İyi ki doğdun Ridley Scott!

İyi ki doğdun Ridley Scott!
İyi ki doğdun Ridley Scott!

Ridley Scott, oyuncusu Russell Crowe ile 'Gladyatör'ün setinde.

Son filmi 'Danışman' ile sinemalarda boy gösteren Ridley Scott cumartesi günü günü 75 yaşını geride bıraktı. Kimi filmleri yerden yere vurulsa da 'Blade Runner', 'Alien', 'Thelma ve Lousie' ile sinema tarihinin unutulmazları arasında çoktan girdi.
Haber: SEDEF KARAOĞLAN - sedefkaraoglan@gmail.com / Arşivi

‘Danışman’ filmi sinemalarımızda gösterilen Ridley Scott, 75 yılı geride bıraktı. Scott, tuhaf bir yönetmen çünkü filmografisinde ‘Blade Runner’ gibi kült bir distopyadan Thelma ve Lousie'ye, ‘Alien'dan eleştirmenlerin hafiften dalga konusu haline gelmiş altı boş ‘G.I Jane'e pek çok değişik tipolojide film var.
Ridley Scott, daha önce sanat ve reklam yönetmenliği yapmış, bu yüzden biraz fazla teknik ve titiz bir yönetmen olarak 70'lerin sonunda çektiği ilk film 'The Duellists'ten sonra sinemaseverlerin dikkatini çekti. 'The Duellists' Cannes'da 'En İyi İlk Film' ödülünü aldı. Scott'ın 1977'de başladığı bu yolculukta geçirdiği transofrmasyonları takip etmeye çalışırken izleyicilerin başlarının dönmemesi mümkün değil. Ancak ne olursa olsun, başarısız bazı filmlerine ve 'Black Hawk Down'ın çekimleri sırasında Pentagon'dan yardım almasının sinema etiği tartışmalarına neden olmasına rağmen Scott, Hollywood'un içinden de dışından da aynı oranda saygı görmeyi başaran nadir figürlerden biri. 2005'te çektiği 'Cennetin Krallığı' filminin afişlerinde 'Gladyatör'ün yönetmeninden' yazmayı seçmiş olabilir ama Ridley Scott'ın filmlerinin üzerinde, başka bir kesim için her zaman “Blade Runner'ın müthiş öykü anlatıcı, sonra rotasını biraz değiştirse de kalbimizdeki yeri değişmeyen yönetmeninden” yazıyor.
Ridley Scott, 1937'de İngiltere'de doğdu. İkinci Dünya Savaşı döneminde asker babasını hiç görmeden Londra'da büyüdü. Üniversitede tasarım eğitimi alan Scott, üniversiteyi bitirdikten sonra grafik tasarım yüksek lisansı yaptı. 1963'te BBC'de çalışmaya başladı, 1968'de kendi reklam ajansını kurmaya karar verip BBC'den ayrıldığında arkasında sanat yönetmenliğini yaptığı pek çok BBC dizisi bırakıyordu. Reklam ajansında 10 sene boyunca yüzlerce film yönettikten sonra ilk uzun metrajlı filmini 1977'de çekti. Henüz ikinci filmi olmasına rağmen 1979'da yönettiği ‘Alien’, 'En İyi Görsel Efekt' dalında Oscar aldı. Bu gerilim ve bilimkurgu atmosferi, üç yıl sonra yönettiği ‘Blade Runner'da da devam etti. Film, kendi döneminde gişede hayal kırıklığı yaratsa da, Vangelis'in müzikleri, oyuncuların karakterleriyle bütünleşmeleri ve Scott'ın her sahneyi üzerinde uğraşılmış bir fotoğraf karesi kadar estetik bir hale getiren detaycı yönetmenliği filmi çok sonra üniversitelerde ders olarak okutulan bir sinema klasiği haline getirdi.
Yönetmen olarak kariyerindeki bu 'epik' başlangıçtan sonra hakkındaki beklentilerin çıtası haliyle oldukça yükseldi. Scott, insanların gözündeki bu çıtanın yerini zaman zaman radikal bir biçimde değiştirdi. Ama hiçbiri, 1991'de, Akademi ödüllü filmi ‘Thelma ve Lousie'den ve bu filmle 'En İyi Yönetmen' Oscar'ına aday olmasından sonra girdiği üç başarısız filmli 90'lar periyodundaki kadar şaşırtıcı bir düşüşe neden olmadı. ‘Thelma ve Lousie'den sonra sinema dünyası yeni 'Wonderkid'ini bulduğunu ve bu yönetmenin kötü bir şey yapmayacağını düşünüyordu. Ancak Scott, 1992'de yönettiği ‘1492: Conquest of Paradise’ ile düşünceleri tamamen tersine çevirdi. Film büyük bir kesim için bundan sonra gelen ‘White Squall’ (1996) ve Demi Moore'lu ‘G.I. Jane’ (1997), Scott hakkındaki düşünceleri dramatik bir biçimde değiştiriyordu. Scott, onun için gittikçe kötüye saran 90'lı yıllarda film çekmedi. Dönüşü, 2000 yılında gişe canavarına dönüşen 'Gladyatör'le oldu. ‘Gladyatör’, 'En İyi Fİlm' de dahil beş dalda Akademi ödülüne layık görüldü. 500 milyon dolara yakın hasılat yapan film, bunlara rağmen Scott'a 'En İyi Yönetmen Oscar'ını getirmeyi başaramadı. Scott, bundan sonra kariyerine 'Gladyatör'ün parıltılı imajına gölge düşürmeyen 'Hannibal' ve 'Black Hawk Down' gibi yapımlarla devam etti.
Epik filmlerdeki başarısı 2005'te 'Kingdom of Heaven'la bir kez daha ortaya çıktı. 2000'lerin ortalarındaki Riddley Scott imajı, ilk başta çizdiğinden çok farklı bir şeye evrilmişti. 'Gladiator' , 'Black Hawk Down' ve 'Kingdom of Heaven' la Scott artık uzaylılar, yaratıklar, replikalar ve yarattığı soğuk bilim kurgusal atmosferinden iyice uzaklaşmış ve tarihi karakterler, destansı savaş ve dövüş sahnelerindeki ustalığıyla anılan bir yönetmen olmuştu. Okullarda 'Blade Runner'ı ders konusu olarak işleyen sinema öğrencilerinin, ‘Gladyatör'ün yönetmeninin bir filmi üzerine derin çıkarımlar yaparken yaşadığı kafa karışıklığını tahmin etmek zor olmasa gerek.
Öyle ya da böyle, Scott bugün içerisine pek çok filmi sığdırdığı 76'ıncı yaşını kutluyor. Yeni filmi 'The Consuelor/Danışman' iddialı oyuncu kadrosuna rağmen pek olumlu eleştiriler almasa da Scott'ın insanların gözündeki yeri artık pek fazla değişmeyecek gibi. Yönetmen, bu konudaki kotasını artık fazlasıyla doldurdu, ve günün sonunda baktığımızda, pek çok haklı olumsuz eleştiriye rağmen, sinema tarihindeki yeri sağlamlığını koruyor.