'Kar' eriyor Tartışma kızışıyor

Hepsi İmam Hatip mezunu, hepsi Marmara
İlahiyat Fakültesi son sınıf öğrencisi. Dört genç kız yıllardır girdikleri...
Haber: MURAT ÇELİKKAN / Arşivi

Hepsi İmam Hatip mezunu, hepsi Marmara
İlahiyat Fakültesi son sınıf öğrencisi. Dört genç kız yıllardır girdikleri, eğitim gördükleri okulun kapısından içeri giremiyorlar artık. Dört yıl okudukları okula bu yıl alınan kararla başörtüsü taktıkları için artık alınmıyorlar. Okula giremeyen, girmeyen 350 kız öğrenciden dördü onlar. Onları destekleyen 250 erkek öğrenciden ikisi de söyleşimize katılıyor. Onlarla okulun kapısında buluşuyorum. Ben girip okulu geziyorum, onlar kapıda bekliyor. Sorunlarını dile getirdiğim için teşekkür etmeye geldiklerinde oluştu bu fikir. Orhan Pamuk'un son romanı Kar'ı tartışmaya karar verdik. Pamuk'un kar nedeniyle dışarıya kapanan Kars şehrinde kurduğu küçük Türkiye tiyatrosunda onlar da başrollerden birindeler çünkü. Bunun dünyalarını tanımak, onları anlamak için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bir hafta sonra arıyorlar, altısı da romanı okumuş, notlar çıkarmışlar. Heyecanlılar.
Nasıl buldunuz Kar'ı?
Züleyha - Roman olarak değerlendirdiğimde pek akıcı değil. Bizimle ilgili olan yönüne gelince; kitabı bitirdiğimde düşündüğüm, yazarın aslında bizim gibi düşünen insanları sevdiğiydi.
Fatih - En fazla olması gereken psikolojik tahlillerdi, çünkü kişilikleri tanıtıyordu. İyi tahlil edilmeliydi ama bence bir eksiklik var. Abartıldığı kadar bulmadım. Normal bir roman, dil olarak da olağanüstü değil.
Kıymet - Ben kitabı sevmedim, dili basit geldi. Gerçek hayatla bağlantısı olmayan hayali unsurlar önde.
Hatice - Kitabın en beğendiğim yönü kar tasvirleri. Belki de işi, karın şiirselliği kurtarmış. Kitaptaki problem olayların içten gelen bir tanımdan çok dış gözlemlere dayanarak yapılmış olması. Biraz, sanki oryantalist bir bakış açısı var. Her insanın sonunda küçük de olsa inanca ihtiyaç duyması, bir şeye inanmak istemesi, bunu en çok yalnız olduğu anlarda hissetmesi bence güzeldi.
Büşra - Ben romana çok fazla
ısınamadım. Kendimi bulamadım kitapta, ya da kendime ait bazı duyguları bulamadım. Tasvirleri çok beğendim ama iç dünyalara hemen hemen hiç girilmemiş.
Özkan - Okuyucuya bir zihniyet pazarı sunuyor, her türden insan var kitapta. Fakat şöyle bir zaafı da var: Bu zihniyetlerin ortak bir yaşama iradesini ortaya koyamamış; ortada bırakmış. Benim için eksiklik bu. Karın biraz şematik biçimde insan yaşamının anlam haritası gibi ele alınması, her insanın bir kar tanesi olması bence yaratıcı, çok hoşuma gitti ve kitabı sıradanlıktan kurtarıyor. İnsanın kendi için ciddi şeyler ifade eden anlamları bulması ve kendisini yeniden tanımlaması açısından ufuk açıcı bir kitap.
Kitaptaki tipleri nasıl buldunuz?
Hatice - Bence buradaki yanlışlık, siyasal İslamı tanımlarken bunun eksenine, başlangıcına başörtüsünü koyuyor olması. Kürtçüler dernekçi, Jakobenler iktidar hırsıyla siyasette, İslamcıları da siyasi bir grup olarak temsil etmek üzere direkt öğrenciler sunuluyor. İmam Hatip öğrencileri ya da başortülüler. Bu yanlış.
Özkan - Erkek tipleri iktidarı, hırsı, otoriteyi, hiyerarşiyi sembolize ediyor; kadın tipleri ise her şeyi sevgi ve aşklarından dolayı yapıyorlar. Örtünmeyi mesela. Sadece Necip ile Fazıl'ın aşkları biraz daha yalın, çocuksu.
Fatih - İslamcı adıyla yapılan tanımlamalar dışarıdan bakan kişilerin tanımlamaları. Türban kavramı mesela, bize ait bir kavram değil. Biz kullanmayız, hele hele sütçü der gibi türbancı denmesini hiç benimsemeyiz. 'Siyasal İslam' için de geçerli bu.
Ben kitapta en çok Eğitim Enstitüsü Müdürü ile katilinin yaptığı konuşma bölümünü beğendim. Bu öldürme hakkında ne düşünüyorsunuz?
Züleyha - Katilin sağlıklı bir Müslüman psikolojisinden çok uzakta olduğunu,
akli dengesini biraz yitirdiğini düşündüm. Kendime baktım, 'din adına böyle bir psikolojiye bir Müslüman sahip olabilir mi böyle bir hak iddia edebilir mi' diye; hayır. Müslümana uygun bir tavır değil.
Kıymet - Müdür, 'Ben de sizin gibi Müslümanım' diyor, buna rağmen genç onu öldürmekte ısrarlı davranıyor. İslam'da Müslüman olduğunu söyleyen biri öldürülemez.
Olması gerekeni söylüyorsunuz, bu tür olaylar
olmuyor mu? İlahiyat Dekanı Zekeriya Beyaz'a yapılan saldırıyı anımsatıyor bu saldırı...
Fatih - Benim aklıma gelmedi ama her kesimde uçların olması doğal. İslam'ın içinde de vardır, başka kesimlerde de. Orada, öldürme olayında da açık bir fanatizm var. Bizim okulda dekana karşı yapılan hareket cahilane ve bilinçsizdi ama bir baskının sonucuydu. Bu hareketi masum göstermez ama sebepleri de gözardı etmemek lazım.
Kıymet - Burada gördüğüm insan yüzeysel ve cahil, bilgi ve kültür seviyesi yüksek değil. Ben bir paralellik olduğunu düşündüm.
Necip, Fazıl ve Mesut... Üç İmam Hatip öğrencisinin üç türbanlı kıza âşık olması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Büşra - İnsanlar kendi fikir ve kültür yapılarıyla uyuşan insanlara daha çabuk yakınlık duyabilirler. Bu Necip'le Fazıl'ın yanına bir de Nâzım'la Hikmet konsaydı, belki biraz daha iyi bir şey olurdu.
Hatice - Aşk doğal bir beslenme sürecinden geçmeden üst varlıklar, azizeler gözüyle bakılıyor başörtülü kızlara.
Züleyha - Üçünün aşkını da pek inandırıcı bulmadım. Bir erkeğin dindar da olsa başörtülü bayanları âşık olunabilecek kadınlar olarak gördüklerini düşünmüyorum.
'Bunlar benim düşünce yapıma sahip insanlar. Evlenilebilecek kadın ama âşık olunacak
kadın değil,' diye düşünürler. Onlar aşık
olmak için başörtüsüz kadınları seçiyorlar
ve 'Evlendiğimizde başlarını nasılsa örterler,' diyorlar. Bu nedenle erkeklerin bu kadar idealistçe âşık olduklarını düşünmüyorum.
"Romanda eksik olan inanç"
Peki başörtülü hanımlar böyle âşık oluyor mu?
Züleyha - Hiçbir kadın kendinden daha aşağı gördüğü bir erkeğe âşık olmuyor. Bu diğer kesim kadınlarda da böyle, bizde de.
Hatice - Sonuçta doğal bir duygusal etkileşim. Her insanın yaşayabileceği şeyler bunlar. Başörtülülerin de, inanan erkeklerin de.
Kıymet - Kitapta gerçek bir aşk yok.
Lacivert ile Kadife ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Züleyha - Biraz önce söylediklerimi o ilişkinin ispatladığını düşünüyorum. Lacivert'in kuvvetli bir erkek olması, dindar gösterilen Kadife'nin, hatta İpek'in dahi hayranlığını sağlıyor.
Ka, Kadife ile Lacivert'in kurtulması için başını açması pazarlığı yaparken, Lacivert için "Sonuçta o da bir Türk erkeğidir," diyor. Ne düşünüyorsunuz?
Kıymet - Erkeklerde böyle bir zihniyet var. Herhangi bir konu açıldığında erkek karar beyan eder, kadın reddeder veya onaylar ve erkek yine bildiğini okur.
Bu durum sizin başınızı örtmeniz ve bu konuda direniş yapmanızda da geçerli oldu mu? Size karışamazlar mı?
Kıymet - Tabii ki karışamazlar. Başımı açarım açmam, onlara ne.
Züleyha - Tepki verebilirler.
Büşra - Fikrini söyler tabii ki ama bu konuda bir yaptırım uygulayamaz. Nitekim öyle de oldu. Sınıfımızdan derse giren arkadaşlarla girmeyenler arasında herhangi bir problem yaşanmadı. Fikir ayrılığından bir soğukluk olmuş olabilir ama baskıya şahit olmadım. Olsaydı medyada abartılı olarak çıkardı.
Züleyha - Yine de insanın olduğu her yerde psikolojik bir baskı olduğunu kabul etmek gerek.
Beyler, kitaptaki aşklar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Fatih - Üç gencin hissettiği duygular doğal. Bizim de İmam Hatip'te benzerlerini yaşadığımız duyguları dile getirememe var. Yetişme tarzı, aldığımız kültür nedeniyle; sıkıntı da bundan kaynaklanıyor. Kitapta da bu böyle. Ka-İpek aşkı belki acımasız gelebilir ama bana aşk gibi gelmiyor. Fiziksel isteklere bağlıyorum.
Özkan - Üç gencin aşk duyguları çok normal, ütopik aşklar. Ama aşk bir iç süreç olduğundan, hepsinin âşık olduğu tip biraz daha imajinatif konumu olan Kadife. Bunu normal karşılıyorum. Ka'nın İpek'e aşkı konusunda ise aşk, kanaatimce, cinsellik torpiliyle talep edilecek bir bedenden öte bir şey olmalı. Aşkın biraz basite indirgendiğini söyleyebilirim. Türk erkeğini bir mağara adamı gibi yorumlayan anlayışlara çok şaşırmamak lazım. Türk erkekleri bu açıdan bu noktada biraz sabıkalı bence. Ka'ya katılıyorum.
Daha kritik bir konuya, Kadife'nin başını açma konusuna gelelim. Başını açma süreci hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kıymet - Kadife'nin gerçek inançlara bağlı olarak örtmediğini kitapta zaten görüyoruz. Örtme amacı inanç boyutunun dışında. Bu nedenle benimle örtüşmüyor çünkü ben inancım gereği örtüyorum.
'Bu yolla Alah'a ulaştım,' diyen Kadife inançsız mı sizce?
Kıymet - Hayır, inançsız demiyorum ama başını örtmesi inançtan değil.
Fazıl romanın sonunda "Ben artık evliyim, çocuğum var. Bu konularla artık eskisi gibi ilgili değilim," diyor. Hiç bundan beş yıl sonra bir dönüşüm yaşayabileceğinizi ve bugün okulu bitiremediğiniz için pişman olabileceğinizi düşündünüz mü?
Züleyha - Belki öyle hissedebilirim diye düşündüm. Ama bu doğru bir düşünce değil. Hayatımın hiçbir döneminde maddi unsurların benim için çok önemi olmadı, bundan sonra da olacağını sanmıyorum.
Kıymet - Dört yıl boyunca aynı sıraları paylaşan kızlar ve erkeklerden bir cinsi okula alıp birini dışarıda bırakıyorsun. Ama benim örtüm zamana bağlı bir şey değil. Okul dönemine, gençlik dönemine has bir şey değil.
Bu nedenle pişman olmayacağım.
Hatice - Şu anda yaşadığımız şey, her ne kadar dışarıdan bir topluluk davranışı olarak görülse de, aslında kendi gerçeklerimizin peşinde koşmanın ve onun mücadelesini vermenin durumu. Kendimi oluşturmaya çalışıyorum. İnşa ettiğim şeyler için pişmanlık duymayacağım, çünkü yanlış da olsa kararı kendim veriyorum.
Büşra - Duyulabilecek bir pişmanlık ancak şu olur, bu aldığım eğitimi daha yararlı kılamamak, diğer insanlara verememek ve bu ülkenin de böyle birçok insanı harcayan bir yer olduğunu görmek.
Hande karakteri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hatice - Özellikle İslamcı olarak nitelendirilen karakterlerde, İslam'ı ideal dünya anlayışı olarak benimseyip bunun dışına çıkmaktan korkan, kendine sıkı duvarlar ören, başka anlayışları gözden geçirmekten korkan, oralardaki ufak tohumlardan hayatının zehirlenebileceğini, değişebileceğini düşünen kendine güvenmeyen tipler çizilmiş.
Züleyha - Ben bunu hayal edebilirim ama bu hayal boyutunda kalır. Onun hayal edememesi kişilik olarak da değişeceğinden korkmasından...
Başını açabileceğini düşünür müsün?
Züleyha - Tabii düşünürüm ama bu illa yapacağım anlamına gelmez.
Saadettin Efendi tiplemesini nasıl buldunuz?
Fatih - Baskılar maalesef insanları yalnız bırakıyorsa, insanlar yalnızlıklarını giderecekleri, kendilerini güvende görebilecekleri bir gruba girmek zorunda hissediyorlar. Bu doğal bir süreç, romanda da iyi yansıtılmış. Sistem bireylerin dahil olduğu toplulukların başındaki insanı kendisine bağlı hale getirerek, onları daha kolay kontrol ediyor. Saadettin Efendi biraz da böyle bir portre.
Muhtar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Fatih - Darbeden önceki siyasal İslamcı diye tabir edilen muhtarla, darbeden dört yıl sonra yazarın görüştüğü muhtar arasındaki fark Türkiye gerçeğini bence çok güzel yansıtıyor. O siyasal yapının gerçekten değiştiğini iyi anlatmış.
Peki Sunay Zaim?..
Hatice - Kitap baştan sona Jakoben ve İslamcı kesimlerin gösterisi. Yazar öyle bir kurgu oluşturmuş ki sonunda ikisi birden yok oluyor. Biri Sunay Zaim'in, diğeri Kadife'nin şahsında. Bence İslamcı kesimin ele alınışındaki medyatiklik ve magazinel yaklaşım, deşifre edilen Jakoben kesim ve ideolojiyi dengelemek için.
Özkan - Sunay Zaim aydınlanmacı, Jakoben, Kemalist bir tip olarak lanse edilmiş. Yıllardır sistemi temsil eden Jakobenlerin insanları kavramlarla değil de şekillerle ve sembollerle gördüğü gerçeğini Orhan Pamuk çok iyi vurgulamış.
Fatih - Şunun hakkını vermek lazım. Belki Sunay Zaim tiplemesi de bizim kendi camiamızdan fanatiklerin çıktığını söylediğimiz gibi, o camianın fanatiklerinden. Böyle insanlar maalesef var. Ama bu bizim için bir genelleme yapmayı gerektirmiyor.



Kar, başörtüsü ve hayat
Hatice - İktidarı paylaşan insanlar birtakım cadı masallarına ihtiyaç duyuyorlar. Şu dönemde anlatılan cadı masallarının kahramanları olarak da biz seçildik, her dönem birileri marjinal hale getirilmeye çalışılıyor. Buna rağmen biz toplumda kendimizi marjinal hissetmiyoruz.
Fatih - Biz farkında olmadan siyasal kesimden bazıları bunu propaganda vesilesi olarak kullandılar, çok yanlış bir şeydi. Başörtüsü suç aleti olarak ilan edilerek bunu takan herkes cezalandırılıyor. Yani biri bir bıçakla cinayet işliyor, sen bıçak kullanımını yasaklıyorsun. Bu zulümdür.
Kıymet - Ben sokakta da geziyorum, hastaneye gidiyorum ama eğitimden yararlanamıyorum. Dil biliyorum, eğitimliyim ama başörtüm var ve bu onları rahatsız ediyor. Devlet hastanelerinde bir hademenin başını örtmesine hiç karışmazlarken, benim başörtülü bir doktor olarak görünmem onları rahatsız ediyor.