Kaçarı yok, ne yapsam pop!

Kaçarı yok, ne yapsam pop!
Kaçarı yok, ne yapsam pop!
Pop'ta yaratıcılığa da yer olduğunun kanıtlarından Little Boots, yeni albümü 'Nocturnes'un tozuyla Rock'n Coke sahnesinde. Cumartesi günkü konser öncesinde Little Boots'a bağlandık.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

‘Freak’ çıkışlar, tuhaf enstrümanlar, sadece CocoRosie gibi uçarılıkları tescilli alternatif gruplara veya David Byrne gibi ‘ciddi çılgınlara’ mı mahsus? 2008’de yatak odasında, Japon icadı ‘ müzik oyuncağı’ Tenori-on eşliğinde gayet sağlam pop melodileri seslendirerek önce YouTube’a, sonra da pop âlemine hızlı bir geçiş yapan Little Boots (ya da Victoria Christine Hesketh) yıllardır tam tersini ispatlıyor. Pop’ta yaratıcılığa da yer olduğunun yeni kanıtlarından Little Boots, yeni albümü ‘Nocturnes’un tozuyla bu sene Rock’n Coke sahnesinde. Konser öncesi electro-pop yıldızına bağlandık, müziğini, yetenek şovu deneyimini ve pop’un halini konuştuk. 

Rock kasabası hazır


İlk albümünüz ‘Hands’le yeni albümünüz ‘Nocturnes’ arasında dört yıllık bir boşluk var. Bunun sebebi neydi?

Birkaç sebebi var. Bunlardan biri, yürüyeceğim yolu bulmak, arada farklı şeyler denemek istememdi. İlk albüm sonrası 18 ay boyunca turnedeydik. Stüdyoya döndüğümde de her şeye baştan başlamak durumunda kaldım. Ayrıca plak şirketim değiştiği için tonla sıkıcı bürokratik işle de uğraştım. Ancak bu, daha iyi bir albüm olmasına yol açtı. Çünkü üzerinde daha uzun süre yoğunlaşabildim ve ortaya tam bir sanatçı albümü çıktı.
Sözlerin ilk albümünüzdekilere göre daha karanlık olduğu yönünde yorumlar da mevcut. 

Katılıyor musunuz?

Belki… İlk albüm çok daha ana akım, ticari bir albümdü. Bu albümün farklı olmasını istedim. Öncesinde daha çok şiir okudum ve sözlerin o kadar doğrudan olmamasını istedim. 

İki albüm arasında çıkardığınız şarkı ‘Headphones’ büyük bir hit olmasına rağmen albüme koymamayı tercih ettiniz. Bunun sebebi neydi?

Zor bir tercihti. Ama o şarkı halihazırda eski plak şirketim tarafından doğru dürüst bir şekilde yayımlanmıştı. Ayrıca bu albümün geri kalanına uyan bir şarkı da değildi. ‘Nocturnes’ün belirgin bir ruh haline denk gelmesini istiyordum. ‘Headphones’ da o moda çok uymuyor gibi geldi. Prodüktörüm Tim de (Goldsworthy) aynı fikirdeydi. O yüzden zorlamak istemedik. Tabii ki hâlâ canlı performanslarda çalıyoruz, insanlar halen dinliyor. 

Müzik endüstrisinin albüm değil de şarkı odaklı olmaya başladığı bir dönemde tek bir moda odaklı albüm çıkarmak ilginç bir karar değil mi?

Bence de öyle. Albümler gitgide daha az önemli bir hal almaya başladı. Bu da çok üzücü çünkü tutarlı bir albüm, o sanatçının kariyerinin gidişatıyla ilgili de fikir verir. Artık dikkat aralığı çok düştüğünden insanlar bir şarkının ya da videonun ötesine bakmıyorlar. Ancak bunun güzel sonuçları da var. Mesela uzunçalarlar yeniden popülerleşiyor… Bu da durumla baş etmenin farklı yollarından biri. Yani müzik yapmak için daha yaratıcı olmaya da teşvik edebilir bu durum. 

Biraz da albümün sound’undan bahsedelim… 90’lar büyük bir etki sahibi gibi… Büyürken dinlediğiniz müzik miydi bu?

Tabii ki 90’ların etkisi var. Ama bu albümde daha farklı türler de var. 70’lerin disco’su, Chicago House gibi… 90’ların bir kısmının büyürken dinlediğim müzikler olduğu kesin ama o dönemin dans ortamlarına yetişemeyecek kadar gencim. Ne var ki DJ’lik de yaptığım için dönemin klasik dans albümlerinden bihaber değilim. 

Daha önceki söyleşilerinizde “Ne yapsanız, sizden çıkan melodilerin tarzına hükmedemezsiniz, benden de melodi ağırlıklı pop tarzı çıkıyor” demiştiniz. Bu ‘pop’ durumdan dolayı dışlandığınız, onu bastırmanız istendiği oldu mu hiç?
Pop müzik çoğu zaman pek ‘cool’ bulunmaz. ‘Cool’ bir grupta da bu zorluk yaratır tabii. Pop müzik yapmak istiyorsanız da bunu ‘cool’ yapmak durumundasınız. Pop’un her zaman demode ve standart olabileceği gerçeğini böyle aşabilirsiniz. Onu renksiz yapmayarak… Şu aralar radyolarda çalan pop müziğin büyük bir kısmı da renksizlikten mustarip. 

‘Hands’ albümünde düet yaptığınız Philip Oakley’nin grubu Human League’in büyük bir hayranısınız da aynı zamanda.
Human League bu müzikle yaratıcı şeyler yapabileceğini de gösteren özgün gruplar arasında en büyüklerinden. 

YouTube’a videolarınızı yükleyen amatör bir müzisyenken çoğunluğun aksine gitar eşliğinde balad söylemektense, Tenori-on diye tuhaf bir elektronik enstrümanı tercih ettiniz. Nasıl denk geldiniz ona?

O aralar çalıştığım müzik dükkânında bulmuştum Tenori-on’u ve bayılmıştım çünkü görsel yönü de çok güçlü bir enstrümandı. Öteden beri de görsel yönü olan enstrümanlara ayrı bir ilgim vardır. Tenori-on, hem dijital değil, fiziksel bir enstrüman hem de beat’leri, ritmi gözlerinizle görebileceğiniz bir müzik aleti. Ayrıca çok da farklı sesler üretebiliyor. 

16 yaşındayken bir yetenek şovuna başvurmuş ve reddedilmiştiniz. Kabul edilseydiniz farklı bir kariyeriniz olacağını düşünüyor musunuz?

Bambaşka olurdu (Gülüyor). Her zaman en iyisine bakıyorum. O şovları kazananların belki bir hiti oluyor, sonra da ortadan kayboluyorlar. Ama benim olmak istediğim müzisyen, kariyeri boyunca performans sergileme, albüm yapma şansı olanlardan… O zaman çok mutlu değildim durumdan. Ama şimdi tam aksine kazanamadığım için çok memnunum. 

Üniversitede kültürel çalışmalar okudunuz. İşin teorisine hâkimiyet, müziğe bakışınızı etkiliyor mu?

Tam olarak değil. Çünkü ben her zaman bir pop müzik hayranıydım. Kültürel çalışmalar okuduğunuzda sadece pop müzik değil, aynı zamanda yüksek kültürü, büyük romanları, sinemayı, gündelik kültürü de inceliyorsunuz. Bendeki etkisi de pop müziğin değerini iyice anlamak oldu. Snop bir tavırla sadece alternatif veya avangart müziğe odaklanmaktansa pop müzikte de aynı oranda yaratıcı olunabileceğini görmüş oldum.
7 Eylül cumartesi 14.30’da Party Arena sahnesinde.


    ETİKETLER:

    Rock

    ,

    Müzik

    ,

    Dijital

    ,

    Yetenek

    ,

    Moda

    ,

    Şiir

    ,

    ruh

    ,

    klasik

    ,

    eylül

    ,

    zaman

    ,

    Karanlık

    ,

    Konser