Kaç kadeh kırıldı!

Kaç kadeh kırıldı!
Kaç kadeh kırıldı!
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Yıl 1987, on iki yaşındayım... 
Babalarımızın, amcalarımızın, halalarımızın, teyzelerimizin, dedelerimizin buz gibi soğuğun altında tek sıra dizilip sıra dayağından geçirildiği; dedemin öküz arabasının arkasına döşek koyup haftanın belli günlerinde karakolda falakaya yatırılıp yürüyemeyecek hale gelen dayımı aldığı ‘darbe’ günlerinin üzerinden 6–7 yıl geçmiş. Artvin’in Şavşat ilçesinin 60 haneli Köprülü (Rabat) Köyü’nün yıllanmış ahşap bir evinin büyükçe salonunda benden biraz büyük abilerim, ablalarım toplanmışlar. İki gofret karşılığında Y ablaya mektubunu götürdüğüm X abi, cebinden bir albüm çıkartıp ‘çift kasetçalarlı’ teybe koyuyor. Sigaralar yakılıyor, önce X abi ve Y abla çaktırmadan bakışıyor, ardından birkaç abla ve abi daha... “Her şey boş anlamsız şimdi gözümde, bin öfke bin nefret şimdi sözümde, yılların çilesi belli yüzümde, aynada baktığım yüze küskünüm...” Gururları kırılmış babaların çocukları, bu ruh halini acılı bir gururla haykıran ‘Baba’larının şarkısına eşlik ediyor. Bir abi ve ablanın gözleri ilk kez birbirine değiyor. Sigaralardan derin bir nefes çekiliyor, bir kadeh düşüp paramparça oluyor... 

Yıl 1989... Bafra Lisesi, birinci sınıfa başlayalı iki ay olmuş. Bizden iki üç yaş bir çocuk getiriliyor sınıfa. Adı Mustafa’ymış. Samsun’daki bir okuldan nakil gelmiş. Orta sıranın en arkasında gözden ırak kalmaya çalışan benim yanıma oturtuluyor. Kimselerle konuşmuyor. Derslere ilgisi yok. Bizim evin az aşağısındaki kooperatif konutlarında yaşlı annesiyle oturuyor. Birkaç ay böyle sessiz geçti. Bir gün evde otururken telefon çaldı. Mustafa çağırıyor, annesi evde yokmuş. Samsun’a gitmiş... Kapı açılıyor, oda duman altı ‘tek kasetçalarlı’ teybinden ağır bir müzik yayılıyor ortalığa... 15 yaşındayken bir kıza âşık olmuş, çok sevmiş ama aileler girmiş araya... Kaçırmaya kalkmış yüzüne gözüne bulaştırmış. Babası onu dövüp okuldan almış. Sonra da annesiyle birlikte bizim liseye ‘sürgün’e göndermiş. Hiçbir şeyin anlamı yok onun için. Teypte şarkı dönüyor: “Aşkımız ibadet gönül tahtımda, ibadet inanmak tanrı yanında. Kula kul olmak var sevda yolunda, aşkım iman demek tanrı katında.” Bir ara bana dönüyor: “Bir Allah, iki Müslüm” diyor. Babasının gadrine uğramış genç bir adam, yarattığı yeni babasını onore ediyor. Mustafa bir ay sonra kayıplara karıştı, bir kadeh daha kırıldı... 

Yıl 1992 Üniversite sınavına girmiş, ‘janjanlı’ bir okul kazanacağıma dair kanı oluşmuş, ödül olarak da yaz tatili için İstanbul ’a gönderilmişim... Artık ‘okumuş’ çocuk olma yolundayım, Müslüm’e ve ille de Ferdi’ye ufak ufak mesafe koyuyorum. Grup Yorum, Fikret Kızılok, İlhan İrem, Yeni Türkü ve Ezginin Günlüğü albümleri almaya başlamışım... Ama tatilin iki büyük amacı var: Gülhane’de Ahmet Kaya ve Müslüm Gürses konserlerine gitmek. Bir tür zirvede bırakma, ikisine de ‘en derin saygılarımla’ veda etme ritüeli. Birçok neden için bir araya gelmeleri, yan yana durmaları yasak olan, Zeytinburnu’nun kokuşmuş deri atölyelerinin hastalıklı çocukları, sanayi sitelerinin, yoksul semtlerin afili delikanlıları, babaları gadre uğramış ve Müslüm’le teselli bulmuş X abiler ve Y ablalar, on binler... on binler... Örseleyen, hor gören, itip kakan, aşağılayan, hak ettiği değeri vermeyen ‘devlet baba’nın görüp de görmezden geldikleri; buyurgan babaların evlatları, o hiç istemediği halde, baba olarak seçtikleri Müslüm ile birlikte söylediler şarkılarını. O gün Gülhane gerçekten ‘yıkıldı’! Birçok kadeh kırıldı...
Kendileri yazmadan kimsenin bilmediğini, dinlemeden kimselerin sevmediğini, alkışlamadan kimselerin önemsemediğini düşünenler; onu biraz kibir ve biraz da alayla karışık ama çokça geç bir şekilde ‘Müslüm Baba’ mertebesine yükselttiler. Müslüm Gürses’in son yıllarına sığdırdığı çalışmalar, onun müzikal yeteneğinin sınırlarının nerelere varacağını göstermesi bakımından anlamlıydı hiç kuşku yok ki. Bugün Müslüm Gürses’in 2000’lerden sonra ‘toplumun geniş kesimlerine mal olduğunu’ söyleyenler; yüz binler satan albümlerini satın alanları, on binlerle konserlerine koşanları hâlâ ‘yok’ sayıyorlar. Müslüm Gürses’i o insanların gözünde ‘baba’ mertebesine yükselten şeyin, tam da onların ‘yok’ saydıklarına kol kanat germesi olduğunu görmezden gelerek üstelik.
Son kadeh de kırıldı!