'Kadınlar için daha fazla özgürlük'

'Kadınlar için daha fazla özgürlük'
'Kadınlar için daha fazla özgürlük'
Dünyanın en önemli yüz entelektüeli arasında gösterilen Ali Mazrui, 'marjinalleşme' algısının giderilmesi için İslam ülkelerinin eğitim, kadın ve anayasa konusunda çalışmalar yapması gerektiğini söylüyor. Mazrui, "Kadınlar için daha liberal bir bakış hayata geçirilmeli" diyor.
Haber: AYÇA ÖRER - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi

British Journal ve PROSPECT tarafından dünyanın ‘Yaşayan en önemli yüz halk entelektüeli’ arasında gösterilen Kenyalı sosyolog Prof. Dr. Ali Mazrui, Bağcılar Belediyesi’nin düzenlediği İbn Haldun Sempozyumu’na katılmak üzere İstanbul ’daydı. Prof. Dr. Mazrui ile buluşup, Arap Baharı’ndan Suriye’ye, İslam dünyasında yaşanan gelişmeleri konuştuk.
İslam dünyasında son yıllarda en öne çıkan taleplerden biri özgürlük ve demokrasi. Arap Baharı’ndan bu yana süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
İslami ülkelerde lider kültü uzun yıllardır etkinlik gösteriyor. Liderler üzerinden sağlanan bir demokrasi ve yönetim algısı var. Bu tarzın değişmeye ihtiyaç duyduğu ortadaydı. Sizin bulunduğunuz noktadan Türkiye diğer ülkelere oranla daha demokratik bir ülke. Atatürk ’ün gelmesiyle beraber başlayan bir süreç bu. Ancak sizde yukarıdan aşağıya gerçekleştirilen bir devrim oldu. Buradaki devrim çok daha seküler. Hatta sekülerleşme demokrasiyi aşan, demokrasiyi baltalayan bir hal aldı, din tamamen silikleşti. Şimdi Mısır’da yaşanana bakarsanız Hüsnü Mübarek’e Zeynel Abidin’e karşı halkın isteğiyle bir hareketin olduğunu görürsünüz. Bu yüzden Türkiye’deki demokrasi de henüz dinamikleri oturmuş bir demokrasi değil, diğer İslam ülkelerindeki de. 

Türkiye’nin iletişimi koptu


Türkiye’nin tarihsel bir geleneği ve yaşam algısı Cumhuriyet’in kuruluşuyla beraber değişti. Şimdi Mısır’da, Suriye’de yaşananlara müdahil olmak isteyenler tarihsel devamlılık iddiasında bulunurken, bir kesim de bunu Osmanlı sevdası diye niteliyor. Bu ayrışma dışarıdan nasıl algılanıyor?

Türkiye’nin Ortadoğu’yla iletişimi koptu. İslam dünyasının felsefi, kültürel özü bir kenara bırakılarak Avrupa’ya yakınlaştı. Bu yıllara yayılan tavır son 5 yıldır değişti. Fakat bu arada Osmanlı’nın dağılmasıyla beraber Ortadoğu da Batılı ülkelerin emperyalist alanı haline geldi. Onlar emperyalizm kurallarıyla yaşayıp, asimilasyona uğrarken, Osmanlı’nın mirasını sahiplenmeyen Türkiye de bu sömürü nedeniyle Batı’yla yakınlaştı. Bu yanlış, bu hükümet döneminde düzeltilmeye çalışıyor. Avrupa’dan ziyade Osmanlı’nın eski bakiyesi içinde olan ülkelere ilgi gösteriliyor. Bu, güzel bir fikir. 

Peki Türkiye yüzünü Ortadoğu’ya döndüğünde kabul gördü mü? Bu ülkelerde bir gücenmişlikle karşılanmadı mı?

Türkiye Ortadoğu’nun bir parçası. Yüzünü yeniden Ortadoğu’ya dönmesi Müslüman ülkelerdeki lider arayışına karşılık gelebilir. O lider Mısır’dan çıkmadı, Pakistan’dan çıkmadı, Endonezya’dan çıkmadı, -çıksa da orası çok uzak- en olabilir lider Türkiye’de. Osmanlı deneyiminin geride bıraktığı izler olabilir ama sivilleşme, anayasa yapma ihtiyacı bu ülkelerde belirgin. Bekleyelim ve görelim. 

İslam dünyasının en önemli sıkıntılarından biri de sosyolojik, kültürel kodlarının Batı tarafından belirlenmesi…

Evet doğru. İslam dünyası kendi kodlarına sahip değil. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Müslüman ülkeler daha kendilerine özgü bir düşünce dünyasına sahipti. Dağılmadan sonra onlar da Avrupa idealine yöneldiler. Avrupa’da da İslam tarihi, kültürü çalışmaları başladı. Batılılar İslami terminolojiyi Doğululardan daha iyi kurma iddiasına girdi. Öbür yandan Müslümanların kafası da Avrupa’yı izlemek ya da yeni bir İslami terminoloji yaratmak konusunda karışık. Bu yüzden Avrupa’da yapılan çalışmaların imitasyonları üretiliyor. 

İslam dünyasının önemli sorunlarından biri de şiddet eylemleriyle anılması… Geçen haftaya El Şebab’ın eylemi damgasını vurdu. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Şiddet çok önemli bir problem evet ama birçok nedeni var. El Şebab benim ülkemde de faaliyet gösteren bir örgüt. Ben çocukken böyle bir yönelim, böyle bir siyasi oluşum yoktu. Olayların tarihsel devamlılığına baktığınızda çoğunun ülkelerin iç meselelerinin kangrenleşmesinden kaynakladığını görüyorsunuz. İslami bir yaşam ya da iktidar başlı başına bir tehdit olarak görülüyor, pratik olarak yaşama şansı terörize ediliyor. Somali’de daha önce böyle bir problem yoktu. İslami hükümet ortaya çıktığında ABD bundan rahatsızlık duydu, komşusu Etiyopya’yı kışkırttı. El Şebab’ın ortaya çıkması bu zamanda oldu. Şiddet ülkelerin iç problemleriyle ilgili çoğunlukla bunun da zaman zaman müsebbi ABD. 

Suriye’de bir kez daha gündemimize giren mezhep çatışmaları da İslam dünyasını bekleyen bir diğer sorun olabilir mi?

Mezhep, şiddet, kültürel karmaşa tüm İslam dünyasına mal edilse de daha çok Arap ülkelerinde yaşanan sorunlar. Bu, özellikle ABD’nin desteklediği bir kavga. Arapların Sünni liderliği iddiası var. Bu da İran’a karşı desteklenen ve “Bakalım bir araya gelebilecek misiniz, bakalım yeterince Sünni etkinliği var mı?” sorularıyla beslenen bir süreç. Arap Sünniliğinin tetiklenmesi İslam dünyasını da tehdit ediyor. Arap ülkeleri özgürlük istedikçe bu sorunu yaşayacaklar. Çünkü özgürlük müdahaleyi getiriyor. Ne kadar çok özgürlük talebi o kadar şiddet. Dünyanın diğer yerlerinde yaşayan Müslümanların sorunları göz ardı ediliyor. Onların demokratikleşme problemi bütün İslam coğrafyasının problemi gibi algılanıyor. Kültürel ve sosyal sorunlar arka planda kaldı. Arap dünyası Müslüman dünyanın azınlığı ama köşe taşlarından. 

Sonuçta bu savaşların ve şiddetin yarattığı bir İslam algısı ve gerçeği var. Radikalleşme, marjinalleşme sorunuyla nasıl başa çıkılabilir?

Üç yolu var, birincisi eğitim. Batı’da eğitim en önemli unsurlardan iri. İkincisi kadın hakları. Hâlâ kadınlar marjinalleştiriliyor. Toplum içindeki rolleri görmezden geliniyor. Demokrasinin esas temellerinden biri de kadının toplumsal hayat içinde varlık gösterebilmesi. Kadınlar için daha liberal bir bakış hayata geçirilmeli. Kadın hakları Türkiye’de olduğu gibi toplumsal ve hükümet nezdinde kabul görmeli. Kadın görünür olmalı. Sürekli kapı dışına iterek sağlıklı bir toplum ve iletişim yaratamazsınız. Arap dünyasında bir ihtiyaç daha var; Anayasa. Monarşiyle yürütülen ülkelerde demokratik hakların dile getirilmesi ve kullanılmasıyla ilgili sorunlar yaşanıyor. Tüm bu sorunların çözümü demokrasinin de temeli olan anayasanın geçerlilik kazanmasıyla olur. 

Etkin rol üstlenmeli

Mazrui, İbn Haldun Sempozyumu’nun dünkü açılışında da bir konuşma yaptı. Mazrui konuşmasında özetle şunları söyledi: “Mısır ve Suriye gibi bazı ülkeler zorlu bir süreçten geçiyor. Benim teklifim, Türkiye’nin liderlik için daha büyük bir rol üstlenmesi. Medeniyetler İttifakı özellikle liderlik için çok mantıklı bir yaklaşım istiyor. Türkiye, İslam ülkelerine önderlik yapacak bir konumda ancak daha etkin rol üstlenmesi gerekiyor.”