Kan damlayan bidonlarıyla yıllar sonra Arter'de

Kan damlayan bidonlarıyla yıllar sonra Arter'de
Kan damlayan bidonlarıyla yıllar sonra Arter'de

Vahap Avşar, bugün saat 16.00 da Arter de izleyicilerle söyleşecek.

'Son Damla' adlı işiyle katıldığı Ankara Garı'ndaki sergi yasaklanıp kaldırılınca Türkiye'yi terk eden ve 10 yıl süreyle sanatsal üretimine ara veren Vahap Avşar, hem sanata hem de ülkesine döndü
Haber: GÖKHAN AKÇURA - gakcura@gmail.com / Arşivi

Arter’in ‘İkinci Sergi’sinde en çok ilgimi çeken çalışmalardan bir bölümü Vahap Avşar imzalı olanlardı. 1995 yılında Ankara Tren Garı’nda açılan ‘Gar Sergisi’nde yasaklanarak bir günde ortadan kaldırılan kan dolu plastik bidonlardan oluşan ‘Son Damla’ adlı yerleştirmesi ilginçti. Ama beni 1970’li yılların kartpostallarından ürettiği resimler daha çok ilgilendirdi. Kendisiyle bu konuda konuştum.
Basın gezisi sırasında daha çocuk yaşta bu kartpostallara ilgi duyduğunu ve kopyalar yaptığını anlatmıştı. Önce bunları nasıl keşfettiğini ve resmetmeye başladığını sordum.
Vahap Avşar: “1975 yılında, çocuk yaşta resim yapmaya başladığımda dergi, kitap ve müze çok azdı ve kartpostallar çevremizdeki yegane görsel malzemeydi. TV henüz evlere girmediği için toplum olarak onlardan cok esinlenmiştik hatırlarsanız...”
Vahap Avşar’ın bu etkilenişi daha sonraki yıllarda da sürmüş. Lise yıllarında daha hiçbir sanatsal eğitim görmediği halde, reprodüksiyonlar yaparak para kazanmaya başlamış. Bu kez ilgisi kahve benzeri mekânların duvarlarında asılı olan ‘Alp Dağı’ manzaraları olmuş. ‘İkinci Sergi’de bu dönemini yansıtan tablolar da var. Bu konuyu irdelemek isteyince şöyle bir cevap aldım.
“Reprodüksiyon kopyalamaya 1975 yılında ilk yağlıboya resimlerimle başlamıştım. O dönemde en popüler kartpostal ve afişler Alp manzaralarıydı. Elime geçirdiğim her türlü resmin kopyasını yapıyordum. Kısa zamanda Alplere özel bir ilgi olduğunu farkettim. Daha sonra yavaş yavaş sanat tarihinin önemli tablolarının varlığını keşfettim. Ama bunları ele geçirmek cok zordu. İstanbula seyahat edip, Boğaz’da fotoğraflar çekip bunlardan resimler yapmaya devam ettim.” 

‘Ağlayan Çocuk’u arıyor
1995’teki sansür olayından, yani ‘Son Damla’nın kötü akıbetinden sonra Amerika’ya yerleşen Avşar, 2010 yılında Türkiye ’ye dönünce, bir dönem kendini bu denli etkilemiş olan kartpostalların peşine düşmüş. Özellikle de ‘Ağlayan Çocuk’ kartpostalının.
“Yıllar sonra İstanbul’a döndüğümde ilk önce çocuk yaşlarda yaptığım ‘Ağlayan Çocuk’ kartpostalını aramaya başladım. Fakat artık piyasada olmadığını hayretle fark ettim. Bu kartpostalı basan matbaa da kapanmıştı. Matbaa sahibini aramaya başladım. Sonunda bulup, önce o ‘ağlayan çocuk’ kartpostalını sordum. ‘Hatırlıyorum ama uzun zaman önce filmlerini kaybettik, arşiv ise çok büyük; bir yıl boyunca arasanız bile bulamazsınız,’ cevabını aldım. Kartların bir de 25 bin adetlik film arşivi vardı ellerinde. Elbette bu arşivi hemen görmek istedim. Uzun uğraşlar sonunda göstermeye ikna oldular. Çok kötü bir durumda olduğunu görünce, arşivi kurtarmak ve yeniden kazandırmak için devraldım. Kartpostallar yerlere atılmış karmakarışık bir durumdaydılar. Bir kısmı tahrip olmuştu, böyle kalırsa yakın bir zamanda yok olacaklardı. Bu yaz bir ay boyunca o arşivi elden geçirip düzenledikten sonra içlerinde müthiş ilginç seriler olduğunu keşfetmeye başladım. ‘İpdal’ serisi bunlardan biridir ve hâlâ üzerinde çalışıyorum.” 

Yüksek değil ‘alçak’ sanat!
Kendi hallerinde kesinlikle ‘sanat’ sayılmayan söz konusu kartpostalların yeniden üretilince ‘sanat’laşması hakkında ne düşündüğünü sorunca da “Doğru diyorsunuz, kendi hallerinde ‘yüksek sanat’ değil ‘alçak sanat’ kabul edilirler. İşlerimde görünmeyenleri görünür hale getirmeyi, ya da görünür olan şeylerin gizli anlamlarını ortaya çıkarmayı önemli buluyorum. Benim için önce kavram sonra biçim gelir. Bu işlerin kavramsal olarak önemi, 1970 ve 80’li yıllarda çok popüler olan, evlerin duvarlarını süsleyen bu masum asker resimlerinin darbeden sonra ‘yasak yayın’ kapsamına alınarak yok edilmesi, ortadan kaybolarak toplumun hafızasından silinmesi fenomeni ile ilgilidir. ‘İpdal’ serisi, söz konusu kartpostalları dev boyutlarda büyütüp basarak bu konuyu anıtsallaştırıyor. Bu çalışma, eskiden kartpostal olarak günlük hayatta yer alan bu imajları, sanat bağlamına sokarak, müze ve kitaplar kanalıyla tekrar dolaşıma sokarak yaşatma arzumun bir sonucudur” cevabını aldım.

Asker kartpostallarından ‘İpdal’ serisi
Vahap Avşar’ın matbaadan aldığı arşivde bir dizi asker kartpostalının bulunduğu zarfların üzerinin kırmızıyla ‘ipdal’ yazıldığını görmüş. Yanlarında da bir tarih: 16 Aralık 1983. Hep aynı erkek model; bazen denizci, bazen karacı, bazense havacı üniformasıyla, yanında hep aynı kadın modelle romantik pozlar vermiş. Büyük olasılıkla askerlik kurumunun imajını sarsacağını düşünerek bir yasak getirilmiş kartpostallara. Avşar, o yıllarda pek az kişinin duyduğu, belki de hiç fark edilmeyen bir yasağı fotoğrafa aktarıp görselleştirmiş.

Sosyalist ‘Ağlayan Çocuk’
İspanyol ressam Bruno Amadio’nun ağlayan çocuk resmi 1980’li yıllarda tüm dünyada en popüler imgelerden biri haline gelmiş, birçok şehir efsanesine konu olmuştu. Uğursuzluk getirdiği söylentisi üzerine Şili’de yasaklanması istenmiş; İngiltere’de itfaiyeciler tablonun bulunduğu evlerde yangın çıktığı inancıyla kaldırılmasını istemişlerdi. Türkiye’de ise sosyalist düşünceyi temsil ettiği gerekçesiyle afaroz edildi. 1979’da popüler bir dini dergi olan Sızıntı’nın ilk sayısının kapağında kullanılınca tartışmalara neden oldu.

Sadece bir gün sergilenebilmişti
Vahap Avşar’ın ‘kan’ dolu plastik bidonlardan (elbette bidonların içinde kan değil, kırmızı renkli boya var) oluşan ‘Son Damla’ adlı yerleştirmesi, sanatçının 1995’te Selim Birsel ve Claude Leon ile birlikte Ankara Tren Garı’nda düzenlediği ‘Gar Sergisi’nde yer almış ve sergi Ulaştırma Bakanlığı tarafından politik nedenlerle toplatılınca, sadece tek bir gün gösterilebilmişti. Bu deneyim Avşar’ın Türkiye’den ayrılışını ve 1998’den sonra da sanat üretimine uzunca bir süre ara verme kararını hızlandırmıştı. New York’a yerleşen Avşar, bu süre zarfında eşinin tekstil firmasında tasarımcı olarak çalışmıştı.
10 yıllık bir aranın ardından sanata geri dönen Vahap Avşar, 28 Aralık Salı saat 16.00’da Arter’de katılacağı söyleşide sanat macerasını anlatacak.


İlk sergisi Rampa’da açıldı
Uzun süre yaşadığı ABD’den Türkiye’ye dönen Vahap Avşar, buradaki ilk kişisel sergisini ise 25 Aralık’ta Rampa’da açtı. Kendine has muhalif ve politi-kritik kimliğiyle öne çıkan Avşar, bu açıdan özellikle Türk toplumu ve Türkiye üzerinden yaptığı ‘derin’ okumalarla gündeme taşıdığı pek çok konu ve ‘kült’ yapıtıyla beğeniyle izleniyor. Rampa’daki sergi bu yönüyle, sanatçının çeyrek asırlık kariyerinin kilometre taşları sayılabilecek ‘Supreme’ (2008), ‘Hz. Ali x Hz. İsa’ (1993), ‘Atatürk/Alfabe’ (1991), ‘Hotel Europa’ (1992), ‘Yemin Töreni’ (2010), ‘Özgürlük ve Macera’ (1992) ve ‘Beş Bin Türk Lirası’ (1986) gibi başlıca çalışmalarını da aynı çatı altında buluşturacak bir tür ‘ilk sergi’.