Karagöz, dülger ve Sait Faik

Karagöz, dülger ve Sait Faik
Karagöz, dülger ve Sait Faik
Ada tutkusu malum, ama üstad Sait Faik, balık dışında, ilhamını da denizden çıkardı
Haber: TAN MORGÜL - tan.morgul@radikal.com.tr / Arşivi

İstanbul ’u sevmeyen gönlün aşk konusundaki hali pür melalini Behçet Kemal Çağlar imlemişti. Hakeza İstanbul’u sevmeyenin balığı da çok sevemeyeceği aşikâr. Demek ki İstanbul sevilecek; yoksa aşktan ve balıktan mahrum kalmak iş değil. Kıt kanaat da olsa belli aralıklarla ‘aşk ve balık’ alınarak keyif topu olmanın memlekete büyük faydası olacaktır. Not edelim...
Konu İstanbul ve balık olunca da Sait Faik’in kapısını çalmak elzem oluyor. Memleketin en ‘leziz’ dergilerinden Yemek ve Kültür’de (Çiya Yayınları), Sevengül Sönmez’in yazısı hatırlattı da bu vesileyle biz de Sait Faik Abasıyanık’ı bir daha sevdik, tekne üstünde elde misina, ortada mangal ve nevale eşliğinde... Birkaç öykü ismi bile üstadın balık, balıkçılık, ada ve deniz tutkusunu açık ediyor; ‘Bizim Köy Bir Balıkçı Köyüdür’, ‘Ermeni Balıkçı ile Topal Martı’, ‘Sakarya Balıkçısı’, ‘Balıkçısını Bulan Olta’, ‘Sinağrit Baba’, ‘Dülger Balığının Ölümü’, vs... Belli ki ûstad denizden sadece balığını toplamamış, ilhamını ve karakterlerini de toplamış; kimi zaman oltanın ucuna bir karagöz takılmış kimi zaman da bir öykü. O denizden aldıkça, deniz ona vermeye devam etmiş. Usta da kıymetini bilmiş ama; topal martıya dertlenmiş, yaşlı balıkçının haline içerlemiş, oltasının ucundakine bile gönül yapmış. Yakaladığı karagözün küçüklüğüne içlenip balığı öperek denize atınca, yanındaki balıkçının çıkışına “Artık denizde benim öptüğüm balık dolaşıyor!” diyerek cevap vermiş... 

Sudan çıkınca yalvarırmış
Sait Faik’in bir öyküsüne baş tacı ettiği dülger balığının hikâyesi de balıkçı-balık saadetinin bir başka türlüsü... İngilizce’de John Dory, İtalyanca’da Pesca San Pietro olarak anılan dülgerbalığı, ismini Aziz Petrus’tan alıyor. Deveciyan’ın da kitabında yer verdiği hikâyeye göre, havari Petrus’un oltasına takılan dülger sudan çıktığı zaman yalvarır gibi ses çıkarmış (ki dülger de kırlangıç gibi sudan çıktığında inlemeye benzeyen ses çıkarırmış). Balığı parmakları arasında tutan Aziz Petrus ‘’Ailenin yanına git” diyerek balığı serbest bırakmış. Balığın iki yanında yer alan beneklerin de Petrus’un parmaklarının izi olduğuna inanılır. Türkiyeli Hıristiyanların da bu hikâyeye muhabbet gösterdiği bilinirmiş.
Ez cümle, Aziz Petrus’tan Sait Faik’e, tekne üstü keyfi kadar tekne üstü vicdanı da mühim. Bu vesileyle şimdilik dülgeri bir kenara koyun ve yakaladığınız her karagöze dikkat edin, belki yanında berisinde bir Sait Faik ‘dudak izi’ görürsünüz, kim bilir! 

Ehlikeyfin seyir defteri
Sırasıyla kayıkhaneli ahşap yalı, kahve, gazino ve en son meyhane olan Karışma Sen’in haliyle bir de ‘isim’ hikayesi var: Babanın mekânda yaptığı tadilata işkillenip habire karışan oğluna ettiği kelam, vefatıyla itibaren oğula böyle bir ilham veriyor, babanın anısı için. Nacar ailesi tarafından 1938 yılında temeli atılan gelenek şimdi Diana Zoto’ya ‘emanet’. Ki kendisi mutfaktan, servise kadar her alandan ilgi ve alakayı eksik etmiyor. Lezzetli mezelere özel dikkat gösterilmeli. Lahana yaprağında midyeli dolma ise başka bir hadise , tatmadan bilinmez!
Karışma Sen Restaurant: Kennedy Cad. (Sahil Yolu) No: 28-30 Cankurtaran Tel: 0212 458 00 81



Barış hemen şimdi! Hamsi hemen şimdi!
Poyrazköy Balıkçılar Kooperatifi 18 ton hamsiyi Samsun’dan Diyarbakır’a taşımış; il merkez ve ilçelerinde 6 bin yoksul aileye dağıtmak üzere... İşte mübarek böyle bir balık, bol olduğu zaman, boyundan büyük işlere kalkışıyor. Vakti zamanında Hopa Belediyesi Diyarbakır Kayapınar Belediyesi ile kardeş ilçe olmaya karar vermişti de fırtına kopmuştu. Demek hadiseye kıllananlar o dönem fazla hamsi tüketmemiş. Yoksa olacak iş mi, memleketin kuzeyiyle doğusu meşk edecek, hamsi buna sessiz kalacak. Kampanyayı organize edenlere de selam olsun, malum açlık, yoksulluğun en fena özeti. Açlığı hamsiyle (bi kere de olsa) bastırmaksa bu melanete verilecek en iyi cevap.