Kadınlar içini döküyor

Kadınlar içini döküyor
Kadınlar içini döküyor
Talking Heads, hayatlarını anlatan üç sıradan İngiliz kadının monologlarından oluşuyor. Ekşi, dokunaklı, iğneli, tam bir İngiliz nüktesi!
Haber: TİLDA TEZMAN / Arşivi

Alan Bennett tarafından kaleme alınmış Talking Heads (Konuşan Kafalar), İngiliz orta sınıfına mensup 9 kadının portresidir.

Alan Bennett, 1934 yılında İngiltere’nin Leeds şehrinde doğdu ve yaşamını hala orada sürdürüyor. Sinema ve tiyatro için sürekli senaryo üreten bu çağdaş yazarın en ünlü oyunları arasında “Forty Years On”, “The Old Country”, “Kafka’s Dick” ve “Single Spies”ı sayabiliriz. 2009’da yayınlanan son romanı “La Reine des Lectrices” (Okuma Kraliçesi) ile büyük sükse yapan yazar, bu son kitabında, roman okumaya çok meraklı bir İngiliz Kraliçesi’nin, bu tutkusundan dolayı, memleket işlerini ihmal ettiğini anlatıyor.

Claude Bonin, Alan Bennett’in kaleme aldığı üç monologdan yola çıkarak, “Talking Heads” (Konuşan Kafalar) oyununu, çok yetenekli iki kadın oyuncuyla sahneye koydu.

1988’de BBC’de yayınlanan Talking Heads’in altı monoloğundan üçünü, Laurent Pelly 1993 yılında Paris’te sahnelemişti. Bu yıl ise, Claude Bonin yeni bir üçlemeyle seyircinin karşısına çıktı. Talking Heads’den alıntı yapılan bu üç monoloğun çevirisini Jean-Marie Besset, büyük bir ustalıkla yaptı.  Une Femme Sans Importance (Önemsiz Bir Kadın)’daki Peggy’yi Bénédicte Jaquard, Nuits Dans Les Jardins d’Espagne (İspanyol Bahçelerinde Gece)’deki Rosemary’yi Emmanuelle Rozès,             Une Femme Avec Pédicure (Pedikürlü Kadın)’daki Miss Fozzard’ı Bénédicte Jaquard canlandırıyor.

Her üç monologda da Alan Bennett’in, duygusal ve etkileyici kalemi hemen hissediliyor. Yazar; bu üç kadını, “üç karakteri” kaleme dökerken onların komşularını, arkadaşlarını, tanıdıklarını da unutmuyor. Böylece bu monologlar içsel monologlar olmaktan çıkıp,  sanki sırdaş bir kameraya içini döken üç kadının sıradan günlük hayatına dönüşüyor. Ama bu üç kadın, bu sırdaş kameraya her şeylerini bütün çıplaklığıyla anlatmıyor! Hep yarım gerçekler şeklinde söylenen bu monologların, alt metnindeki gerçeği, duyguyu ortaya çıkarmak, yine seyirciye düşüyor. Büyük bir coşkuyla anlatılan bu hikâyeler, seyirciyi güldürürken, alttan alta da ağlatıyor. Her üç kadın da acı çekiyor. Ama bu acının altında, aslında büyük bir yalnızlık yatıyor. Bu monologlarda, korkunç bir trajedi ve hüzün var. Bir de Alan Bennett’in alt metinde sakladığı sır, gizem, seyirciyi dikkatli bir gözlemci haline sokuyor. Seyirci, bir dedektif titizliğiyle oyunu izliyor.

Ekşi, dokunaklı, iğneli, tam bir İngiliz nüktesi! İlk monologda (Önemsiz Kadın), bahçesiyle severek uğraşan 50 yaşındaki ev kadını Peggy’nin sürdürdüğü basit yaşantısı, bir gün kocasının garip, sıra dışı gecelere katıldığını ve tuhaf ilişkilere girdiğini keşfetmesiyle altüst olur. Seyirci bu duruma gülerken, bir yandan da Peggy’nin korkunç yalnızlığına, mutsuzluğuna ve karşı karşıya kaldığı ürkütücü hikâyeye üzülüyor.

 

SAPLANTISI PEDİKÜR YAPMAK

Küçük bir büroda, memur olarak çalışan, her türlü fanteziden yoksun Rosemary ise, bir kadın polisin başından geçen hikâyeleri dinleyerek, fantezi yelpazesini öyle bir geliştiriyor ki, izlerken, sırıtmadan durulamıyor.

Ama en başarılısı, üçüncü monolog: 50 yaşındaki Mlle Fozzard bir alışveriş merkezinde satış elemanı olarak çalışıyor. Onun en büyük saplantısı, pedikür yapmak. Her öğleden sonra, seve seve, genç bir adamın evine pedikür yapmaya ve uçuk fanteziler yaşamaya gidiyor!

Bu oyunda, dekor başrolde: Chantal Thomas’ın sahne tasarımı, mükemmel ötesi! Oynak, kımıldayan bir tasarım. Bu üç karakterin, gündelik hayatındaki kesitleri sanki bir kamera takip ediyor ve o anları görselleştiriyor. Her monologda beş-altı tane hareket eden sahne kullanılmış. Bir önceki sahnenin arkasına tam karşıt bir konuyu işleyen bir sahneyle devam ediliyor. Süreklilik hissi veren bu görüntüleri izlerken, seyirci, bu üç kadının dar alanlarında yaşadıkları basit hayat karşısında adeta hipnotize oluyor. Realist dekorlar: Bir büro bölümü, bir mutfak bölümü, bir banyo bölümü, bir bahçe bölümü ve renkli, klişeleşmiş yakın planlar. Chantal Thomas, bir film kadrajı tasarlamış. Üç oyuncuyu, üç plan sekansa yerleştirmiş. Böylece, tekste müthiş bir sahne dinamiği getirmiş.

Oyun, çok orijinal. Seyirci, polisiye bir film izlermiş gibi geriliyor. Agathe Mélinand’ın dramaturjideki başarısına sırtını yaslayan Yönetmen Claude Bonin, başroldeki sahne tasarımıyla beraber, sıra dışı bir oyuna imza atmış oluyor!

Bu çağdaş İngiliz yazarın, hikâyesini esrarengiz bir üslupla yazdığını fark ettim. Alan Bennnett, seyirciyi akıllı bir Gözlemci ve Röntgenci olarak kabul ederek yola çıkmış ve anlatılan hikâyenin gerisinde saklı olan olguyu, karakterlerin gündelik labirentinde gezinerek ortaya çıkarmış.

Paris’te, Cartoucherie-Epée de Bois Tiyatrosunda oynanan bu oyun 19 Nisan’a kadar saat 20.30’da seyirciyle buluşuyor.