Kapoor'un 'dev'leri İstanbul'da

Kapoor'un 'dev'leri İstanbul'da
Kapoor'un 'dev'leri İstanbul'da

Anish Kapoor

Turner ödülü sahibi, eserleri dünyanın en önemli meydanlarını süsleyen çağdaş sanat yıldızı Anish Kapoor'un uzun zamandır merakla beklenen sergisi Sakıp Sabancı Müzesi'nde...
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Bir duvarın neredeyse tamamını kapsayan koca bir yarık... Sanki Sakıp Sabancı Müzesi büyük bir sarsıntıdan yeni çıkmış da hasarlarını atlatmaya çalışıyor gibi... Ancak aynı zamanda yarığın içinden görünen koyu kırmızı kiremitler, insana kendi tenini ve onun altındakileri anımsattığı için seyredenin içini de gıcıklıyor söz konusu eser. İşin başlığı da son noktayı koyuyor zaten: ‘Arkeoloji ve Biyoloji’...
Anish Kapoor’un uzun zamandır merakla beklenen İstanbul sergisindeki dev heykeller insanı önce ölçüleriyle sonra da sürprizli halleriyle etkiliyor. Tıpkı ‘Arkeoloji ve Biyoloji’de olduğu gibi bir yarığın ucu insanı ta derinden iğneleyen bir deneyime dönüşebiliyor. Ya da kayamsı parçalardan oluşan ‘Ejderha’da olduğu gibi kireçtaşına pigment enjekte edildiğinde insan kendini ‘psychedelic’ bir bilimkurgunun setindeymiş gibi hissedebiliyor. Dün gerçekleştirilen basın toplantısı sonrası sergiyi gezenlerin önemli bir kısmı, Kapoor’un ünlü içbükey yüzeylerinin sırrını çözmek için ellerini işin derinliklerine kadar götürüyordu. Tabii ki müze yetkililerinin “çizginin ötesine geçmeyin lütfen” uyarılarının gelmesi için fazla beklemek gerekmedi. Ama Kapoor illüzyonunun insanda nasıl bir etki uyandırdığını göstermesi açısından da sağlam bir anekdot gözlerimizin önünde gerçekleşmiş oldu.
Tabii ki kamusal alandaki yapıtlarıyla, mimarinin sınırlarına dayanan ölçekteki tasarımlarıyla tanınan bir sanatçıyı bir müze sınırları dahilinde konuk etmek pek kolay değil. Basın toplantısında da Sakıp Sabancı Müzesi Direktörü Nazan Ölçer’in sık sık hatırlattığı bir gerçek bu. “ Zaman zaman bir galeride dört vincin aynı anda çalıştığına tanık oldum. Tüm Sakıp Sabancı Müzesi büyük bir şantiyeye dönüşmüş gibiydi” diyor. Ancak “bir hayalimizdi” diye nitelendirdiği Anish Kapoor’u İstanbul’a getirme projesi için katlanılabilecek bir zahmet belli ki bu. Özellikle de Kapoor’un sürpriz bir şekilde daha önce hiçbir yerde sergilemediği taş eserlerini İstanbul’da görücüye çıkaracak olması düşünülünce.
‘Anish Kapoor İstanbul’da’ sergisinin ana eksenini de Kapoor’un bu taş eserleri oluşturuyor. Ölçer, “surlar şehri” İstanbul’a bu serginin nasıl yakıştığından bahsediyor. Kapoor ise serginin şaşaalı sunumundan şaşkın. “Her taraftaki bilbordlarda resmimi görünce kendimi bir devlet başkanı gibi hissettim” diyor. İstanbul’un artık çağdaş sanat yıldızlarını ağırlamaya alıştığı bir dönem için bile Anish Kapoor’un nasıl görkemli bir misafir olduğu buradan da belli.
Sergideki eserlerin büyük bir kısmı, İspanya’dan, İran’dan, İtalya’dan, farklı farklı coğrafyalardan gelen taşların, Kapoor’un atölyelerinde şekillenmiş hali. Kapoor, ısrarla taşların geldiği bölgelerin işlerin anlamında bir etkisi olmadığını söylüyor. Şekillenme kısmı ise küratör Sir Norman Rosenthal’in anlattığına göre bildik bir ‘şekillendirme’ süreci değil, Kapoor’un malzemeyle diyaloğunun ürünleri... Tonlarca ağırlıktaki taşlar işlenirken şekil de malzeme kontrolündeki bir sürecin sonunda kendini buluyor. Norman Rosenthal’in Kapoor’da bulduğu zamansızlığın (“Kapoor’un bu işleri antik Mısır’dan kalmış gibi de görünebilir, çağdaş da olabilir”) sırrı da burada. Rosenthal “Kapoor hiçbir zaman öyle dindar bir insan olmadı. Ama doğa kaynaklı bir ruhanilikle sonsuz mekânı işliyor gibi” diyor. Kapoor’un taş heykelleri, mekân ve hacim kullanımıyla sanat tarihinde ve onun doğayla ilişkisinde de açılan bir alan gibi. Zaten kendisi de “Sanatın ne olması gerektiğine dair tüm ortodoks görüşler şu anda daha da az anlam ifade ediyor. Önemli olan bu geleneğin içine dalıp yeni bir alan yaratmak” diyor.
Ancak tabii ki Anish Kapoor’un böyle kapsamlı bir sergisinin şu dönemde, İstanbul gibi bir yerde açılmasının güncel politikayla teması da gözden kaçacak gibi değil. Kapoor, basın toplantısında, neyse ki, bu alanla ilgili soruları da yanıtlıyor. Bugünün Ortadoğusu’nda ve Türkiye ’de nasıl bir gelecek gördüğü sorusunu kendi hikâyesiyle yanıtlıyor: “Başladığımda benimki gibi bir geçmişe sahip çok fazla sanatçı yoktu. İsmimden dolayı kadın sanatçı sanılıyordum. Ki bu hoşuma giden bir durumdu. Ama bir de Hindistan doğumlu olduğum için işlerim hep egzotik bir bakışla değerlendiriliyordu. Bu çok problematik. Şimdi bana Ortadoğu’da neler olduğunu sorarsanız, umarım Amerikalılar da diğer ülkeler de ellerini Ortadoğu’dan çeker derim. Ama sanatsal olarak her şeyin dışarıdan nasıl göründüğüyle değerlendirilmemesi gerek. Her bölgenin kendi içinde sanatsal bir diyaloğu var. Ve bu da dünyanın geri kalanıyla da ilişki kurulabilecek bir durum”.
Haliyle Kapoor’un ağzından doğrudan güncel politikayı işleriyle birleştiren bir söz almak imkânsıza yakın. Yine kendisinin basın toplantısındaki söylediklerine başvurmak en iyisi: “Doğrudan bir anlam değil de tam o anlama ulaşmadan önceki köşede durmanın peşindeyim.”

Anish Kapoor'a görkemli açılış