Kamboçya'nın çocukları Ayn'a emanet

Kamboçya'nın çocukları Ayn'a emanet
Kamboçya'nın çocukları Ayn'a emanet
Okuduğu bir yazının ona hissettirdiği 'yeterse yeter' duygusundan sonra hayatında ilk kez yurt dışına çıkmaya karar verdiğinde bunun sıradan bir turistik seyahat olmayacağını biliyordu. İstanbul'daki hayatını bırakarak Kamboçya'ya gidip orada yalnızca bir aşevi değil, aynı zamanda hem kendisi hem de oradaki çocuklar için bir hayat kuran Ayn ile hem geride bıraktıklarını hem de şimdisini konuştuk.
Haber: BİRCE ALTAY - birce.altay@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Otuzlu yaşlarının başında, kendini, hayatını seven, mesleğinde başarılı bir kadın. Büyükada’daki evinde yeşillerin içinde, bisikletinin tepesinde, İstanbul’un keşmekeşinden uzakta sürdürüyor hayatını. Hiçbir zaman ofis insanı olmamış, sabah dokuz akşam beş ne demek bilmiyor, evinden çalışıyor. Herkes sevgililerinin ardından ayrılık öyküleri yazar ya, o yemek kitapları yazıyor. Hatta sosyal mecralarda anonim olarak var olma tercihi de bununla alakalı biraz, tatsız bir eski sevgili hikayesi; bulunmamak, takip edilmemek için adını kullanmıyor, yüzünü göstermiyor fotoğraflarda. Üye olacağı bir site için kullanıcı adı seçerken daralıyor, ‘Ay ne bileyim!’ diye düşünüyor, ‘aynebilim’ yazıyor, bir süre sonra herkes ona Ayn demeye başlıyor…

Bir gün geliyor, bir yazı düşüyor önüne. Kamboçya’nın bir köyünde çöp toplayarak hayatını devam ettiren bir köyün halkından bahsediliyor. İnsanların, çocukların hali perişan. Okuduklarının, gördüğü fotoğrafların etkisinden çıkamıyor, kendisini küçücük, yaptıklarını da yetersiz hissediyor. Böyle olmaz diyor kendine, gitmeyi kafasına koyuyor. Hayatında daha önce yurt dışına çıkmamış ama korkmuyor. Alıyor uçak biletini, yalnızca birkaç arkadaşına haber verip çıkıyor yola.  Hakkında okuduğu o köye varıp,  Aynebilim Aşevini kuruyor, çocukları doyuruyor.  Aradan on dört koca ay geçiyor, planları büyütmüş, Kamboçya’daki o köy yuvası olmuş, İstanbul’a dönüyor. Ailesiyle hasret giderip özlediği yemekleri yedikten sonra, aşevine, çok sevdiği çocuklarına dönmeden hemen önce buluştuk  Ayn ile. Kamboçya turizm rehberi olarak görülmekten biraz bunalmış, çocuklardan bahsederken gözlerinin içi ışıldayarak, yüzünde dünyaya iyi olmak için gelenlere özgü o rüzgarla kuruluyor karşıma, anlatıyor da anlatıyor bir tabak irmik helvasını yerken…

 

Fotoğraf: Ziya Aktürer

Bir yazı okudun ve kalkıp gitmeye karar verdin. O yazıyı okumadan önce de eminim seni üzen, yaralayan pek çok şey okumuştun, görmüştün. Neydi o yazının özelliği, sana hissettirdiği?

-Yetersizlik. Ne yaparsam yapayım yetmeyecek, dedirtti bana o yazı. Sokakta karşılaştığım ihtiyaç sahiplerine yemek alıyordum mesela muhakkak, kıyafeti yoksa kıyafet alıyordum ama sonra bir daha görmüyordum onları. Ne yaptı, nasıl oldu, aç mı tok mu bilmiyordum. Kalıcı bir şey yapmadığım sürece yetmeyecekti.

Ve hiç düşünmeden kalkıp gittin...

Oturup üstüne düşünseydim gidemezdim Kamboçya’ya, bu çok açık.  Çünkü herkesin aklına bir şeyler geliyor, herkes içinden bir şeyler geçiriyor sonra başlıyor insan bunu nasıl yaparım, şu böyle olur mu acaba diye düşünmeye. O arada istek, heyecan, inanç kaçıyor.

‘AİLEME HABER VERMEDİM’

Aşevi için belge lazım olur mu, ev nasıl bulurum, dil bilmiyorum, nasıl olur diye de düşünmedin hiç.

 -Onların dilini geç, ben doğru dürüst İngilizce bile bilmiyorum. Onlar da bilmiyorlar nasılsa, bir şekilde anlaşırız, yolunu buluruz diye düşündüm. Vücut dili denen bir şey var, sevgi dili diye bir şey var, ona güvendim sadece.

Arkadaşlarına, ailene ne söyledin?

-Birkaç arkadaşıma söyledim yalnızca. Altı kız kardeşiz biz, bir ablam İstanbul’da yaşıyor, ona bile söylemedim. Bir buçuk ay telefonda idare ettim. Sonra söyledim, ben Kamboçya’dayım diye. Şaşırdı tabii, anneme o söylesin diye tembih ettim. Annem de yardımsever bir insan ama bu kadarı onun için fazla olurdu. Emri vaki yaptım. Yapmasaydım vazgeçirmeye çalışırlardı beni, biliyorum.

Vardın Phonom Phen’e, ne yaptın sonra?

-O yazıyı okuduğum blog’un sahibi arkadaşım karşıladı beni Özgür. Köyün yerini tarif etti. Tuk tuk kiraladım bir tane, yanımda çocuklara getirdiğim eşyalar vardı, gittim köye. Ne tuk tuk şöförü beni anlıyor, ne ben onu. Köydekilerle de anlaşamadım o gün. Yanımda getirdiklerimi çocuklara verdim, döndüm. Sonra evimi tuttum. Evi tuttuğum emlakçı ile iyi anlaştık, ona anlattım aşevi açmak istediğimi. Birlikte gittik köye, o oradakilere anlattı. Ondan sonra hızlı ilerledi zaten her şey.

Fotoğraf: Ziya Aktürer

Bağış olayı nasıl başladı?

-Aşevini açtım, dört ay boyunca kendim karşıladım her şeyi. Yemekleri pişirenlerin maaşından, malzemelere kadar her şeyi kendim aldım. Gündüzleri aşevindeydim, akşamları eve gidip tasarım işlerimi yapıyordum. Bir gün bir iş yeri sahibi arkadaşım bir süre sonra zorlanabileceğimi, sürekli olarak kendi paramla idare edemeyeceğimi hatırlattı. Sonra ben köye yemek ısmarlayayım, sen de bunu bir kağıda yazıp Facebook sayfasından paylaş, bak o zaman çevrendeki insanlar yardım etmek isteyecekler dedi. Denedik, hakikaten de haklı çıktı. Günün yemeğini insanlar sevgililerine, vefat eden yakınlarının anısına ısmarlamaya başladı. Sonra da hesapta bir para birikmeye başladı, benim kontrolüm dışında. O zaman işleri büyütmeye karar verdik.

Değer Deniz'in arkadaşları, doğum günü olan 14 Aralık'ta onun anısına çocuklara yemek ısmarladı

‘HAYALLERİMİ ÇOK KÜÇÜK TUTMUŞUM’

Living Field (Yaşam Tarlası) fikri böyle doğdu yani...

-Aynen.  Daha kalıcı bir şeyler yapalım diye düşündüm. Aşevi Kamboçya’nın en meşhur turistik alanlarından Killing Field’a çok yakın. Onun karşısında da boş bir arazi vardı, kiralıkmış, sacdan bir çatı yapıp bırakmışlar. Kirasını öğrendim, hemen tuttuk orayı. Kafamda bir proje yaptım hemen, içinde okul, restoran, atölye, kelebek parkı olacak, Killing Field’dan çıkan turistlerin uğrayıp rahatlayabilecekleri, köye de gelir kaynağı olacak bir alan tasarladım. Okulun inşaatı başladı hemen. O sırada da Fongogo hesabı açtık.

Para birikiyordu ama, neden Fongogo açtın o noktada? 

Aslında Kelebek Parkı için açmıştım kitlesel fonlama sayfasını ancak inşaat o kadar malzeme yemeye başladı ki okul için kullandık parayı. Kamboçya’da inşaat çok pahalı. Burada bir paket çimento 90 liraysa orada 90 dolar mesela. İnsanlar derme çatma evlerde yaşadıkları için, betondan evde oturmak parası olanların tercih ettiği bir şey. Şimdi daha farklı bir bağış kampanyası olacak, isteyenler 25 dolara okulun, kelebek parkının önüne döşenecek kaldırım taşlarından birini alabilecekler, istedikleri isim yazacak taşların üstünde.  

 

İşler büyüyor yani… 

Tabii, ben çok küçük tutmuşum hayallerimi. Bir miktar para birikmeye başladıktan sonra fark ettim. Kadınların yaptıkları takıları, sabunları satacakları, bir küçük dükkan, birlikte çalışacağımız restoran ve atölye de olacak Living Field’da. Nasılsa yemeğimiz yapılıyor, karnımız tok diye düşünüp hazıra alışsınlar istemiyorum. Para kazandıkları bir düzen ben gittikten sonra da devam etsin.

Bundan sonra hep Kamboçya’da olmayacaksın öyleyse?

Yok sanmıyorum, gitmek istediğim başka yerler de var. Kamboçya’daki düzen bensiz işleyebileceği zaman başka ülkelere gidip oralarda da aşevi açmak istiyorum.  Tayland’da Kayanlar mesela, onların arasında oldukça kötü koşullarda yaşayanları var. Vietnam’da bildiğim birkaç yer var, oralar olabilir. Vietnam sınırında Müslümanların yaşadığı bir kasaba var, orası da listemde.

Çocuklar için gideceksin ama yine?

-Evet, benim önceliğim çocuklar. Kamboçya’ya da onları görüp geldim zaten. Tamam, aileleri de kötü durumda, çok kötü besleniyorlardı ama alışmışlardı, bir şekilde geçiniyorlardı. Çocuklar öyle büyümesin istedim. Buraya gelince fark ettim mesela, buradaki çocuklar hiçbir şey için ağlamıyor. İstediği şeyi söylüyor ve susuyor, ağlayarak hiçbir şey elde edememiş çünkü.

Sana karşı ne hissediyorlar oradakiler?

-Başta ‘teacher teacher’ diyorlardı, sonra teyze demeye başladılar. Kimisi de adımı öğrendi Ayn diye geziyor peşimde. Sürekli bir aradayız, oyun oynuyoruz, köyde bir kahve var, oraya gidiyoruz birlikte, giderken kavga ediyorlar elimi tutmak için. Çok mutluyuz bir arada.

Aileler peki?

Ben ailelerin bana karşı bir minnet duygusu beslemesini istemiyorum. Karşılaşıyoruz ama özellikle gidip ziyaret etmiyorum çok. Gittiğim zaman el üstünde tutuyorlar tabii, en güzel yere oturtmak istiyorlar beni. Benim pişirdiğim yemekten ikram edenler bile oluyor.

Fotoğraf: Ziya Aktürer

‘BUNU TÜRKİYE’DE YAPAMAZDIM’

Facebook’ta bazen görüyorum, ‘Yaptığınız şey çok güzel ama keşke Türkiye’de yapsaydınız, burada da aç çocuklar var’ gibi yorumlar geliyor paylaştığın fotoğraflara…

Ben aşevini açtıktan sonra çok güzel insanlar tanıştım, ne iyi insanlar var dünyada diye düşündüren pek çok şeyle karşılaştım. Ama çok tuhaf insanlar da var, evet. Çocukların fotoğrafını paylaştım mesela, gülüyorlar, toklar, mutlular, birisi çıkıp altına arka duvar çok gri, hapishane gibi görünüyor burası diye yazmış. Çocukları görmeyip o duvarı görmeyi nasıl görüyorlar ben anlamıyorum. Bir de Türkiye’de yapamazdım ben bu işi. Keşke yapabilseydim. Ön yargıları kıramazdım bir defa, ‘kim bu kadın, nereden çıktı, neden bize yemek yapıyor’un cevaplarını kendi kafalarında onaylamadan kimse benim dağıttığım yemeği yemezdi. Hem Türkiye’de ben aşevinin kirasıyla, yemeğin parasıyla başa çıkamazdım, mümkün değildi.

14 aydan sonra ilk kez Türkiye’desin. Ne fark ettin? Nasıl hissediyorsun kendini?

Çok alışmışım ben Kamboçya’ya. Zaten hiç ‘geri gelmez miyim acaba?’ diye falan korkmadım. Giderken her şeye kendimi alıştırmış olmamın da faydası oldu. Yola çıkmadan ne kadar kötü koşullarda yaşayacağımı biliyordum ama bir amacım vardı, onun için gidiyordum zaten. Vardığımda da her şey tereyağından kıl çeker gibi gerçekleşti zaten. Yalnızca hijyen sıkıntısı devam ediyor.

Hala mı?

Evet, onu çok aşamadım. İki gün gitmedim inşaata, ustalar tuvaletten mutfağa pencere açmışlar mesela. Onlar için bir önemi yok. Kendi evlerinde de tuvalet, banyo olmadığı için bilmiyorlar zaten. Yemek konusunda da sıkıntı çektiğim oluyor hala zaman zaman, restorana falan gidecek olursam nasıl pişirdiklerine bakmamaya çalışıyorum. Kendi yiyeceğimi kendim pişiriyorum zaten çoğunlukla.

Fotoğraf: Ziya Aktürer

Siz de Kamboçya’da bu köydeki çocuklara yemek ısmarlamak isterseniz Aynebilim Aşevi’nin web sayfasına göz atabilirsiniz. Yalnızca yemek de değil, dilerseniz çocuklara dondurma ya da çikolata ile de küçük bir tatlı şöleni yaşatabilirsiniz. Ayn, yemek ısmarlayanların fotoğraflarını, köyde olup bitenleri, etkinlikleri ama en önemlisi çocukların tarifsiz mutluluğunu Aynebilim Aşevi’nin Facebook sayfasında paylaşıyor, kendinize iyilikle dolu nefes alacak bir alan yaratmak isterseniz Ayn sizleri oraya da bekler.