İyilikten maraz doğar!

İyilikten maraz doğar!
İyilikten maraz doğar!
Zengin Rum kızı Eleni ve yoksul Türk genci Sedat'ın aşkının fonunda 1964 yılında yaşanan trajik bir hikâye anlatmaya soyunan 'Sürgün', bu hedefin çok uzağında.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Erol Özlevi yılın en verimli yönetmenlerinden. Daha şubat ayında ‘Romantik Komedi 2’ filmi vizyona girmişti. Yılın sonuna da ‘Sürgün’ü yetiştirmeyi başardı. Çekim haberlerinin geldiği yaz aylarında filme kaynaklık eden eserin Rıdvan Akar’a ait olması, kadrosunda Saadet Işıl Aksoy, Mahir Günşiray ve Ruhsar Öcal gibi isimlerin varlığı merak uyandırmadı da değil. Ama gelin görün ki, ortada bu beklentiyi karşılayacak bir yapım yok maalesef. Bunun nedenlerine geleceğiz ama önce hikâyeye bir göz atalım.
Yıl 1964. Zengin bir Rum kızı Eleni ile faytoncunun oğlu Sedat arasında yıllardır süren bir aşk vardır. Büyükada’da filizlenen bu aşkın kahramanları bir an önce üniversiteyi bitirmek, ardından evlenmek istemektedir. Ama gelin görün ki ‘davul bile dengi dengine’ atasözü devreye girer ve bu mutlu aşk akamete uğrar. Öte yandan Kıbrıs’ta Türkler ve Rumlar arasındaki gerilim tırmanmakta ve bu durumun Türkiye ’deki yansımaları Eleni ve ailesi üzerinde etkisini göstermektedir. Türk hükümeti Yunan vatandaşlarına ülkeyi terk etmeleri zorunluluğu getiren bir yasa çıkarınca Eleni ve Sedat için çok daha zor bir süreç başlar.
Yeşilçam’ın geleneksel azınlık temsilleri (Rumlar fahişe, Ermeniler pansiyoncu, Yahudiler tüccar!*) bir yana; modern sinemamızın bu ülkede onlara reva görülenlere dair iyi bir sınav çıkardığını söylememiz çok zor. Tomris Giritlioğlu, 1999 yılında ‘Salkım Hanım’ın Taneleri’ ile Varlık Vergisi ile azınlık mülklerine nasıl el konulduğunu ve ulusal sermayenin nasıl yaratıldığını etkili bir biçimde anlatmıştı. Ama aynı Giritlioğlu 2008 tarihli ‘Güz Sancısı’nda 6-7 Eylül olaylarını dizi romantizmi ve estetiğine hapsetmekten kurtulamamıştı. ‘Sürgün’ de bu filmin izinden gitmeyi tercih edenlerden.
Sırtını Yeşilçam’dan emanet aldığı zengin kız/fakir olsan trüğüne yaslayan film, kız tarafını Rum yaparak meseleye başka bir boyut da katma iddiasında. Ama filmin yaratıcıları meseleyi ‘politik’ alandan mümkün olduğu kadar uzak tutmaya çalıştıkça ve kendilerince ‘insani’ olana odaklanma iddiasına yüklendikçe her şey sahiciliğini yitirip plastikleşmeye başlıyor. Öncelikle, filmin ruhuyla estetiği arasında büyük bir uçurum var. İçinde umut olan ‘karanlık’ bir hikâyenin bu kadar parlak ve canlı renklerle, estetikle ve coşkuyla anlatılması büyük bir tezat oluşturuyor. Filmin dokunaklı olması planlanan hikâyesinin çok da fazla olmayan ışıltısı da haliyle bu pastoral çerçevenin içinde kaybolup gidiyor.
Öte yandan, ‘politikadan kaçış’ın yarattığı ciddi sıkıntılar söz konusu. İki ülke arasındaki ilişkilerin bu kadar gerildiği, hikayenin geçtiği dönemden henüz birkaç yıl önce 6-7 Eylül gibi bir lincin yaşandığı ülkede herkes birbirini o kadar seviyor ki. Sokaklarda, fabrikada, adada, Rumlar ile Türkler birbirine son derece saygılı ve hürmetli. Bu bir nazar boncuğu olsun. Ama bakanın, valinin, emniyet müdürünün şeker gibi insanlar olarak tasvir edildiği bir filmde insan ister istemez sormadan edemiyor: “İyi de azınlıklara yapılanları kim reva gördü, kim uyguladı!” Bu politik kaçış, meselenin ‘insani’ boyutunu karikatür olarak bıraktığı gibi, bütün sürecin sorumlularını da cisimsiz hale getiriyor. Rumlara kalansa kendi vatanlarında ‘yitip giden bir değer’, ‘kaybolup giden komşu’ muamelesi görmek.
Bunların üzerine bir de; eski model birkaç araba, adada bir konak, ışıl ışıl kostümler bir araya geldi mi ‘dönem filmi’ çekileceğine dair geleneksel Türkiye sineması hastalığı da eklenince elde avuçta bir şey kalmıyor.
* Bu konuyu daha ayrıntılı incelemek isteyenler için öneri: ‘Yeşilçam’da Öteki Olmak- Başlangıcından 1980’lere Türkiye Sinemasında Gayrimüslim Temsilleri/ Dilara Balcı/ Kolektif Kitap

SÜRGÜN

Yönetmen: Erol Özlevi
Oyuncular: Tolgahan Sayışman, Saadet Işıl Aksoy, Mahir Günşiray, Ruhsar Öcal.
Yapım: 2013 Türkiye