İyi senaryo hep Yavuz'dan geliyor

İyi senaryo hep Yavuz'dan geliyor
İyi senaryo hep Yavuz'dan geliyor
Yavuz Turgul'un yönettiği 'Av Mevsimi'nin oyuncuları Şener Şen, Cem Yılmaz, Melisa Sözen ve Okan Yalabık, filmi ve karakterlerini anlattı
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

ŞENER ŞEN:
Birçok kişiye göre Türkiye ’de yaşayan en büyük oyuncuların başındasınız. Ama sizi perdede görmek için Yavuz Turgul’un film çekmesini beklemek gerekiyor.
Benim öyküyle ilgili takıntım var. Yani filmde neyi anlatacağız. Tabii bunun sinemadaki karşılığı da senaryo. İyi bir senaryo beni heyecanlandırır. Evet demem için senaryodan etkilenmem lazım. Yani kendimi göremezsem o projede başka bir şey konuşmadan ‘Hayır’ diyorum.
Sizin farkınız burada galiba...
Evet. Çünkü senaryo sinemanın en zor yeri. Başlangıcı, birinci adımı ama en zoru. Özeti bu. İyi senaryo da hep Yavuz’dan geliyor çoğunlukla çünkü o da senaryo için parçalanan birisi. İkimiz de Arzu Film ekolünden geliyoruz. Orada da birinci olay senaryo idi. Ama bu olmazsa olmaz kural mıdır? Değildir tabii. Sinemada herkesin yaklaşımı farklıdır.
Peki senaryoda kendimi görmem lazım dediniz. ‘Av Mevsimi’nde kendinizi nasıl buldunuz?
‘Kendimi buldum’ derken bu yanıltıcı bir cümle de olabilir. Yani oyuncu egosuyla önce kendisiyle ilgili şeyler arıyor gibi de olabilir. Tam bu değil. Yani bütün beni ilgilendiriyor. Bazen, rolüm çok parlamasa da, ama hikaye öykü cazip gelirse o filmi de kaçırmak istemem. Ama Yavuz’dan gelen bütün senaryolarda beni heyecanlandıran bir yan var zaten. Bu da onlardan biri.
Biraz önce bahsettiğimiz filmlerin büyük kısmında ortak bir yön var. ‘Muhsin Bey’den başlayarak ‘Eşkıya’, ‘Gönül Yarası’, Gölge Oyunu’nu da katarsak; yaşanılan çağın gerçekliğine ‘çağın dışında’ kalmış bir karakterin sokulması göze çarpıyor. Bu filmde de öyle mi?
Bu Yavuz’la ilgili bir yaklaşım. Her sanatçının dönemleri olur. Şimdi eski değerlere bağlı, yeniyi kavrayamayan insanların öyküsünü Yavuz çok yaptı. Seviyor da. Bu tam öyle değil. Rolü gereği eski. Öyle eski değerlerle yenilerin çatışmasını anlatmıyoruz bu filmde. Sadece komiser, emekliliğine çok az kalmış, yaşından ötürü bana uygun bir rol olduğu için diyelim. Değişik bir Yavuz Turgul sineması göreceğimizi söyleyebiliriz. Bir cinayet anlatıyor. Bu bir polisiye bir film. Şimdiye kadar denemediği bir alan.
Türkiye’de son dönemde polisiye olarak Uğur Yücel’in çektiği ‘Ejder Kapanı’ vardı. O bir yol açtı. Şimdi ‘Av Mevsimi’ geliyor. Bu trend sinema da polisiye sinemasının kanallarını açar mı?
Valla Yavuz’un farklı bir gözü var. Polisiyede de farklı bir bakış yakaladığına inanıyorum. Sadece cinayet çözme meselesi değil. Cinayeti çözen insanlara da ilgiyi yöneltiyor. Bunlar ne yapıyor, bunların hayatlarında neler oluyor gibi sorular da ortaya atıyor. Ve dil, biçim açısından da farklılıklar var.
Komedi filmlerinde yer aldığınız dönemlerin en önemli ismiydiniz. Şimdi başka bir dönemin en önemli komedi figürü Cem Yılmaz ile birlikte oynadınız. Deneyimli bir oyuncu olarak Cem Yılmaz’ı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben bunu çeşitli vesilelerle çekim sırasında da dile getirdim. Çünkü iyi bir şey beni heyecanlandırır. İyi senaryo, iyi oyunculuk… Cem’in oyunculuğu beni heyecanlandırdı. Bunu söyleyebilirim. Cem çok farklı ve başarılı bir Cem göreceğiz.
Türkiye’de gişe rekorları kıran bir tür komedi ile uluslararası festivallerden ödüllerle dönen başka bir damar sinemada birlikte yol alıyor. Bugünün sinemasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tabii uzun yıllardır bu işin içindeyim. Ben sorunu aynı görüyorum hep. İyi film vardır. Kötü film vardır. Hangi türde yaparsanız yapın, iyi film zor bir şeydir. Bela bir şeydir. Bunun bugünle de alakası yok. Bu sinemanın sorunu. Bütün iş anlatacağınız öyküde. İnsanlara, insana ait ne söyleyeceksiniz. Bunu güzel becerirseniz, filminiz ilgiyle karşılanıyor. Ama bu söylendiği kadar kolay bir şey değil.
Bunu ilk başta konuştuğumuz senaryodaki seçiciliğinize bağlarsak, ‘iyi hikaye anlatan filmlerin az olduğu’ sonucunu çıkartabilir miyiz?
Dünyada da az. Bize özgü bir durum değil. Düşünelim Hollywood her türlü olanağa sahip. Bu kadar büyük bir güç çuvallıyor. Her filmi başarılı olmuyor. Büyük bir sektör olunca uğraşanı da var. İyi bir senarist milyon dolardan aşağı kazanmıyor. Her alanda uzmanlaşma var. Peki, bütün bunlara rağmen başarısız filmler görüyoruz. Starları var. Peki sorun ne: Senaryo
Son olarak, umarım Yavuz Turgul’la birlikteliğiniz devam eder ve daha birçok filme birlikte imza atarsınız. Sizi Yavuz Turgul imzası taşımayan bir filmde görebilecek miyiz?
Her an olabilir. Ben bunun için uğraşıyorum. Ama bugüne kadar olmadı. Tam başka bir senaryoya ikna olur gibi oluyorum ama sonunda Yavuz’un uzattığı proje en beğendiğim oluyor.

Hayat algımı değiştiren bir süreçti

Okan Yalabık:
Av Mevsimi ekibine dahil olma serüveni nasıl gerçekleşti.
Mart ayında gelen bir telefonla oditioun’a çağrıldım. Bu vesileyle sürece girdim. İki aşamalı oditioun’un ardında provalara dahil oldum.
‘Yılan Hikayesi’ dizisinde de ‘acemi polis’ durumunuz vardı değil mi?
Evet…
Karakterden bahseder misin?
Hasan Adıgüzel. Sosyal antropolojide yüksek lisans öğrencisi. Seri cinayetler üzerine de bir taraftan tez yazıyor. Ve teşkilata da yeni girmiş bir taraftan. Cinayet masasında bu ekibe yeni katılmış acemi bir polis. Aslında durumu ve hali itibariyle mesleki anlamda arada kalmış biri. Bir aidiyet sorunu olsun, polislik mesleğiyle olsun, hazırlandığı evlilik kurumuyla ilgili olsun ciddi bir aidiyet sorunu var.
Peki, Yavuz Turgul’la çalışmak nasıl bir deneyimdi..
Çok önemli ve dolu dolu geçen bir süre aslında. Her oyuncu için önemli bir zaman bu. Hayat algınızı da değiştiren bir süreç bu. Her an bir kafanın içerisinde olduğunuzu hissediyorsunuz, yönetmenin istediğini almasıyla ilgili olarak. Tabii ki bunun metodları vardır. Yavuz Hoca da bu anlamda kendi değerleri ve istedikleri doğrultusunda tabii ki oyuncuyla birebir ilişkiye giriyor.
Peki başka türlü bir isim Şener Şen ile çalışmak nasıldı…
Bu işin içerisinde ustalarla birlikte bir yerinde yer almak, her gün mesaide yer almak. Ortak bir konsantrasyonda bulunmak çok önemli. Şener Şen ile büyüyen bir jenerasyona dahilim. Keza Yavuz Turgul filmleri. Aynı şekilde Çetin Tekindor da çok önemli benim için.
Polisiye bizde tür olarak gelişmiş bir tür değil. Televizyondakiler daha çok komedi sosuna bulanmış durumda. Burada daha dramatik bir hikaye var. Filmi, Türkiye sinemasında hangi noktaya koyabiliriz.
Evet tür olarak, polisiye macera diyebiliriz. Ama bir taraftan da her film, her yönetmen, her hikaye oyuncularıyla beraber aslında kendi dünyasını sunar. Ben filmleri birbiriyle çakıştırmaktansa, kendi kimlikleriyle yer aldıklarını ve o şekilde konumlandıklarını düşünürüm. Amerika’yı tekrar keşfetme iddiasında olduğunu düşünmüyorum filmin, Yavuz Hoca’nın da böyle bir iddiası yok. Güzel bir film yapma konsantrasyonundaydı herkes. Seyircinin beğenisine kaldı her şey.
Film bitti, artık neler var
Tiyatro Krek’teki oyun devam ediyor. Dizi olarak Kanuni Dönemi’ye ilgili ‘Muhteşem Yüzyıl’ isimli bir dizi de rol alıyorum.

 O da benim gibi dertli bir adam

CEM YILMAZ:
Kendi filmlerini çektiğin dönemde ‘benim için en kolayı oyunculuk’ demiştin. Hâlâ aynı şeyi düşünüyor musun?
Dürüst olmak gerekirse, ben onu şu sebeple söylememiştim. Bir filmi yaparkenki unsurlardan, senaryo, postprodüksiyon ve diğer şeyler arasında benim için ‘en kolayı’ oyunculuk’ diye söylemiştim. Filmi film yapan metni yaratma meselesi daha zor. Belki de yönetmenlik de bundan sonra gelir. İşi idare etmek. Ama oyuncunun işi birazcık daha kolay. Hele hele bir yönetmenle çalışıyorsanız. Hele yönetmen tekstin de sahibiyse oyuncunun işini bayağı bir kolaylaştırıyor.
Bugüne kadar ‘zor’ kısım diye tabir ettiğin bölümlerinde yer almadığın bir filmde oynamadın. Şimdi herkes Cem Yılmaz’ın oyunculuğunu daha fazla merak ediyor.
Bir şey söyleyeyim mi, benim yazdığım oynadığım filmler hakkında da çok şey söylendi. Yani çok geniş bir yelpazede değerlendirmeler yapıldı. Ama bana birisi şunu sorsa haklı olabilir: ‘Kardeşim ne bulaşıyorsun bu işlere?’ Ben bu işi yapmaktan zevk alıyorum. Dolayısıyla yaptığım iş başkasının kontrolünde de olsa, kendim çekiyor olsam da aldığım zevk değişmiyor. Temelde duygum aynı. Bir filmin bir yerinden de olsa parçası olmak. Öte yandan, böylesine dramatik, ciddi bir filmde oynamak çok ciddi bir dönemeç gibi gelmiyor bana. Bir karakteri canlandırmakla ilgili bir vazife verilmiş, adam da yapmış. Burada gerçekten cebimden tavşan çıkarmıyorum. Hoca demiş ki ‘Cem oynasın’, ben de demişim ki ‘Acaba oynayabilir miyim? Deneyelim.’ Ve oldu.
Bu soru çok sorulmuştur ama sormadan olmaz. Şener Şen’le oynamak nasıl bir duygu?
Şöyle bir durum var. ‘Şener Abi’den çok şey öğrendim’ gibi yalan dolanlardan bahsetmeyeceğim. Benim sektörün dışında bir hayatım oldu. Dergicilik benim hayatımda daha fazla yer kaplıyor. O zamanlar sahnedeki, perdedeki üretimlere hep alaycı yaklaşırdım. ‘Niye bizde böyle güzel şeyler olmuyor’ diyen taraftaydım ben. Ama Şener Abi’lerin geçmişine baktığımız zaman, acayip zamanlarda film üretmişler. Senede 300 film yapılan bir dönemde. Eliyorsun o jenerasyondan, mizahla harmanlanmış, sinemasal şıklıklarla donatılmış yapımları, güzel senaryolu filmleri Yavuz Abi’yle Şener Abi çıkıyor karşımıza. Onlardan da beklediğin şu oluyor. ‘Ne diyecek acaba senin yaptığın işle ilgili.’ Beğeniyorlar mesela. Daha iyi olmasını arzu ediyorlar. O zaman mutlu oluyorsun. Şener Abi’yle oynarken eğer o sana ‘Delikanlı gel iki dakka. Bak şimdi şekerim biz yıllarca yaptık...’ dese olmaz. Hayatımda bunları çok gördüm. Çoğunda ne yazık ki bu tür şeyler duyuyorsun. Bu üzücü. Ben artık orta yaşlıyım. Bunları duysaydım çok üzülürdüm. Çetin Tekindor da öyle. Bildiğin konservatuvarda hoca ya. Bütün provalarda birbirimizin halini düşünsene. Ben ne akala. Ben evimde oturuyordum on sene önce. O sırada birinin 30 filmi ötekinin 120 oyunu falan vardı.
Filmdeki karakterden biraz bahsedelim. İdris isimli sorunlu bir polisi canlandırıyorsun.
Dertli bir adam. Mesleği çok dertli. Şimdi polisiye filmden böyle CSI havalar devşirmek istiyoruz ya. Bunun CSI’ında değil bu karakter. Dertli adam. Bir de hayat gailesi var. Bu tip karakterde kendine benzerlik arama meselesinde benim ondan araklayabileceğim şey bu: Dertli olması. Onun dışında hiç bana benzemiyor.
Biraz arızalı da bir karakter….
Evet. Ama meslekte çok perişan be kardeşim. Bir gün takılsan cinayet masası polisleriyle anlardın. Bunun tedavisi nasıl oluyor ben anlamıyorum. Bir polisle konuştum. Akrabalarıyla konuşurken, birden bire onları sorgularken buluyormuş kendini. Mesela hiçbir yere gidip kapıya sırtlarını vermiyorlar. Gözleri daima kapıda. Hep yandaki masada konuşulanları dinliyorlar. Kaldı bunlar bende biliyor musun filmden sonra. Hani bazen diyorlar ya hepimize ‘Senin işin de ne zor ya’ diye. Beyin cerrahı adam sana bana diyor ki ‘Sizin işiniz zor.’ Bu adamlarla bu kadar takılınca zorluğu görüyorsun gerçekten. Havalı mı dersen çok havalı. Ama sert.
Bu filmi Türkiye sinemasında nasıl bir yere oturtuyorsun peki…
Bir topluluğun sinemasında belki de her türün olması gerekmiyor. Yani film zaten bununla da birazcık ilgili. Kurgu bir polis, seyircinin zekasını zorlayacak cinayet gibi işler çok acemice geliyor bana. Ben öyle çok senaryo girişimi okudum. Ben de yaptım zamanında. Çekmedim o filmi Allah’tan. Acemilerin ilk oynaştıkları türdür polisiye.
Kolaydır belki de….
Çünkü bir tane meseleyle uğraşıyorsun. Ama bu sefer başka bir şeyi ıskalıyor: Karakteri. Belki CSI’ları izledikten sonra onun gibi davranmak isteyen polisler olabilir. Ama hayat buna izin vermiyor. Bir CSI’lardaki polisin ne kadar maaş aldığını bilmiyoruz. Ama ben buradaki polisin ne kadar maaş aldığını bilerek oynuyorum o rolü. Bizim filmin belirgin özelliği, karakterlerin hayatlarıyla da ilgili. Bunun bizim sinemamızda olmasının faydası olduğunu da düşünüyorum doğrusu.

Bir saniye bile olsa oynardım

MELİSA SÖZEN:
Daha önce, Çağan Irmak ve Derviş Zaim gibi yönetmenler de de çalıştınız. Yavuz Turgul’la çalışmak nasıl bir duygu?
Çok güzeldi. Başlarken, hem heyecanlıydım. Hem çok mutluydum. Hem çok tedirgindim. Bu filmin içine dahil olduktan sonra, böyle bir ekibin içinde yer almak, böyle bir senaryoda olmak büyük sorumluluk gerektiriyor. Bir şekilde çok çalışmam ve altından kalkmam gerekiyordu. Ama Yavuz hocayla karakter ve sahneler üzerine çalışmaya başladıktan sonra birazcık daha rahatladım.
Filmdeki karakterden bahsedelim biraz.
Asiye, İdris’in eski eşi. Karadenizli ve o da İdris gibi baskın bir karakter. O damar onda da var. Ve bir polis eşi olmanın zorluklarını yaşıyor. Çünkü İdris’in paranoyaları ve kıskançlıkları artıyor. İki çocukları var ve Asiye o iki çocuğa rağmen dayanamıyor ve gidiyor.
Yavuz Turgul’un oyuncularını çok zorladığı söylenir. Filme başladıktan sonra bunu hissettiniz mi?
Aslında şöyle bir şey oluyor. Bir çok yerde ilk akla gelen, ezbere yaptığınız, kodlanmış şeyler vardır ya onların hepsini unutuyorsunuz. Gerçek, hakiki olanı istiyor. O tepkilerin Asiye’nin tepkileri olmasını istiyor. İdris’le, Selman’la ve diğerleriyle ilişkisini düşünürken, Asiye neye sevinir, neden mutlu olur, neye tepki gösterir. Öyle düşünmenizi istiyor. Dolayısıyla oyuncudan son derece bu işe hakim ful konsantre bir disiplin istiyor. Bütün bunlar olduğu zaman, yaratmak istediğiniz karakter de karakter olmaktan çıkıp var oluyor. Dolayısıyla bu anlamda dersinizi çok iyi çalışmanız gerekiyor.
Şener Şen ve Cem Yılmaz birbirinden farklı ama çok önemli figürler. Onlarla birlikte çalışmak nasıldı?
Benim için ikisi de muazzam oyuncular. Bir sahne üzerinde karşılıklı çalışmak hem çok keyifli, role dair alışveriş çok üst düzeyde. İşini bilen insanlarla çalıştığınız zaman başka bir şey oluyor.
Bir oyuncu olarak gözleminizi sormak istiyorum. Herkes Cem Yılmaz’ın performansını merak ediyor. Çünkü bugüne kadar olmadığı bir role bürünüyor. Siz bir oyuncu olarak onu nasıl değerlendiriyorsunuz.
Fragmanda da görüldüğü gibi ve filmin tanıtım notlarında da yazıldığı gibi bambaşka bir karakter gerçekten. Ordaki Cem Yılmaz değil. Benim çok haddim değil tabi ama ben oynarken bambaşkaydı. Ben çok beğendim. İnanılmaz yetenekli. Aslında işin özeti şu: Filmin içinde Şener Şen, Şener Şen değil, Cem Yılmaz Cem Yılmaz değil. Onlar Ferman ve İdris. Yavuz Hoca böyle bir dünya yaratmayı başarıyor. Bu dünyaya ikna oluyorsunuz.
Türkiye sinemasında kadın karakterler yaratılmasında ve derinleştirilmesinde sıkıntılar olduğu yazılıp çiziliyor. Sen Asiye’nin yeterince derin ele alındığını düşünüyor musun?
Kesinlikle. Çok güzel bir senaryo. Benim ağırlığım, kadın oyuncu olarak buradaki duruşumla değerlendirilemeyecek bir senaryo bu. Bir saniye de olsa, sen buradan geçeceksin deseydi de Yavuz Turgul ben yine de bu işin içinde olmayı çok isterdim. Gerçekten çok şey öğrendim.
Çok genç bir oyuncusun. Ama ‘Bıçak Sırtı’ dizisinden sonra burada da çocuklu ve olduğun yaştan daha büyük bir kadın rolüyle karşımızdasın. Bunu neye bağlıyorsun.
Ne diyebilirim ki. Aslında yönetmen sineması bu. Benimle hiçbir alakası yok durumun. O sırada o karaktere en yakın, kafasında kurduğu karaktere resim olarak oturttuğu karakterler bunlar. Benimle hiç ilgili değil.