Kader bir seçim mi yoksa bir şans mı?

Kader bir seçim mi yoksa bir şans mı?
Kader bir seçim mi yoksa bir şans mı?
Devasa işleriyle tanınan Andrew Rogers'la Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi'nin terasına yerleştirdiği 'Kıvrımlı Yol - Gerçeğin Arayışı' eserini konuştuk.
Haber: Umut Eroğlu / Arşivi

Dünyaya iz bırakmak pek çok sanatçının idealidir. Andrew Rogers içinse dünyaya iz bırakmak sanatın ta kendisi. Avustralyalı sanatçı 15 yılı aşkın süredir devasa boyutlarda işler konduruyor Nepal’e, Kenya’ya, İzlanda’ya, Kapadokya’ya, Antarktika’ya ve nice toprağa. Yaptığı işler ‘Arazi Sanatı’ (Landart) olarak anılıyor. Rogers, aynı zamanda bir nesnel heykeltıraş ve ressam. Zincirlikuyu’daki Garanti Bankası binasının önündeki heykel, ‘Ryhthms of Life’ adlı ünlü figürünün bir örneği. Son icrası ise Maslak’taki Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi’nin terasına yerleştirdiği labirent. Eser, ‘Kıvrımlı Yol - Gerçeğin Arayışı’ adını taşıyor.
Röportaj için Elgiz’in terasına öğlenin erkeninde varıyorum... Yapmasam olmaz, labirentin kıvrımlarını izleyip merkeze ulaşıyorum. İşin bir kafası var evet, görünmez duvarlar arasında sabırla döne döne hedefe ilerliyorsunuz, bir tür semazen gibi. Merkeze varınca telefonum çalıyor. Duvarların üstünden atlayarak çıkıyorum dışarı ve labirentin altında, müzenin asma katında buluşuyoruz. Labirenti anlatarak başlıyor söze, dediğine göre merkeze hakkaniyetle ulaşmak için sabırlı olmak, yolu bitirmek lazım. Bu, bilgeliği temsil ediyor. Dayanamayıp dönüşte duvarların üstünden atladığımı itiraf ediyorum. Döngünün dışına çıkarken hinlik yapmakta sorun yokmuş, rahatlıyorum. Zaman ve uzay kapsamında herkesin birbirine bağlı olduğuna getiriyor sözü: “Bütün bu teknolojiye sahibiz. Peki ya insani değerler? İnsan varlığını iyilikle mümkün kılan şeyi unutmak üzereyiz. Labirent, doğru yolu bulmak için gereken zihinsel disiplini, gerçeği arayışı ifade ediyor.”
Labirentin içindeyken hayatı sorgulayıp sorgulamadığımı düşünüyorum. Zihnimde mahiyeti meçhul bir soru işareti vardı gerçi ama... Ekranımdakiler imdadıma yetişiyor: Acaba mesajın büyüklüğü, işlerin büyüklüğüyle doğru orantılı olabilir mi? “Eserin ve mesajın önem taşıması için büyüklük gerektiğini düşünmüyorum aslında. Fakat ölçeğin kesinlikle etkisi var. İçeriğin ve yerleşimin de öyle. Labirent uzun gökdelenlerin arasında zaten alışılmışın dışında bir durum yaratıyor. Benim yapmak istediğim spekülasyon yaratmak, dışarıdan bakan insanların soru sormasını sağlamak.” Mesele aydınlığa kavuşuyor: Ya dışındasın çemberin ya da içinde yer alacaksın.

‘Tüm insanlar aynı’
Rogers’ın işleri, toprağın gerçek sahiplerinin birer imzası gibi görünüyor. “Biz aslında dünyanın bakıcılarıyız sadece...” diyor vücudunu öne getirerek: “Dünya üzerinde yaptığımız her şeyin sonraki nesiller için sonuçları olacak. Antik sembolleri yerleştirip onları modern bir içerikle yeniden yarattığımızda bizden önce kimler vardı, ne yapıyorlardı diye düşünmemizi sağlayabilirler. İnsanlar için önemli şekiller seçilmesinin sebebi, tarihe ve mirasa bir saygı amacıdır.”
Andrew Rogers, sanata resimle başlamış. Yıllar önce çölde bir eser yaratması için aldığı davet dönüm noktası olmuş: “Orada, hiç bozulmamış bir ortamda, gökyüzündeki pırlantanın altında çalışırken yapmam gerekenin bu olduğuna karar verdim. O günden bugüne bu küçük proje, 15 yılımı aldı...” Kapadokya, dünya üzerinde en çok iş kondurduğu bölge. “Topografik, tarihi ve kültürel anlamda muhteşem bir yer. Aynı zamanda bir dünya mirası, orada çalışmak bir ayrıcalıktı. Benimle çalışanlar da çok kaliteli iş gücü sergilediler.”
Çalışmaya katılanlar çoğu ileride çocuklarını, torunlarını da eserleri görmeye getireceğini söylemiş. Belli ki nesillere uzanan işler ortaya koymanın meyvelerini bugünden topluyor. Projelerine bazen binlerce kişi gönüllü olarak katılıyor. Çin’de ejderhaları resmettiği çalışmaya tam 7500 kişi dahil olmuş örneğin. Kenya’daki projenin şefi 6 hafta boyunca civar yerleşimleri dolaşarak olayı insanlara anlatmış, çalışmaya katılmak için 4-5 günlük yolu yürüyerek gelenler olmuş. Bu çalışma tarihe de geçmiş çünkü ilk defa bu kadar çok Messai kabilesi üyesi (1300 kişi) bir araya gelmiş.
Çalıştığı insanlardan öğrendiği en önemli şeyin ne olduğunu merak ediyorum. “Dünyanın her yerinde yaşayan tüm insanların aynı olduğu.” yanıtını veriyor: “Maalesef bazı insanlar fırsatçılıktan hoşlanıyor. Aslında herkes aynı, hepimiz aynı şeylerden etkileniyoruz.” Biraz duraksıyor, düşünüp devam ediyor söze: “Kimi ülkelerde kader bir seçim, kimilerinde ise bir şans olarak görülüyor, bir de bunu öğrendim.” Kaderi bir seçim olarak görenlerin boyun eğmeye daha yatkın olduğu, kaderin getirdiklerini şans olarak görenlerin ise ilerlemeye hasıl olduğu sonucunu çıkarıyorum. “İyilik Allah’tan, kötülük nefsindendir” ile bağlantısını düşünüyorum...
Andrew Rogers projeleri uydular tarafından da belgeleniyor. Google Maps ile ortaklaşa geliştirilen video uygulamasına andrewrogers.org adresinden ulaşabilirsiniz. Maslak’taki labirenti gidip yerinde görmenin bir başka faydası da var: Elgiz Sanat Müzesi’nde bulunan birbirinden değerli onlarca çağdaş sanat eserini keşfetmek... Labirent, 8 Haziran’a kadar Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi’nde.