dormen’le evlilik yılları içinde tiyatro. Diyorsunuz ki “oyuncu olmayı çok istedim, Haldun izin vermedi.” Neden? İçiniz de bir ukte mi oyuncu olamamak? Çok isterdim. Ama Haldun katiyetle istemedi. Tercüme yapıyorum, tercümelerimi oynuyorlar. Leyla Önder diye bir isim uydurdu. Orada bile ismim çıkmayacak. Olumlu ya da olumsuz ismimin öne çıkmasını istemedi.
Oyuncu olsaydınız hangi eseri oynamak isterdiniz? O eserin içindeki hangi rolü? Ben aslında başka şeyler yaptım tiyatroda. Ama Lady Macbeth oynamak isterdim.
Bireylerin ya da kurumların halkla ilişkilerinin dışında ülkelerinde halkla ilişkileri çok önemli. Bugün Türkiye’nin halkla ilişkileri nasıl? İmajı nasıl? Nasıl olmalı? Türkiye’nin imajı son 20 yılda daha iyi ama ülke dışında nedense bir korku var. Mesela Gezi Parkı olayları kıyamet gibi büyütülerek verilmiş dışarıda. O sırada haber de yoktu herhalde. Bunun üzerine gittiler. Benim birkaç arkadaşım “Gelmiyor musun? Çok fenaymış durumlar” diye aradı. Böyle bir olayımız var bizim. Biraz daha başka yerde olduğumuzu anlatmalı. Biraz daha inatlaşmalı. Bilgi vermeli.
Uluslararası sanatla uğraşan sanatçıların ülke içindeki desteğinin artması gerektiğini düşünür müsünüz? Tabii canım. Sanatçılar dışarıda da aynı şeyi yapacaklar. Onlar bizim temsilcimiz.
Türkiye’de kuruculuğunu yaptığınız halkla ilişkilerin olmazsa olmazlarını nasıl özetlersiniz? Sadece bu tanımın bile gençlere büyük ufuk açacağına inanıyorum. Mesleğimin yeni adı: İtibar mimarlığı. Muteber olmak. Çünkü hakikaten itibarını kaybedersen yok olursun. Bitti. İtibar çok önemli. İnsanlar senin hakkında ne düşünüyor? Sen nasıl hareket ediyorsun? Buna layık mısın değil misin? Çünkü itibarı çok hızlı kaybediyorsun. Dil üstünden kayan dondurmaya benzermiş itibar kaybı.
Hep işinizle alakadar olmuşsunuz. Her şeyi bir kenara bırakacak kadar aşık olmadınız mı hiç? A tabii ki yaşadım. Ama onunla evlenmedim.
Neden evlenmediniz? Olmadı. Olamadı. Türk değildi, ecnebiydi. Şimdi hala görüşüyoruz.
Bazı insanları ağlarken ya da üzgünken düşünemeyiz. Çünkü onları hep gülerken, hep dimdik ayakta görmeye alışmışızdır. Siz de o insanlardan birisiniz. Bunu nasıl başarıyorsunuz? İnsanın sürekli mutlu ve pozitif olabileceğine inanıyor musunuz? Ben çok sinirlensem dahi sayı sayarım içimden. İkincisi konuyla dalga geçerim. “Ay güldürme beni Allah aşkına” derim.