Jimmy Jump şimdi de İstanbul'a mı zıplayacak?

Jimmy Jump şimdi de İstanbul'a mı zıplayacak?
Jimmy Jump şimdi de İstanbul'a mı zıplayacak?

Bunu yapmak kendimi özgür hissettiriyor diyor Jimmy Jump, Üstelik çok eğlenceli Hem diğer insanlar da seyretmekten hoşlanıyor. Daha ne olsun ki! FOTOĞRAF: JOAN ALVADO CARCEL

Kafa kâğıdında Jaume Marquet Cot yazıyor, herkes onu Jimmy Jump olarak tanıyor. Bu Katalan delikanlının alametifarikası, Dünya Kupası'ndan Eurovision finaline önemli organizasyonlara sızarak, beklenmedik zamanlarda sahaya atlayıp ortalığı birbirine katmak... Görünen o ki, şimdi de kafayı İstanbul'a takmış!
Haber: NERMİN YILDIRIM / Arşivi

Asıl adı Jaume Marquet Cot ama herkes onu Jimmy Jump olarak biliyor. Futbol ağırlıkta olmakla beraber, basketbol, tenis, rugby, otomobil yarışları gibi spor müsabakalarında cesaret ve neşeyle boy gösteriyor. Geleneksel bir Katalan giysisi olan kırmızı şapkasını, yani ‘barretina’sını yanından hiç ayırmayan ve insanları şaşırtmak için sıkı güvenlik önlemlerinin alındığı uluslararası organizasyonları tercih eden Jimmy Jump, ekseriyetle herkesin pür dikkat kesildiği final maçlarında ortaya çıkıyor. Beklenmedik bir anda sahaya fırlıyor ve şovuna başlıyor. Peşinde kendisini yakalamak için koşan güvenlikçilerle sahada turluyor; kâh gole, kâh kupaya doğru tabana kuvvet koşuyor. Sonunda yakalansa da her defasında geriye izlenme rekorları kıran videolar ve nerede yanlış yaptık diye düşünüp güvenlik zaafiyeti arayan organizatörler bırakarak müsabakanın en çok konuşulan isimleri arasına girmeyi ustalıkla başarıyor. 

Unutulmaz hadiseleri
Jimmy Jump’ın La Liga takipçilerince tanınması 2003’te Camp Nou’da, dünyaya açılması da bir sene sonra Yunanistan’la Portekiz’in karşı karşıya geldiği UEFA finalinde oldu. Maç sırasında sahaya fırlayarak kendisi gibi Katalan olanların gözbebeği Barcelona’dan ayrılıp ezeli rakip Real Madrid’e giden Luis Figo’nun yüzüne Barcelona bayrağı fırlattı. Figo’ya öfkeli Barça seyircisinin içinin yağlarını eriten bu hareket, dünya medyasında geniş yer buldu.
Aynı sene İspanya Grand Prix’sinde piste fırlayan Jimmy, başlangıç çizgisi boyunca koşarak dikkatleri topladı. Sonraki sene televizyonları başında Barcelona-Real Madrid maçını izleyenlerin gözleri, sahada deli gibi koşan bir adama takıldı. Atletlere taş çıkaracak derecede iyi koşan bu kırmızı bereli adam, Jimmy Jump’tan başkası değildi.
2006’da UEFA çeyrek finalinde Villareal-Arsenal karşılaşmasında yine sahadaydı. O dönem Arsenal’da oynayan Thierry Henry’ye, sırtına başarılı oyuncunun adını yazdırdığı 14 numaralı Barcelona formasını fırlattı. Bu olaydan sonra stadyum güvenliği tarafından yakalanan Jimmy, para cezasına çarptırıldıysa da en ufak bir pişmanlık duymadı. Zira amacına ulaştı ve 2007’de Henry gerçekten de Barcelona’ya transfer oldu. Üstelik Barça’lıları selamladığında sırtında 14 numaralı forma bulunuyordu!
Sahalardan uzun süre ayrı kalmaya dayanamayan Jimmy Jump, o sene gerçekleştirilen Rugby Dünya Şampiyonası’nda, İngiltere-Güney Afrika final maçında yine tabana kuvvet koşuyordu. Eylemleriyle olduğu kadar neşeli tavırlarıyla da sempati kazanan çılgın Katalan, 2008’de ilk kez bir Türkiye maçında boy gösterdi. Türkiye ve Almanya UEFA çeyrek finalini oynamak için Basel’de karşı karşıyaydı. Sahaya fırlayan Jimmy Jump, gül cemalini kameralara gösterirken elinde İngilizce ‘Tibet Çin değildir’ yazılı bir pankart taşıyordu.

İlk söyleşisi bu...
Gösterileri için özellikle finalleri, yani en heyecanlı maçları tercih eden Jimmy’nin günün yıldızlarının sahnelerini çalmaktan keyif aldığı her halinden belliydi. Doğal olarak kimileri bunu pek de neşeyle karşılamadı. Misal, geçen sene kendisini Barcelona’daki son sezonunu oynayan Eto’o tarafından saha içinde kovalanırken gördük. Barcelona-Racing karşılaşmasında Eto’o, takımın 5 bininci şeref golünü atmaya hazırlanıyordu. O sırada seyircilerin arasında bulunan ve bu golü bizzat atmak istediğine karar veren Jimmy, sahaya fırlayıp ortalığı karıştırınca, planları bozulan Eto’o’nun epey canı sıkıldı.
Fransa’daki 2009 Tek Erkekler tenis finalinde de elindeki ‘barretina’yı Roger Federe’nin kafasına takmaya çalışırken gördük. Her geçen sene eylem skalasını genişleten Jimmy Jump, bu sene Eurovision Şarkı Yarışması’na da el attı. İspanya adına yarışan Daniel Diges şarkısını söylerken sahneye fırladı ve koreografinin bir parçasıymış gibi davranarak sadece seyircileri değil, yarışmacıları da şaşırttı. Öyle ki Eurovision tarihinde ilk kez bir performansın yeniden sergilenmesine müsaade edildi. Kimileri bu işe çok sinirlense de İspanyolların bir kısmı Jimmy’nin performansını Daniel Diges’inkine yeğlediklerini açıkladı. Gerçek olan şu ki, diğer Eurovision performansları unutulurken, onun sahnede olduğu anların videosu bütün dünyada virüs gibi yayıldı, haber bültenlerine konu oldu.
Son olarak onu bu sene Dünya Kupası finalinde elinde barretinası ve üzerinde ‘Irkçılığa karşı’ yazan tişörtüyle kupaya doğru koşarken gördük. Yedi düvelin havaya kaldırabilmek için birbiriyle yarış ettiği kupayı neredeyse yere düşürüyordu.
Jimmy Jump, bugüne kadar dünya medyasında çok kez yer aldı. Dünyanın çok yerinden merak ve sempatiyle takip edilen bu uluslararası göstericinin haberleri Türkiye medyasında yer aldıysa da bugüne dek hiç söyleşisi yayımlanmadı. Peşine düştük, bir sonraki gösterisini planlayan Jimmy Jump’ı bulduk. Bizi elinde Beşiktaş forması, kafasında İstanbul planlarıyla karşılayınca neye uğradığımızı şaşırdık...

Jaume Marquet Cot, ne zaman Jimmy Jump oldu?
Uzun zaman önceydi. İnsanlar beni daha çok 2003’ten sonra tanımaya başladı ama daha önceleri de bir şeyler yapıyordum.

Ne tür şeyler?
Atlıyordum işte. Sinemalarda, televizyon programlarında ya da festivallerde birden ortaya çıkıp dikkatleri üzerimde topluyordum. Daha ‘underground’ takılıyordum o zamanlar. 2003’te Camp Nou’daki ilk gösterimle beraber daha geniş kitlelere ulaşmış oldum. Jimmy Jump orada doğdu diyebiliriz.

Sizi sahalara fırlayıp koşturmaya iten ne?
Bunu yapmak kendimi özgür hissettiriyor. Üstelik çok eğlenceli… Hem diğer insanlar da seyretmekten hoşlanıyor. Daha ne olsun ki!

Milletin bir kerecik havaya kaldırabilmek için deli divane olduğu Dünya Kupası’nı yere düşürüyordunuz neredeyse. Niyetiniz neydi?
Niyetim düşürmek değil sadece barretina takmaktı. Ama ne yazık ki olmadı. Yine de Dünya Kupası’na o kadar yakın olmak çok güzeldi. 

Katalanların sembollerinden olan barretinayı İspanya Milli Takımı’nın alacağı kupaya giydirmeye çalışmanızda politik bir mesaj aramalı mıyız?
Gösterilerime başladığımdan beri barretinayı yanımdan ayırmadım çünkü seviyorum. Buna politik anlamlar yükleyenler var tabii. Evet, barretina geleneksel bir Katalan şapkası. Ama vermek istediğim politik bir mesaj yok. Ben İspanya’da barış istiyorum. Kimseyle bir derdim yok.

Figo’yla var gibi. Yoksa suratına bayrak çarpmazdınız, değil mi?
Evet. Figo, Barcelona’nın kaptanıyken Real Madrid’e transfer olan bir isim. Barcelona taraftarı onun bu yaptığını asla unutmayacak. Yüzüne fırlatılan Barcelona bayrağını da tabii. Bence çok tarihi bir andı.

Eto’o’yla da aranız iyi değil sanırım. Sayenizde takımın 5 bininci golünü atma fırsatını kaçırdı…
Galiba… O gün bana pek arkadaşça davranmadı doğrusu. Buna anlam veremedim çünkü Camp Nou’daki ilk maçında ona barretina giydirdiğimde halinden memnun görünüyordu. Golü atan ben olamadım ama hiç değilse Samuel değil de Messi attığı için mutluyum.

Bütün bu karşılaşmaları takip etmek öyle ucuz bir iş değil. Eylemlerinizde tümüyle yalnız mısınız yoksa sizi destekleyen birileri, mesela sponsorunuz var mı?
Bana patronluk taslayacak bir sponsorum olmadı, bundan da memnunum. Ama karşılaşmaları takip etmek için yaptığım seyahatlerde beni destekleyen arkadaşlarım var. Bir de kalben beni yalnız bırakmayan Facebook’taki 150 bin takipçim... Sahaya üzerinde firmalarının adı yazılı şapkalarla çıkmam için ciddi paralar önerenler oldu ama bunu hep reddettim. Eylemlerime sponsor karıştırmak istemiyorum. Televizyon programlarında filan olur ama sahada olmaz.

Yakınlarınız ne diyor bu işe? Mesela anneniz?
Aslında ailem bu gösterileri hiçbir zaman desteklemedi ama neticede beni böyle kabul etmeleri lazım.

Bu işten para kazanmadığınıza göre, nasıl geçiniyorsunuz?
Çalışıyorum. Pazarlamacıyım. Son yaptığım iş, kitap satmaktı. Bir dönem emlakçılık yaptım. Bir ara şekerleme sattım. Çubuklu şekerlerden...

Bu eylemler iş ortamında sorun yaratmıyor mu?
Eurovision’daki performansıma kadar işle ilgili problem yaşamadım. Ama Eurovision’dan sonra, kitap işinden ayrılmam gerekti. Aslında iş bulmak benim için zor değil ama malum, bu aralar İspanya’da kriz var.

Nerelerde gösteri yapacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?
Genellikle spor müsabakalarını tercih ediyorum ama arada Eurovision gibi sürprizler hoşuma gidiyor. Tamamen o dönemki ruh halime bağlı. Yeni ve denenmemiş yerlerde gösteri yapmak daha heyecan verici.

Tamamen deşifre olduktan sonra bile, sıkı denetimi aşıp sahaya girmeyi nasıl beceriyorsunuz?
Bu soruya cevap vermek profesyonel sırrı deşifre etmek olur. Ama takip ettiğim yolu söyleyebilirim: Bulunduğun yerde kendini özgür hisset. Asla geriye bakma ve ne olursa olsun koşmaya devam et.

Kaçış ne kadar uzun olursa olsun sonunda hep yakalanıyorsunuz. Sonra ne yapıyorlar size?
Biraz itiş kakış oluyor tabii. Ama daha fazlası değil. Sonuçta beni kovalayanlar da işlerini yapıyor. Yani onlar da profesyonel, ben de. Birbirimizin halinden anlamamız gerekir ama değil mi? (Gülüyor)

Sadece o kadar mı? Para ya da hapis cezası?
Elbette aldım! Mesela son olarak Afrika’da Dünya Kupası finalinden sonra gözaltına alındım. Sürekli olarak bir yerlerden para cezası alıyorum. Ödemem gereken para cezalarını topladığımda, 300 bin Euro’ya yakın bir meblağ çıkıyor ortaya. Ben ödemedikçe katlanıyor bu meblağ. Yine de bence yaptığım şey, katlanmam gereken sonuçlardan daha mühim. İstediğim her yere girip çıkarak özgürce koşmayı hiçbir şeye değişmem. Benim için en önemlisi bu. 

Hâlâ tam anlayamadım. En önemlisi ne?
Salta, salta, salta! (İspanyolca ‘Atla, atla, atla!’)

‘İnönü Stadı’nda sahaya atlamak isterdim’
2008 Avrupa Futbol Şampiyonası yarı finalinde Almanya-Türkiye maçında sahaya ‘Tibet Çin değildir’ yazılı bir pankartla çıktınız. Neden?
Olimpiyatlar Çin’de yapılıyordu o sene. Ülkede yaşanan sorunlardan haberdar olduğum için, sahaya pankartla çıkarak Tibetlilerden yana olduğumu göstermek istedim.

Bunun için neden Almanya-Türkiye maçını seçtiniz peki?
Çünkü yıllar evvel Basel’de, maçın oynandığı o stadda, yani Saint Lacob’da Barcelona çok önemli bir başarı kazanmıştı. 1978 senesinde Recopa finalde Fortuna Düsseldorf’la karşı karşıya gelmiş, maçı almıştı. Pek parlak geçmeyen bir dönemden sonra gelen bu başarı Barcelonalılar için önemlidir. O başarının geldiği stad da öyle.

Stadyumdaki Türkler’in size karşı tepkisi nasıldı?
Gayet iyiydi. Pek çok Türk arkadaş edindim hatta. Güzel maçtı, neredeyse yeniyordunuz aslında, gayet iyi gidiyordu. Ama sonunda maçı Almanya aldı. Viyana’da oynanan finali de İspanya aldı. Oradaydım ama ne yazık ki sahaya çıkamadım. İçinden geçeni yapmak her zaman mümkün olmuyor!

Türkiye’ye gittiniz mi hiç?
Evet, 2005’te Şampiyonlar Ligi finalinde oradaydım. Bir hafta kaldım, bol bol gezdim. Fenerbahçe’nin, Galatasaray ’ın, Beşiktaş’ın stadyumlarının yerlerini gayet iyi biliyorum mesela. Sadece stadları görmedim tabii. Sultanahmet’i, oradaki müzeleri de gezdim, çok beğendim. Ayrıca Atatürk Havaalanını da iyi bilirim. Aktarmalı uçuşlarda orada çok bekledim. Belki bu aralar yeniden yolum düşebilir İstanbul’a.

Tatil için mi, yoksa başka planlar mı var?
FİBA Dünya Şampiyonası finalinde İstabul’da olsam mı diye düşünüyorum. Henüz net bir şey değil, sadece bir fikir. İnternetteki fanlarımdan bu konuda mailler alıyorum. Sanırım insanlar beni orada, finalde sahada görmek istiyor. Dur bakalım, aklıma eserse atlar giderim belki. 

Türk futbolunu takip ediyor musunuz?
Ediyorum. Büyük takımları biliyorum. Beşiktaş’ı tutuyorum. Bir tane Beşiktaş formam bile var. 

Beşiktaş sevgisi nereden geliyor?
Beşiktaş’ın taraftarı çok etkileyici. Bence benzer bir ruha sahibiz onlarla. Azimli, çılgın ve tutkuluyuz. Beşiktaş için, İnönü Stadı’nda sahaya atlamak isterdim.

Bunu denemeye niyetiniz var mı?
Yapsam güzel olmaz mı? Beşiktaşlılar da beni orada, onlar için koşarken görmek isterse neden olmasın?