Kadınlığın ağırlığı, kötülüğün şeffaflığı

Kadınlığın ağırlığı, kötülüğün şeffaflığı
Kadınlığın ağırlığı, kötülüğün şeffaflığı
13. kez havalanan Uçan Süpürge, neden sadece bir film festivali değil? 'Kötü kadınlar' nereye gider? Kötülüğün kaynağını hep kadında bulana ne denir?
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinar.ogunc@radikal.com.tr / Arşivi

Kadın ve kötülük kelimelerini aynı cümle içinde düşününce, Jean Baudrillard’ın “Hepimiz transseksüeliz” dediği ‘Kötülüğün Şeffaflığı’ geliyor akla. Baudrillard’ın cinsiyet kimlikleri üzerinden çağın insanında gördüğü potansiyel ve simgesel transseksüellikten ziyade başlıkla ilgili bu çağrışım... Kadına atfedilen ve kadına karşı uygulanan kötülüğün, bu kadar kolay kılık değiştirişini, bu kadar sinsice görünmezleşebilmesini ne güzel karşılıyor ‘şeffaflık’... Hem var, hem yok. Hem çok net, hem saydam. Yapıştığı insanın, dilin, zikrin kılıfını giyiveriyor, özüne yaraşır biçimde ikiye katlıyor kötülüğünü...
Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, bu sene 13. yaşını kutluyor; çok ciddi bir sayı bu. Çünkü Uçan Süpürge, seçilmiş 15-20 filmin art arda gösterildiği, program festivallerinden olmadı hiç. Her sene belirlediği teması, her daim son zamanların toplumsallığında öne çıkan bir kadın meselesi oldu. Belirlediği temayla gündeme kendi lafını soktu, Ankara’ya yolu düşmeyenlere, dünyanın dört yanından seçilmiş filmleri izleme şansı bulamayanlara dahi meramını ulaştırdı. Kısa film yarışmasıyla belli temalarda üretimi teşvik etti. Kadın kuruluşları ve sivil toplum örgütlerini buluşturacak bir zemin işlevi gördü. Bunlara festival mevsiminden tüm yıla taşan internet haberciliğini, Uçan Haber’le basılı dergiciliğini, televizyon ve radyo programcılığını eklediğinizde ortaya kadın meselesi etrafında dönen dört başı mamur bir medya çıkıyor. Uçan Süpürge başından beri, kadın filmleri göstermek gibi çok saygın bir iş çıkarmakla kalmayıp bir de üzerine kadın hakları konusunda aktivizm yapıyor. Bir haberde bu kadar övgü, misal ekonomi haberi olsaydı, ‘satılmış’ hissi uyandırabilirdi. Ama ne yapalım...
13 Mayıs’a kadar sürecek olan bu yılki festivalde Almanya’dan Yeni Zelanda’ya, Meksika’dan Filistin’e 28 ülkeden 95 yönetmenin toplam 100 filmi mevcut. Tema, girizgâhta sinyallerini verdiğimiz üzere ‘kötülük’. Kavramın cisimleştiği slogan cümleyse ‘O Kötü, Ya Sen?’... Zamirlerle oynayarak türlü şekillerde düşünce cimnastiğine müsait. Dinsel metinlerden mitolojiye, sinemadan edebiyata kötülüğün membaını kadın olarak sunan zihniyeti deşifre etme gayretleri de dahil buna; ırkçı, ayrımcı ve militarist gündelik jargonun kadına yakıştırdığı sıfat olarak kötülüğü tahlil etmek de...
Hepi topu 15 film çekse de, Türk sinemasında ‘kötü kadın’ deyince akla ilk gelen isimlerden Lale Belkıs’ın Uçan Süpürge Onur Ödülü’nü alması gayet yerinde bir hareket. http://festival.ucansupurge.org adresinden programı takip edebilirsiniz.

Sınırınız nereye kadar?
Umumi düzeyde konuşmaktansa, izleme şansı bulduğumuz bir filmden söz etmek daha faydalı. Nancy Schwartzman’ın ‘Tek Gecelik’ (The Line) adlı belgeseli, ‘tek gece’den yola çıksa da Türkçe’ye çevirisinden fazlasını vaat ediyor. Hele filmin bir insanın hayatında değiştirdiklerini, sonradan doğan web sitesi üzerinden bir toplumsal harekete dönüşünü gördükten sonra...
Schwartzman, yarım saatlik belgeselinde  kişisel bir hikâye anlatıyor. Görece muhafazakâr bir ailenin kızı olarak Amerika’da doğup 80 başlarının isyan ve cinsel hürriyet yıllarında büyüyen bir genç kadın... Uzun ve mesut olduğu bir ilişki sonrası buhranlı günlerinde, iş yerinden de tanışıklığı olan bir erkekle tek gecelik bir ilişki yaşıyor. Fakat o geceyi sonradan hiç iyi hatırlamayacak ve şunları sormaya başlayacak: Bir erkekle sevişmeye hazır olmak, sonra her şeyi kabullenmek anlamına mı gelir? Başta rızanın olması, kontrolden çıkan sonrasını hangi noktada tecavüz yapar? İnsanların cinsellikte sınırları nelerdir?
Filmde çeşitli uzmanların dışında, bir seks işçisiyle de görüşüyor Schwartzman. Ama en ağır yanı, tüm olaylara vesile olan erkeği tekrar bulup yüzleşmesi... Sonrasında whereisyourline.org  sitesi üzerinden bir harekete önayak olmuş belgeselcimiz. ‘Sınırlarını’ siteye yollayanlar, toplamda genel cinsellik algısı, bunun özel sınırları ve arada kalan saydam ‘kötülük’ üzerine bir veri tabanı oluşturuyor; farkında olmadan.